DİJİTAL VİCDAN: AHLÂKÎ GRİ ALANLARDA FİKİR SAHİPLİĞİ

Türk Dil Kurumu’nun 2025 yılı için belirlediği “Dijital Vicdan” kavramı, uzun süredir yazmak istediğim bir konuyu tetikledi. TDK’nın bu kavramı gündeme taşıması, yalnızca teknolojik ve dijital bir dönüşüme değil; aynı zamanda insanın ahlâkî pusulasında, yön duygusunda ortaya çıkan bir belirsizliğe de işaret ediyor. Yapay zekânın hızla ilerlemesi, dijitalleşme ve teknolojik gelişmeler gündelik hayatı kolaylaştırırken; insanın en değerli soyut değeri olan vicdanı, vicdanın dış dünyadaki yansıması olan ahlâkı ve akademisyenler ile araştırmacılar için en önemli rütbe sayılması gereken fikir ahlâkını gri bir alana sürüklüyor.

Günümüzde ham bilgiye ulaşmak son derece kolay ve bu erişim hızı giderek ürkütücü bir hâl alıyor. Kitaplar, makaleler, kavramlar, veriler ve düşünceler saniyeler içinde gözümüzün önüne seriliyor. Ancak bu kolaylık, sanılanın aksine düşünsel ve zihinsel üretimi artırmıyor; bilakis, fikir oluşturma ve bilgiyi analiz etme zahmetini görünmez biçimde erteliyor. Asıl sorun ve ileride karşılaşacağımız asıl problem artık bilgiye ulaşmak değil; veriyi, bilgiyi ve düşünceyi sentezleyerek ona duygu, tecrübe ve kişisel bakış katıp gerçek anlamda fikir hâline getirebilmek.

İşte tam da bu noktada dijital çağın ahlâkî gri alanı kendini göstermeye başlıyor.

Bu dijital dönüşüm çağında, özellikle akademisyenler ve araştırmacılar açısından en büyük sorun; intihalin alıntı, atıf ya da kaynak göstermeme gibi klasik biçimleri değil, yeni fikir üretme ve bilgiyi derinlemesine analiz etme tembelliğinin normalleşmesidir. Yapay zekâ ve dijital araçlar, bugün hayatın neredeyse her alanında bilgiyi derleme ve düzenleme işlevini üstlenerek yeni fikir sancısını çoğu zaman bastırmakta, düşünme ruhunu felç etmektedir. Zihin ve akıl, üretimden adeta paydos ettirilerek bilgi üreten kurucu bir merkez olmaktan çıkarılıp, bilgiyi sadece toparlayan bir araca indirgenmektedir.

Bu durum, başka bir sorunu da beraberinde getiriyor: Sözlü ya da yazılı olarak dile getirilen fikirlerin yetimleşmesi, sahipsizleşmesi. Dijital ortamda emek verilmeden, üzerinde düşünülmeden, hatta bedeli ödenmeden ortaya çıkan bir düşüncenin ne kadarı gerçekten söyleyenin fikridir? Dijital vicdana tam da bu noktadan bakmak gerekir. Üstelik hız çağında yaşıyor olmamız, fikirlerin hemen kâğıda dökülmesi ve hemen yayımlanması baskısını da beraberinde getirmektedir.

Bir arkadaş toplantısında, akademik bir görüşmede ya da bir dost meclisinde paylaşılan bir düşünce filizi -özellikle ileride üzerinde çalışılacağı da vurgulanmışsa- yazıya dökülmediği için kolayca “ortak akıl” zeminine çekilebilmektedir. Oysa fikir, yazılı olsun ya da olmasın fikirdir ve sahibine aittir. Kaydının olmaması, onun ahlâken alınabilir olduğu anlamına gelmez. El çabukluğu marifet sayılarak dijitalin sersemletici cazibesine kapılıp bu düşüncenin hızla yazıya dökülmesi, dijital vicdansızlığın ve dijital ahlâksızlığın ta kendisidir.

Fikir, bal gibidir. Nasıl ki bir balın değeri yalnızca varlığından değil; arının dolaştığı çiçeklerden, topladığı polenlerden ve katlandığı zahmetten geliyorsa, fikir de yalnızca bilginin yan yana dizilmesiyle oluşmaz. Bilgi, fikrin hammaddesidir; fakat onu fikir yapan şey, insanın tecrübesi, duygusu, algısı ve çoğu zaman sancılı bir düşünme sürecidir. Arıyı çiçekten ve polenden mahrum bırakıp şekeri bal yapmaya zorladığınızda, ortada bal benzeri bir madde bulunabilir; tadı vardır ama faydası yoktur. Bugün dijital çağda üretilen pek çok düşünce de böyledir: bilgi vardır, hız vardır, düzen vardır; fakat emek, derinlik ve vicdan eksiktir. Bu yüzden mesele bilginin artması değil, fikrin hangi emekle ve hangi vicdanla üretildiğidir.

Bu zahmetli süreç devre dışı kaldığında geriye yalnızca başkasının düşüncesini daha düzgün ifade etmek kalır. İşte bu durum, fark edilmeden yapılan fikir sahiplenmelerini artırır ve en basit ifadeyle dijital vicdana ve dijital ahlâka ters düşer. Asıl sorun tam da buradadır: İnsanlar çoğu zaman bu tür sahiplenmeleri hırsızlık olarak görmez, hatta görmek istemez. Oysa dijital vicdan, tam da bu iç konuşmaların sorgulanmasıdır.

TDK’nın “Dijital Vicdan” vurgusu bu nedenle önemlidir. Çünkü mesele teknoloji değil; teknolojinin sunduğu kolaylıkların insanı fikrî emekten uzaklaştırıp uzaklaştırmadığıdır. Eğer fikir üretmek zahmetli gelmeye başlamışsa, dijitalleşme ilerleme değil; ahlâkî bir gerileme üretir.

Bugün ve yarın asıl sorumuz şudur:
Bilgiyi hızla çoğaltan bir çağda, fikri kim, nasıl ve hangi vicdanla üretiyor?

Yusuf Emrah

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir