RAMAZANNÂME 1

Evvel selâm bâdel kelâm diyerek başlayalım söze efendim.

Allah’ın selâm ve mağfireti hepimizin üzerine olsun inşâallah.

Maddî ve manevî olarak huzur ve dinginliğin hâkim olduğu on bir ayın sultânı olan Ramazân-ı Şerîf’i idrâk etmeye başladığımız şu günlerde âcizane kalemim de niyet etti her güne bir şeyler arz etmeye. Faydalı ve bereketli olması niyazıyla söze başlayalım.

Her sene, dillere pelesenk olmuş bir söz ile başlar Ramazân-ı Şerîf, “Nerede o eski Ramazanlar…” Günün hatta ânın kıymetini bilmediğimizin belki de en bâriz göstergelerindendir bu söz. Zira hep geçmişe bir özlem ve bitmek bilmeyen bir gelecek kaygısı ile insan yaşadığı ânı her daim kaçırır elinden. Hâlbuki dün dünde kalmıştır azizim. Yaşanmış, öğrenilmiş anları ve halleri ile dün dünde kalmıştır.

Bu gün, bu ay, bu sene ise şimdi burada sisteme yüklenmiştir. Ve dahi yaşamaya yaşanmaya hazırdır. O zaman gelin bu güne dair hasbihal etmeye başlayalım. Elbette dünü dünleri konuşalım ve hatta Ramazân-ı Şerîf’in terminolojik, İslâmî ve tarihî dokusu üzerine de konuşalım. Ve dahi söze ilk oradan başlayalım derim, ne dersiniz?

Ramazân: “Yaz sonunda ve güz mevsiminin başlarında yağıp yeryüzünü tozdan temizleyen yağmur” anlamındaki ramadî kelimesinden ya da “kılıcı veya ok demirini inceltip keskinleştirmek için iki yalçın taş arasına koyup dövmek” anlamındaki ramd mastarından türediği de ileri sürülmüştür. Genellikle “şehr” (ay) kelimesine izâfe edilip şehru ramazân şeklinde kullanılır.

Kaynaklarda bu aya niçin Ramazân adının verildiği hakkında farklı açıklamalar yer alır. En fazla kabul göreni ise bu ayın rastladığı mevsim gereği çok sıcak ve yakıcı bir özelliğe sahip olduğu için bu adla anılmış olmasıdır.

Müslümanlarca sabır, rahmet, mağfiret ve bereket ayı olarak kabul edilen, büyük bir coşku ve heyecanla karşılanan Ramazân-ı Şerîf’in başlıca özellikleri şu şekilde sıralanabilir:

  1. Kur’ân-ı Kerîm bu ayda indirilmeye başlanmış olup âyet ve hadislerde bin aydan daha hayırlı olduğu bildirilmektedir. Kadir gecesi de bu mübarek ayın içindedir. Bir âyette Kur’an’ın Ramazân-ı Şerîf ayında, bir başka âyette mübarek bir gecede, bir diğerinde Kadir gecesinde inmeye başladığı haber verilmektedir (el-Bakara 2/185; ed-Duhân 44/1-3; el-Kadr 97/1). Kadir gecesi Ramazân-ı Şerîf içinde mübarek bir gecedir.
  2. İslâm’ın beş şartından biri olan oruç, bu ayda tutulur (el-Bakara 2/183-185.)
  3.  Hz. Peygamber’in (sav) inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek kılan kişinin geçmiş günahlarının bağışlanacağını bildirdiği ve kendisi de bizzat kılarak ümmeti için sünnet olduğunu gösterdiği teravih namazı bu aya mahsus ibadetlerdendir.
  4. Maddî bir ibadet olan fitrenin, bu ayın sonunda ve bayramdan önce ödenmesi gerekmektedir. Bu ayda yapılan diğer yardımların da öteki aylara göre daha sevap ve faziletli olduğuna dair hadisler bulunmaktadır. Dolaysıyla, Ramazân-ı Şerîf’te ödenmesi gerekli olmamakla birlikte Müslümanlar zekâtlarını bu ayda ödemeyi âdet haline getirmişlerdir.
  5. Bu ayın sonunda itikâfa girmek sünnettir. Kaynaklarda Hazreti Peygamber’in (sav) Ramazân-ı Şerîf’in son on gününde itikâfa girdiğinin ve bu âdetini vefatına kadar devam ettirdiğinin, onun ardından hanımlarının da itikâfa girdiğinin haberi verilmektedir.
  6. Bazı hadislerde bu ayda umre yapanın hac sevabı alacağı, diğer ibadet ve amellere de öteki aylara göre daha çok mükâfat verileceği bildirilmiştir.
  7. Kur’an ayı denilen Ramazân-ı Şerîf ayında çokça Kur’an okuyup tefekkür etmek müstehap kabul edilmiştir. Hz. Peygamber’in Cebrâil ile karşılıklı Kur’an okumasına dayanan mukabele uygulaması da bu aya mahsus geleneklerdendir.

Öyleyse bizler de bu mübârek Ramazân-ı Şerîf’i hakkıyla karşılayıp gereği gibi âmel etmeye niyet ve gayret edelim.

Menekşe Özkaya Tutum

 

Menekşe Özkaya Tutum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir