SADIK YALSIZUÇANLAR; MÜTEBESSİM, MÜTEKÂMİL, MÜTEVAZI HÂTIRALAR

Derviş. Zamane dervişi. Modern zamane dervişi. Kırklanmış modern zamane dervişi. Kırklara karışmış modern zamane dervişi. Kitaplarının sayısı kırkı geçince, saymayı bırakmış modern zamane dervişi.

Zayıfça bir vücut, açık genişçe bir alın, ince biçimli bir ağızla adeta kafiyeli kaşlar, uzunca kulaklarıyla vezinli uzunca bir burun, daima mehabetle bakan siyahı kahverengisine galip bir çift siyah göz, ben Doğuluyum ağam diye haykıran kumral bir yüz; işte size Sadık Yalsızuçanlar.

Gönül adam. Evet; o bir gönül hastası, o bir gönül ustası, o bir gönül işçisidir.

Güle sevdalıdır. Yaptığı da gül alıp gül satmaktır; kokladıklarını da bize koklatmaktadır eserlerinde.

O bizim çağdaş Mevlana’mız, asrî Yunus’umuzdur. Nitekim medeniyetimizin iki büyük zirvesine ait Dün dünde kaldı cancağızım / Bugün yeni şeyler söylemek lâzım’ın birebir uygulayıcısı, Gelin tanış olalım / İşi kolay kılalım / Sevelim sevilelim / Dünya kimseye kalmaz’ın birebir yaşatıcısıdır.

Malatya doğumlu, Ankara yaşamalı, İstanbul odaklıdır ya, bakmayın siz onun şehirlerine; Sadık Yalsızuçanlar şehirlerin şiirlerin; ırkların dillerin; asırların çağların; zamanların ve mekânların dışında, üstünde, fevkinde bir âdemdir. Kâh bu çağdadır kâh Asr-ı Saadet’te; kâh Mekke’dedir kâh tekkede; kâh Prizren’dedir kâh Horasan’da. Bir akşam Yesevî’nin misafiridir başka bir akşam Demir Baba’nın; Hacı Bayram’a da Hacı Bektaş’a da uğramasa, Fuzuli’yle Baki’yle söyleşmese yaşayamaz.    

Kaç yıl önce tanışmışız, kaç yıllık dostuz; beş, on, kırk, kırklarca senedir; hatırlamıyorum. Yüzlerce kez bir araya geldik, değil mi? Değil. Esasında beş, belki de altı kez. Yedi olmaz. Ama aramızdaki muhabbetin, dostluğun, vefanın… ölçüsü, sayısı, rakamı yok. Sayıdan vareste.

Eskiden, kooperatif furyası zamanı, sınırlı sorumlu… diye başlayan kurumlar vardı. Sadıkcığımla muhabbetimiz tam da bu; sınırsız sorumsuz, sayısız rakamsız.

Can kardeşim o benim. Aziz ağabey’iyim ben onun. Gerisi teferruat.

Buncadır. Bu kadardır. Böyledir.

‘Meğer Nasreddin Hocamız Yaşıyormuş’

2014 Baharı. Edirne Valisi Hasan Duruer’in Balkanlar Kültür Sanat özel danışmanıyım. Bir yandan da Edirne Yazarlık Mektebi’ni organize ediyorum. Edirne liselerinden 100 yetenekli gencin eğitim gördüğü yazarlık mektebinde, şiir atölyesinde Ercan Yılmaz, öykü atölyesinde Sadık Yalsızuçanlar, deneme atölyesinde Mehmet Nuri Yardım ve biyografi – portre atölyesinde Fahri Tuna olarak ben, dersler veriyoruz.

Adapazarı’ndan Edirne’ye Hasan Vali’nin yakın dostu Hâfız Hasan Çolak ile gidiyorum, bir seferinde. O gün yazarlık atölyemiz de var. Dolayısıyla Sadık da Edirne’de. Akşam, Meriç kıyısındaki öğretmenevinin restoran bölümündeki yemekte, Vali Hasan Duruer’in ev sahipliğinde, Edirne protokolü de var, eşleriyle beraber. Yalaza (doğaçlama mizah) üstadı Hâfız Hasan Çolak anlatıyor, kahkahalar havada uçuşuyor. Hasan Hoca, arada, değme Sanat Müziği sanatçılarına taş çıkartırcasına, Münir Nurettin Selçuk’un, Dönülmez akşamın ufkundayım, vakit çoook geççç’ini veya yakın dostu Âmir Ateş’in bestesi, Ben seni unutmak için sevmedimmm’i icra ediyor ki, mükemmel. Ardından da yine bir Âmir Ateş bestesi, Bir kızıl goncaya benzer dudağın’ı enfes okuyor. Önündeki leziz köfteyi, şarap renkli Edirne’nin meşhur hardaliyesi ile birlikte yudumlayan Vali Duruer, bana takılmadan ve kara mizah yapmadan edemiyor:

– Şarkı ile hardaliye ne de güzel gidiyor ha.

Kahkahanın bini bir para bu gece. Sadık da çok mutlu.

Aynı yılın sonbaharı. Hazırlamakta olduğum Yaşayan Nasreddin Hoca; Hâfız Hasan Çolak adlı biyografi çalışmam için Sadıkcığımdan da bir yazı istiyorum. Gönül dostu Sadık, yirmi dört saat geçmeden, kitap için şu yazıyı gönderiyor: (Bakalım Sadık ne söylüyor…)

Hasan Çolak hocayı, Fahri Tuna ağabeyin kurduğu bir dost meclisinde tanıdım. Ayrıldığımda hâlâ gülüyordum. Zaman zaman Hasan hoca aklıma geldiğinde kendi kendimi gülerken yakalıyorum.

Meğer hem bir İslâm ârifi olan hem de ironiyi en üst düzeyde kullanan Nasreddin Hocamız yaşıyormuş. Meğer Nasreddin Hocalar, İncili Çavuşlar, başka bir zaman ve mekânda, hoca ya da başka bir kişilikte karşımıza çıkabiliyormuş.

 Hasan Çolak gibi hocaların güler yüzlü, toleranslı, rahat, özgür ve nüktedan diline, tavrına, edasına çok ihtiyacımız var. Fahri Tuna’nın bu güzelim kitabı çok kıymetli hizmet görecektir.

‘Allah Enerjini Artırsın Fahri Abi’

2017 Aralık ayında Tarsus Edebiyat Mektebimizin kapanış töreninin konuğu, Sadık Yalsızuçanlar kardeşim. Başta Şair Ahmet İşler, ben, yedi sekiz kişilik bir grup karşılıyoruz, Tarsus Kültür Merkezi bahçesinde Sadık’ı. Kucaklaşıyoruz. Her zamanki gibi, gönülden. O günlerde, Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Köroğlu Yazarlık Mektebi, Manisa Akhisar Yazarlık Mektebi, Kocaeli Akademi Lise Yazarlık Mektebi ve Tarsus Yazarlık Mektebi’ni hem organize ediyor, hem deneme- portre atölyelerinde yazarlık dersleri veriyorum ya. Sadıkcığım, iltifat ediyor sağ olsun:

– Fahri Abi, Allah enerjini artırsın!

– Estağfurullah kardeşim, diyorum yavaş bir sesle.

O da yavaş bir sesle söyleniyor:

– Daha ne kadar artıracaksa!

Hep beraber kahkahaları koyuveriyoruz. Ben yine mukabelede bulunuyorum.

– Hem amin hem estağfurullah.

‘Sadık Yalsızuçanlar?’ ‘Sait Faik Hikâyesini Yazdı: Lüzumsuz Adam’

15 Aralık 2017. Star Gazetesinin Cumartesi ekinde 33 Soruda Sadık Yalsızuçanlar başlıklı bir söyleşi yapmıştım onunla. Ne zarif, ne samimi, ne özgün bir söyleşiydi o öyle. Tadımlık bir bölümünü alıyorum buraya:

“TRT? En uzun gece.

Belgesel? Bel ve boyun fıtıkları. Kronik migren. Çene düşüklüğü. Seyyah-ı fakir.

Firdevs Hanım/Vildan Hanım? Yarenler… Yoldaşlar…

Çocuk/Çocukların? Muhammed Hasan göz aydınlığı. Muhammed İkbal, incelik ve zekâ. Hatice, can. Zeynep canan. Ali ise Şah Ali Sultan.

Rüya Sineması? Sinema bir düş makinasıdır.

Gezgin? Beni dünyada gezdiren roman. En Büyük Bilge. Endülüs’ten Malatya ve Konya’ya oradan Şam’a. En son Sofya’daydı.

Açık Deniz ve sonraları? Adı üstünde, – Yahya Kemal üstadın dediği gibi- kıyısız deniz. Seyirciden çok kendim için yaptığım program.

116? 111 artı 5. Aaaa bütün numaram bu. Ne diyordu Büyük Âkif: Üç buçuk nazma gömülmüş koca bir ömr-i heder!”

Ah Sadık, günümüz Türk edebiyatının en Lüzumlu Adamı’sın sen be kardeşlik. Yapma yahu.

Aziz Ağabey Diye Başlayan, Gönül Isıtan, Alındı Mesajları

Yaklaşık beş yıl, – bu da yaklaşık otuz sayı, otuz yazı demek – Sadık Yalsızuçanlar’ın genel yayın yönetmeni olduğu Edebiyat Ortamı Dergisinde portreler yazdım. Yazımı her gönderdiğimde, aldığına işaret, aziz ağabey, diye başlayan kıpkısa, sımsıcak, yansısı upuzun mesajları, gönlümü ısıtmış ve ışıtmıştır daima.

Ne aziz bir zarafet. Hakikatli ve zarafetli kardeşim o benim.

Üç kez kalp ameliyatı oldu. (Allah tekrarından muhafaza eylesin, dördüncüye muhtaç etmesin.)

Van Denizi Kıyısında İki Saatlik Harika Muhabbet

En son Van’da beraberdik. Proje müellifi ve organizatörü olduğum, sekizer atölyeli, liseli 200, üniversiteli 200 toplam 400 gencin sekiz ay süreyle sanat-edebiyat-yazarlık eğitimi aldığı Van Valiliği’nin Akademi Van’ı. Kapanış töreni konuğu olarak davet etmiştik onu. 01 Haziran 2024. Her zaman ki gibi, tıpkı onu davet ettiğim Edirne, Tarsus, Bolu, Bilecik gibi, hiç yüksünmeden Van’a da uçtu geldi.

Yanında eşi Firdevs hanım da vardı. Şair Müştehir Karakaya, Yazar Mehmet Şeker ve eşi Ülkü hanım, Hikâyeci Mukadder Gemici ve kızı Zeynep, ben Fahri Tuna ve eşim Gülseren hanım, Ressam İsmet Yedikardeş ve eşi Müzeyyen hanım, Karikatürist Osman Suroğlu ve eşi Makbule hanım, yönetmen İsmail Güneş ve eşi Aynur hanım… Son derslerin bitiminde, akşamleyin, Van Denizine (Vanlılar göl değil deniz diyorlar, çokta haklılar) nazır, nefis bir yaz akşamında, çaylar kahveler eşliğinde muhabbetin dibine vuruyorduk elbirliğiyle.

Leziz bir akşam yemeğinin ardından, iki saati aşkın, millet, memleket, medeniyet, merhamet, büyüklerden bahseden, harika bir edebî sohbete şahit olduk. Yudum yudum, içe içe. Kaç kez Yesevi’nin adı geçti, kaç kez Sarı Saltuk’un, kaç defa Yunus’un, kaç defa Niyazi Mısri’nin, sayamadım.

Tadına doyamadık muhabbetin.

Muhabbetin lokomotifi elbette Sadık’tı.

Bir’den Bin’e Kanatlanan Bir Gönül Dostu

İçi dışı bir az insan tanıdım, altmış beş yıllık ömrümde; bana içi dışı bir, dost söyle, deseniz, tartışmasız ilk aklıma gelecek odur.  

Tasavvufa hem içeriden hem dışarıdan bakabilmeyi başarmış ender fanilerdendir. Bildikleri ve yaşadıkları bir’dir onun.

Kâh bu dünyadadır, kâh ötelerde; kâh dündedir, kâh yarında; kâh surettedir, kâh sirette; binde bir’i yakalar, bir’den bine uzanır.

Laledir, güldür, gülizardır, gülistandır onun eserleri.

Sevilmesi de, okunması da, ödüllendirilmesi de hep bundandır.

O Türk-İslam Medeniyetinin sadık bir sevdalısı; o bin yıllık Anadolu kültürünün sadık bir yaşatıcısı; o bin beş yüzyıllık bir gönül medeniyetinin sadık bir aktarıcısıdır; kelime kelime, cümle cümle, kitap kitap. Hikâye hikâye, roman roman, belgesel belgesel.

İsimlerimizden nasibimiz vardır, der kadim bir hüküm: El-hak doğrudur, inanırım; Sadık Yalsızuçanlar, kadim bir medeniyetin sadık bir sevdalısıdır hiç kuşku yok ki…

 Bilgisi çok ama irfanı az bir çağın çocuklarıyız. En büyük ihtiyacımız, bilgi ile gönlü birleştiren ârifler değil midir? Sadık Yalsızuçanlar bilgi ile sevgiyi tevhid etmiş, tevlid etmiş, teçhiz etmiş çağdaş ariflerimizdendir işte.

Çağdaş Horasan erenimizdir o bizim.

Anadolu ve Rumeli erenlerini de isim isim, menkıbe menkıbe, türbe türbe araştırmış ve günümüze aktırmıştır.

O bir edep, saygı, sevgi abidesidir adeta.

Mütebessim bir çehreyle bakar, mütevazı bir yürüyüşle yürür, mütekâmil bir edayla konuşur daima.

Yoksulların, yoksunların, yoklukların safında yer tutmuştur her zaman.

Makam mansıp, para pul, şan şöhretle hiç alakası olmamıştır; bu kadar meşhurluğuna rağmen.

Kırklar Sofrasının müdavimlerindendir.

Türkçesi analarımızın, atalarımızın, Anadolu’nun Türkçesidir; berrak, canlı, derin.

O çektikleri, yazdıkları ve anlattıklarıyla geleceğimizi oluşturuyor adım adım.

Çağdaş bir derviş, çağdaş bir ermiş, çağdaş bir bilmişimizdir o.

Edebiyatımızın modern dervişi.

Gönlüyle yazdıkları yarışan adam. Yaraşan adam. Yakışan adam.

Fahri Tuna

“SADIK YALSIZUÇANLAR; MÜTEBESSİM, MÜTEKÂMİL, MÜTEVAZI HÂTIRALAR”için bir yanıt

  1. Biz okuyucuları da tv.açık deniz programından bugüne kadar sadık yalsızuçanlar ı zevkle takip ediyoruz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir