“Nur-ı Huda dehre doğsun
Şehr-i rahmet saye salsın
Ağalarım şehr-i sıyâm
Cümleye mübarek olsun”
Ramazan nâme
Ramazan-ı Şerîf’in kadîm işareti ve güzel âdetlerinden olan Ramazan topu ve Ramazan şerbetine doğru hep beraber bir yolculuğa çıkalım da hem iftarımızı açalım güzel güzel hem de ağzımız bir güzel tatlansın, ne dersiniz…
Ramazan Topu
Ramazan-ı Şerîf’de iftar ve imsak vakitlerinde top atılması geleneği, Osmanlı döneminde 1800’lü yılların başlarında başlamış ve günümüze kadar süregelmiş bir adettir. Bu adet ilk olarak 1821 yılında sadece Anadolu hisarındaki topun ateşlenmesi ile başlamıştır. Hemen peşinden Rumeli hisarındaki topların da iftar ve imsak vakitlerinin halka duyurulması için kullanıldığını 1827 yılından itibaren Yedikule surlarından da atış yapıldığını resmi evraklardan görmekteyiz. İstanbul için önce Anadolu Hisarı’nda peşinden Rumeli Hisarı’nda ve Yedikule Surları’nda yapılmakta olan iftar ve imsak vaktinde top atılması âdeti, Balta limanı, Selimiye Kışlası gibi diğer mahallerden de zaman içinde yapılmaya başlanmıştır.
Ancak o eski devirlerde imsak ve iftar vakitlerinde top atılması âdeti günümüzde büyükşehirlerde neredeyse terk edilmiştir. Ama aldığım bazı duyumlara göre Anadolu’daki birçok beldede bu gelenek hâlâ şükür ki devam etmektedir.
.Ayrıca günümüzde bazı yerlerde iftar vaktinin duyurulması için kurusıkı top atışları yapılmakta, bazı yerler de ise ses bombaları kullanılmaktadır.
Davulcular
Bu mübarek ayın alâmet-i fârikası niteliğindeki Ramazan davulcuları, teknolojinin bu kadar gelişmediği zamanlar için hayatî bir önem taşırdı. Günümüzde olduğu gibi, eskiden de Ramazan ayında halkı sahura kaldırmak için Ramazan davulcuları vardı. Bunlar sokak sokak dolaşırlar ve Ramazan’a uygun şiir ve manilerle Müslümanları sahura kaldırırlardı. İşte bu manilerin meşhurlarından bir tanesi:
Besmeleyle çıktım yola
Selam verdim sağa sola
A benim devletlü efendim
Ramazan’ın mübarek ola
İftar sofraları
Eskiden Ramazan-ı Şerîf’de en çok ehemmiyet verilen şeylerden birisi ve en önemlisi de iftar sofraları idi. İftardaki hakiki maksat ise aç ve muhtaç olan fakir fukarayı doyurmaktı. Herkes kendi imkânları doğrultusunda dost ve ahbapları iftara davet ederdi. Ayrıca hali vakti yerinde olan zevat da ihtiyaç sahipleri için geniş iftar sofraları kurardı. Bu güzel gelenek günümüzde de hâlâ devam etmektedir.
Eskiden iftar sofraları diğer zamanlardaki sofralardan daha farklı olurdu. Şöyle ki Ramazan-ı Şerîf’de iftar sofralarında iki aşamadan oluşuyordu. İlk aşamaya ”iftariye” deniyordu. Bu aşamada orucun verdiği açlık ile yemeklerin hızlı bir şekilde tüketilmesini önlenmek için sofrada yemekten önce: hurma, zeytin, pastırma, reçel, sucuk, pide vs. bulundurmak âdettendi. Hatta bazı zengin ve kibar konakların sofralarında balık yumurtası ve siyah havyar da bulunurdu.
Yine iftar sofralarında mutlaka çorba ve pastırmalı yumurta bulunurdu. İftariyeler bitirildikten sonra akşam namazını kılmak isteyenler namazını kılar daha sonrasında yeniden, hazırlanmış olan sofranın başına oturulurdu.
Ayrıca sofrada başka bir tatlı olsa bile mutlaka güllaç da ikram edilirdi. Ve iftardan sonra namazlar kılınır, kahveler içilirdi.
Yine iftar boyunca her evin kapısı açık tutulur o anda oradan geçen her kim varsa istediği eve girerek orucunu açabilirdi. Eğer yabancı birisi iftara geldiyse kim olduğu sorulmazdı. İftarını tamamlayan kişi gitmeye hazırlanırken ev sahibi tarafından kendisine, onun sevap işlemesine yardımcı olduğu için mutlaka “diş kirası” denilen bir miktar para yahut münasip bir hediye verilirdi.
Osmanlı şerbeti
Neredeyse 600 yıllık bir geçmişe sahip olan şerbetler akla gelebilecek her türlü meyve ve çiçekten yapılırdı. Tarçın, zencefil, gül, reyhan, meyan kökü, kızılcık, nar, ayva, lavanta…
Ayrıca demirhindi şerbeti, en çok tercih edilen şerbet olarak biliniyor.
Şerbet, bal ve şekerle tatlandırılmaktadır. Bu gelenek az da olsa günümüzde de devam etmektedir.
Ramazan gecelerinde bal şerbeti ikram etmek Osmanlı Devleti’nde âdet idi. Bu geleneğe Teravih şerbeti adı verilmektedir. Hatta Osmanlı devrinde bu iş için vakıflar kurulmuştu. Bunlardan biri Sultan IV. Mehmed’in annesi Hatice Turhan Sultan’ın Yeni Cami ve yanına yaptırmış olduğu vakıftır. Burada Ramazan ayı geldiğinde iftardan sonra halka şerbet dağıtılırdı. Şayet Ramazan ayı yaza rast gelmiş ise şerbetler içine kar atmak sureti ile soğutularak ikram edilirdi. Bu geleneğin bugün de uygulandığı yerler mevcuttur.
Eğer hâlâ bir fincan şerbet içmediyseniz tez vakitte içmenizi tavsiye ederim. Zira her damak tadına uygun şerbetler günümüzde de hâlâ satılmaktadır. Ayrıca şerbet yapmak o kadar zor değildir. Evde kaldığımız şu günlerde kolaylıkla bir şerbeti yapmayı deneyebilirsiniz diyor ve sözü salimen burada sırlıyorum.
Menekşe Özkaya
- RAMAZANNÂME 4 - 09.04.2023
- RAMAZANNÂME 3 - 01.04.2023
- RAMAZANNÂME 2 - 25.03.2023
- RAMAZANNÂME 1 - 25.03.2023
