BİR GÜL AT BANA

Sözlükler gülü çiçeğin cins adı olarak tanımlıyor. Bir başka anlatıma göre gül bütün çiçeklerin adı. Gül her iklimde yetiştirilebilir, ama onun has bahçesi bizim şiirimiz, türkümüz, şarkılarımız. Çiçeklerin en gözdesi, en seçkini… Türlü çeşidini, kokusunu, elvan elvan, sarısı, beyazı, kırmızısıyla deste deste devşiririz. Ne güzeldir Kerkük türküsü:

“Beyaz gül kırmızı gül / Güller arasından gelir”

Derler ki, Âdem ile Havva’nın üzerinde kuruyup yere dökülen cennet yaprakları, güzel kokulu uçlar vermiş. Gül de bunlardan biriymiş. Hazreti Muhammed’in terinden doğmuş. Yunus, sarıçiçeğe “Gül sizin neniz olur?” diye sorar da çiçek “Ey Derviş, gül Muhammed teridir,” der… Süleyman Çelebi de “Terlese güller olurdu her teri / Hoş dererlerdi terinden gülleri’’ dizeleriyle dile getirmiş.

Gülün kat kat olan taç yaprakları ile ruhun manevi kapısı olan kalbin kat kat olması arasında bağlantı kurulur. Hıdrellezde gül ağacının altına niyet küpü konulur. Boncuk atma da gül ağacının altında yapılır. Gül dalına niyet çaputu bağlanır.

Bayburt türküsünü anımsadınız mı? TRT’de çok genç yaşta vefat eden Aynur Gürkan ne de güzel söyler, ruh dünyama nelerin gelmesine, içimin kıpır kıpır olmasına sebep olurdu:

“Ey gül dalı gül dalı
Oldum sana sevdalı
Gördüğüm günden beri
Sinem aşkınla dağlı

Saçları senden
Saç bağı benden
Var git ey güzel
Küsmüşem senden

Güzel ağlatma beni
Yabana atma beni
Ben senin aşıkınam
Bir pula satma beni”

Türkülerimize vücut veren ozanlarımız, gülü sevgilinin yüzüne, yanağına, ağzına hatta kulağına benzetirler. Bazen de bunları güle benzetmişler. Gül, rengiyle, kokusuyla şairlerin esin kaynağı, baharın, bahçenin ve kırların vazgeçilmez bir ögesi olmuş. Gül bulunmayan bahçeye girmeye değmez, denilmiş. Gül olmayan bahara, geldi gözüyle bakılmamış. O yüzden bahara “gül mevsimi” adını vermişler.

Gül, günlük hayatımıza giren çiçekler arasında her zaman özel bir yere sahip. “Gülü tarife ne hacet, ne çiçektir biliriz” dizesi, gülün ününü anımsatıyor. Gül konulu minyatür ve resimler geleneksel güzel sanatlarımızın gözdesi. Halk ozanlarımız kadar pek çok divan şairimiz de gülle ilgili şiirler yazmışlar.

Bizde gazel ve kasidelerde gül konusu sıkça işlenmiş. Halk hikâyelerimizde, efsanelerimizde, dini kıssalarımızda, gülün bülbülle serüveni anlatılmış. Onların pek çoğu türkülerimize yansımış.
Bu türkü Zaralı Halil’den alınmış. Bir bülbülün gül bahçesindeki feryadını anlatıyor.

“Gördüm ki gülşende edersin nida
Yandırdı bağımı bülbül-ü şeyda
Sen de mi olmuşsun dostundan cüda
Bülbül seherlerde bütün ağlarsın

Gonca mı maksudi dosta yananın
Kenan ellerinden haber mi aldın
Mevla’nın aşkına gelin mi kaldın
Bülbül seherlerde bütün ağlarsın

Söylersin söylersin kendi dilinde
Uyanır seherde vakti gelince
Bülbül seherlerde bütün ağlarsın
Şu garip gönlümü bütün dağlarsın”

Gül, şiirimize, efsanelerimize, türkülerimizde, şarkılarımıza, ilahilerimize; kültürümüzün motif ve sembolleri olarak yansıyor. Ümmi Sinan’ın, “Gül alurlar gül satarlar/ Gülden terazi tutarlar/ Gülü gül ile tartarlar/ Çarşı pazarı güldür gül” mısralarını içeren ilahisine, bir Divriği türkümüz; “Aşan bilir karlı dağın ardını / Çeken bilir ayrılığın derdini / Bülbül kaça aldın gülün narhını / Gül alıp satmanın zamanı değil,” diye karşılık verir. Gerçek olan gülün sevgi unsuru olduğudur. Çevreniz gül ile dolsa bile sevdiğinizin elinden alacağınız bir gülden daha değerli bir şey yoktur.

Botanikçilere göre, dikenli bir çalı olan gül, güzel kokusu ve çeşitli renklerdeki muhteşem çiçekleriyle, sanatın her alanında çok özel ve seçkin bir yere sahip… Çağdaş Türk şiirinde de gül sembolü sıkça kullanılmış. Güle sevgi beslemeyen, gülden esin olmayan şair yok gibi. Yahya Kemal,

“Zaman o gül gibi gül görmemiş zaman olalı / Gülün güzelliği dillerde dastan olalı” derken, Ahmet Haşim içerisinde bulunduğu melâl iklimini ve akşam vaktinin hüznünü, bir havuz başındaki gülle anlatmış:

“Yorgun gözümün halkalarında
Güller gibi fecr oldu nümayan
Güller gibi sonsuz iri güller
Güller ki kamıştan daha nalân”

Türkülerimiz geri kalır mı? Bakınız Muzaffer Sarısözen’in Mehmet İpek’ten derlediği şu Hatay türküsü sevgili ile gülü nasıl özdeşleştiriyor:
“Gül kuruttum gül kuruttum / Yâri sinemde uyuttum”

Gülün her çiçekten çok suya gereksinimi var. Şairler, aşkın gözyaşlarını gülün köklerine bağlamışlar. Hele yaprakları üzerine de çiğ taneleri, şebnemler düşerse, varın seyredin gülün güzelliği. Dikeni, dalı, yaprağı bile güzeldir. Tazelik, körpelik, incelik, narinlik, nazlılık, hepsi bir arada… Ahmet Muhip Dranas ne güzel anlatmış:

Yeşil pencerenden bir gül at bana,
Işıklarla dolsun kalbimin içi.
Geldim işte mevsim gibi kapına
Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ.

Açılan bir gülsün sen yaprak yaprak
Ben aşkımla bahar getirdim sana;
Tozlu yollarından geçtiğim uzak
İklimden şarkılar getirdim sana.

Şeffaf damlalarla titreyen, ağır
Koncanın altında bükülmüş her sak.
Seninçin dallardan süzülen ıtır,
Seninçin karanfil, yasemin zambak…

Bir kuş sesi gelir dudaklarından;
Gözlerin, gönlümde açan nergisler.
Düşen öpüşlerdir dudaklarından
Mor akasyalarda ürperen seher.

Pencerenden bir gül attığın zaman
Işıkla dolacak kalbimin içi.
Geçiyorum mevsim gibi kapından
Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ.

Elbette onlarca ata sözümüzde, deyimimizde, efsanemizde, şiir ve türkümüzde gül yerli yerinde. Onlar da gelecek yazıma kalsın.

Ahmet Özdemir

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir