“Organizatör Hamdi” kitabım, benim on dördüncü biyografi çalışmam. Kitap, 1961-86 yılları arasında çeyrek asırlık bir tiyatro, müzik, konser tanıklıklarıyla dolu.
Hamdi Özarutan Bey, Engin Cezzar-Gülriz Sururi’den Ulvi Uraz’ın Hababam Sınıfı ve Keşanlı Ali Destanı‘na, Toto Karaca-Muzaffer Hepgüler Tiyatrosu’ndan, Üç Maymun Kabare Tiyatrosu’na ki Müjde Ar, kardeşi Mehtap Ar, Özcan Özgür gibi sanatçıların orada oynadığı seneler. Deve Kuşu Kabare’yle Zeki Alasya-Metin Akpınar, Ahmet Gülhan, Yalçın Gülhan’ı da getiriyor. Hababam Sınıfı‘nda temayüz eden, Zeki Alasya-Metin Akpınar, Ahmet Gülhan, Gül Akelli, Halit Akçatepe gibi gençlerle, Haldun Taner’in Vatan Kurtaran Şaban adlı oyununu, Anadolu’ya götürüyor, gitmediği şehir kalmıyor. Sıraselviler’de, Kulüp12’nin altında, bir tiyatro salonu açıp adını Devekuşu Kabare Tiyatrosu koyuyor. Amatör bir genç olarak Kemal Sunal’ı da ekibine katıyor, Vatan Kurtaran Şaban, burada iki yıl kapalı gişe oynuyor.
Nejat Uygur Tiyatrosu’nun Alo, Orası Tımarhane mi? oyununu, Ankara Meydan Sahnesi’nin Zihni Göktay, Kartal Tibet, Ayşen Gruda, Yılmaz Gruda gibi oyuncularını da getiriyor.
Onlarca tiyatro grubu ve oyunlarıyla, tüm Türkiye’de, 40’ın üzerinde şehirde yüzlerce oyun sahneletiyor Organizatör Hamdi. Birbirinden ünlü şarkıcı ve türkücülerle, ülke genelinde yüzlerce konser organize ediyor.
Birbirinden ilginç, birbirinden renkli, bazen düşündüren bazen güldüren hatıralarla dolu kitap.
İstedim ki, aralarından bir kısmını sizlerle de paylaşayım. Hem o dünyanın perde arkasına ışık tutalım, hem de elli-altmış yıl öncesinden kesitler yansıtalım okurlara.

Tiyatrocu Toto Karaca, “Oğlum Cem’le İlgilenir misin” dedi, İlgilendim, Cem Karaca Diye Bir Şarkıcı Doğdu
Türk tiyatrosundaki önemli bütün oyunları Adapazarlılarla buluşturduğum 1970’lerin başlarında, müzik piyasasıyla da ilgilenmeye başladım. Buna biraz da Toto Karaca neden oldu.
Tiyatro Sanatçısı Toto Karaca’yı Adapazarı’na getirdiğim oyunlardan tanıyordum. Ahbap olmuştuk. Yine bir Adapazarı turnesinde Toto Hanım, bir gün bana “Yetenekli bir oğlum var. Adı Cem. Onunla da bir ilgilenir misin lütfen Hamdi Bey,” diye ricada bulundu. Yıl 1970-71 filan.
Cem, o zaman 15-16 yaşlarındaydı. Şarkıcı olmaya çalışıyordu. “Tabii ki, elimden geleni yaparım,” dedim. Cem Karaca’ya Melek Sinemasında dört beş kez konser düzenlediğimi hatırlıyorum.
Bu sırada Anadolu’ya tiyatro turneleri yaparken, niye müzik yapan sanatçılarını da götürmeyeyim diye düşündüm. O günlerin en popüler sanatçılarından Ajda Pekkan’la işe başladım. Yirmi günlük bir anlaşma yaptım.
20 Günlük Anadolu Turnesi Anlaşması Yaptığım Ajda Pekkan, Paris’ten Aradı: Gelemeyeceğim Diye. Atladım Uçağa, Doğru Cenevre’ye. İkna Oldu
Turnenin başlamasına on gün kala Ajda bana Paris’ten telefon etti: Ben turneye gelemeyeceğim. Maksim’in patronu Fahrettin Aslan bana izin vermiyor, çok özür dilerim dedi. Atladım uçağa, doğru İsviçre’ye. Cenevre’de buluştuk.
Benim için bu turne ölüm kalım meselesidir dedim. Geri kalan parasının tamamını da orada verdim. Ve Fahrettin Aslan’dan izin meselesini de çözerek Türkiye Turnesine başladık. Kendisi de bu turneden çok mutlu oldu.
Ajda Pekkan’ın Yirmi Günlük Turnesi Kırk Güne Uzadı. Edirne’den Antep’e Bütün Türkiye’yi Dolaştık
Turneyi uzattık, turneyi kırk güne çıkarttık. Yaklaşık 40-45 şehir demekti bu. En büyük iş yaptığım yerlerden biri Edirne’ydi.
Edirne’den Mersin’e Adana’ya Antep’e kadar gitmediğimiz yer kalmadı. Konserlerimiz çok büyük ilgi gördü.
Ajda Pekkan’ın kadrosunda İskender Doğan, Cahit Berkay ve Moğollar, Sevda Karaca ve Metin Ersoy da vardı. Ajda’dan önce onlar sahne alırlardı. İyi de paralar kazandım.

1976’da ŞAT Yapımı Kurduk; Tüm Türkiye’de Genç Yetenekler Aramaya Başladık
1976 yılında Atilla Özdemiroğlu ve Şanar Yurdatapan’la birlikte Şat Yapım isimli bir müzik yapım şirketi kurduk. Birçok genç yetenekler buradan yetişti.
Başta Melike Demirağ olmak üzere, Füsun Önal, Esmeray, İskender Doğan, Cici Kızlar gibi genç yetenekleri eğitip müzik dünyasıyla tanıştırdık. Hepsi birer star oldular.
Bu arada genç yetenekler arıyoruz. İzmir’de Sevgi diye bir hanımdan bahsettiler. Şanar’ın kardeşi Onur Yurdatapan ile Sevgi Hanımı izlemeye gittik. Sahneye yakışan bir tipti hakikaten ama sesi bize hiçbir umut vermedi.
Ardından Sahneye Fatma Yıldırım Adında Çıtı Pıtı Bir Kız Çıktı, Sesi Muhteşemdi
Tam konserden ayrılalım derken, çıtı pıtı, 17-18 yaşlarında Fatma Yıldırım isminde bir genç kız sahneye çıktı. Türk Sanat Müziği söylüyordu, Olmaz ilaç sine-i sad pareme… İnanılmaz bir yorum. Aradığımız sesi bulduğumuzu hissettim. Kendisini kuliste ziyaret ettim. Bir kuaförde makyaj ve güzellik uzmanı olarak çalıştığını söyledi. İstanbul’a davet ettim. Bize ilk sözü, “Benden hiçbir şey olmaz. Daha önce denedim, olmadı olmuyor” oldu.
Kartımızı verdim, “fikrinizi değiştirirseniz bizi ararsınız” dedim.
Fatma Yıldırım Diye Şarkıcı Adı Olmaz Diye Ona Sezen Aksu Adını Verdik
Nitekim bir ay kadar sonra bizi aradı. Uçaktan çok korkuyorum, otobüsle İstanbul’a gelebilir miyim, dedi, gel dedik. Fatma Hanım, kalktı İstanbul’a geldi. Melike Demirağ’ın evinde onu bir hafta-on gün misafir ettik. Stüdyo çalışmalarına başladık. “Kaybolan Yıllar” adlı ilk plağını çıkarttık. Sene 1977. Adını da Fatma’nın yerine Sezen koyduk. Böylece Sezen Aksu da müzik hayatına girmiş oldu.
Onunla Anadolu’da yüzlerce konserler yaptık, festivallere katıldık. Sezen Hanım, dört dörtlük bir hanımefendidir. Yardımseverdir.
Defalarca Adapazarı’nda konser yaptık. En son 1994 yılında Adapazarı Kapalı Spor Salonunda Uğur Yücel’in de katıldığı bir programda, mide kanaması geçirdi. Konserimizi tamamlayamadık.
Sezen Aksu ile diyaloglarımız, yaklaşık elli senedir, sevgi ve saygı çerçevesinde sürmektedir.

Antep’te Konser Öncesi Bana Cem Karaca Rica Etti, “Şu Delikanlıya da Şarkı Söyletir misin Abi” diye, Söylettim, Şirketimize Aldık: Adı Edip Akbayram
Yaklaşık bir ay süren Anadolu’ya konser turneleri düzenlerken, konser öncesi oranın yerel sanatçılarını da sahneye çıkartıyordum.
Bir gün Antep’teydik. Kadromuzdaki sanatçılardan Cem Karaca, ayağı aksak bir delikanlıyı sahneye çıkartmamı istedi, Abi, şu gence de şarkı söyletir misin? dedi. Olur dedim. Çıkarttık. Sesini çok beğendim. Kartımı verip İstanbul’a davet ettim. Kısa süre sonra geldi. O delikanlı hepinizin bildiği Edip Akbayram’dır.
Aynı yıllarda bir Ordu turnesinde, asıl konser öncesi yine yerel bir sanatçıyı sahneye çıkarttık. İnanılmaz güzel Karadeniz türküleri söylüyordu. Kendisini İstanbul’a davet ettim. Gelmek istemedi. Kahveci olmak istiyordu. Hayali, bir kahvehane sahibi olup saz çalacak, türkü söyleyecek, çay kahve satacaktı. Davetim ve ısrarım üzerine İstanbul’a geldi ve bildiğiniz meşhur türkücü Kâmil Sönmez oldu. Tanıdığım en vefalı ve mükemmel insanlardan biriydi. Bana olan sevgisinden soyadını Kâmil Arüta yapmak istiyordu. Bu kadar yakındık. Allah rahmet eylesin, nurlar içinde yatsın. Birçok yeni sanatçı kazandırmaya çalıştık.
Ankara’da Bulduğum Gençler: Osman Yağmurdereli, Faruk Tınaz
1976 yılı. Ankara’da Büyük Sinemada yaptığım organizasyonlarda beni ziyarete gelen üç delikanlı var. Yetenekli olduğunu gördüğüm için İstanbul’a davet ettim. Şişli’de bir bekâr evi tuttum. Bu üç genç, ileride seslerini hepimizin zevkle dinlediği, Osman Yağmurdereli, Faruk Tınaz ve Kâmil Sönmez’di.
Ankara Halk Oyuncuları Topluluğu, Asiye Nasıl Kurtulur diye bir oyun sergiliyordu. Seyrettim. Olağanüstü güzel bir oyundu. Oyunun içinde bir genç, çok güzel Karadeniz türküleri söylüyordu. Oyun sonrası adını sordum. Adım Kâmil Sönmez dedi. Baktım ki bana Ordu’da ısrarla ilgilenmem söylenen kişiydi.
Bu oyuna Anadolu turnesinde yaptığım gibi, Kâmil Sönmez’i de Nesrin Topkapı ile beraber bir yıl kapalı gişe oynadığımız Baküs Müzikholünde sahneye çıkarttım, birlikte çok başarılı şovlar yaptılar.
Faruk, Osman ve Kâmil ile birçok şehirde konserler verdik. Üçüyle Anadolu’da birçok turne yaptık.
Üçü de maalesef genç yaşta rahmetli oldular.
Kocaeli Fuarı’nda Karamürsel Emniyet Amirinin Çocuğunu Sahneye Çıkarttık. Çok İyi Bir Ses. Adı Ahmet Özhan
Kocaeli Fuar sahnesine Karamürsel Emniyet Amirinin genç yetenekli oğlunu sahneye çıkardık. Yirmili yaşlarında var yoktu. Sonra bu kardeşimiz Türkiye çapında bir sanatçı oldu. Adı Ahmet Özhan.
Anadolu turnesi yapacağız. Dev bir kadro kurdum: Ahmet Özhan, Seyyal Taner, Müjdat Gezen, Selçuk-Rana Alagöz… Anadolu ile bağlantılarını yaptım. Her tarafta duyuruldu.
Bir hafta kala Ahmet Özhan, turneye katılamayacağını söyledi. O sıra İzmir Fuarında çalışıyor, Efes Oteli’nde kalıyordu.
Atladım İzmir’e gittim. Odasına çıktım. Turneye gelmesi gerektiğini izah etmeye çalıştım. O ise buradaki programına devam etmek durumu olduğunu söyledi.
Ahmet Özhan, Söz Verdiği Türkiye Turnesini İptal Etmeye Kalkışınca, Gittim, Masasına Bir Kurşun Bıraktım
Cebimden bir kurşun çıkarttım, masasının üzerine koydum, “Bunu ya kendine ya bana sık; gelmek zorundasın, zira bütün Anadolu’da duyurular yapıldı” dedim. O da Müjdat Gezen’i telefonla aradı, durumu anlattı. Müjdat da telefonda ona “Hamdi Abi ciddi adamdır, o ne diyorsa, yap,” dedi. Ahmet Özhan benden yere eğilerek özür diledi. “Turneye geleceğim, mermi sende kalsın” dedi.
Bu arada sahibi olduğum Tur Organizasyon firması sürekli kendini yenilemiştir. Somut bir örnek verecek olursak, atıl durumdaki Efes, Selçuk, Pamukkale, Avanos, Bodrum Kalesi, Bergama gibi yerlerde konser vermek için, Kültür Bakanlığı’nın, valiliklerin ve belediye başkanlıklarının kapısını çokça çaldım. Çünkü tarihî yerlerin tanıtılmasını sağlamak istiyordum. Bu yerlerde birçok konser verdik.

Parasını Alan Neşet Ertaş, 8.000 Kişilik Konsere Gelmeyince Seyirci Bizi Taşlamaya Kalktı, Bizi Ani Başlayan Fırtına ve Yağmur Kurtardı.
Nitekim Denizli’de, Pamukkale amfi tiyatroda vereceğimiz bir konsere Ankara’dan Neşet Ertaş’ı da davet ettim. O da Denizli’ye geldi. Ertesi günkü konser için bütün parasını istedi. İzmir’e gitmesi gerektiğini, ertesi gün konser saatinde Pamukkale’ye geleceğini söyledi. Verdim, gitti.
Gündüz saat 14.00’te Pamukkale’de başlayan konserde, aniden bastıran bir yağmur fırtına, bütün teknik ekibi, ses düzenini işlemez hale getirdi. Ben sahneye çıktım, programa devam edemeyeceğimizi, sanatçılardan Ahmet Özhan’ı, Seyyal Taner’i, Müjdat Gezen’i ve diğer sanatçıları yağmur altında sahneye çıkardım, selam vermelerini sağladım. 8.000’e yakın seyircinin 7.000’e yakını konser alanını terk etti.
1.000 kadar kişi ısrarla Neşet Ertaş’ı görmek için tezahürat yapmaya başladı. Kendisinin otele döndüğünü söyledim. İlla istiyoruz, gelsin görelim diye tutturdular. Getiremeyince de bizi taş yağmuruna tuttular. Ani bir fırtına çıktı da beni kurtardı.
Meğer Neşet Ertaş, benden aldığı parayla o gün yurt dışına gitmiş, Almanya’ya. Bir yirmi sene de dönmedi.
Yağmur yağmasaydı ve Neşet Ertaş’ı sahneye çıkartmış olsaydık, o taş yağmurundan herhalde biz de nasibimizi alırdık. Beni yağmur ve fırtına kurtardı.
En güzel iş yaptığım, en büyük para kazandığım yerlerden birisi Mersin, Adana, Antep şehirleriydi. Yeri gelmişken onu da söylemeliyim.

Suna Yıldızoğlu’nu Çetin Alp’e Âşık Eden Turne
Suna Yıldızoğlu, aslen İngiliz olan bir sanatçımızdır. Suna adını alıp Türk vatandaşı olmuştu.
Suna Yıldızoğlu adıyla hem şarkıcı hem sunucu olarak, onu bir turne programına kattım. Turnede birçok sanatçı vardı tabii ki.
Bizim turnede Suna Hanım, sanatçılarımızdan Çetin Alp’e âşık oldu. Çetin de o sıralarda Eurovizyon Şarkı Yarışmasında Türkiye’yi yurt dışında temsil ediyordu.
Bu büyük aşk üzerine, Suna, kocası Kayhan Yıldızoğlu’ndan ayrıldı ve Çetin Alp ile evlendi. Halen ailece görüştüğümüz iyi bir aile oldular.
Adapazarı’nda Sağcı Gençler, Nazım Hikmet’i Nasıl Alkışladı
Yine Adapazarı. Yıl 1966. Nazım Hikmet’in bir oyununu Adapazarı’na getirdim.
Bıyıkları aşağıya doğru sarkık, enteresan bir takım gençlerin topluca bilet aldıklarını, elemanım Necdet Güngörsün bana bildirdi. Şüphelendim. Sağ-sol olaylarının yavaş yavaş başladığı yıllardı.
Dönemin Valisi Ertuğrul Ünlüer ve dönemim Sakarya emniyet müdürü Şükrü Balcı’ya gidip durumu anlattım. Hemen tedbir aldılar. Sıra başlarını satmayın, dediler. Emniyet Müdürlüğü, olay çıkma ihtimaline karşı sıra başlarına sivil polisleri yerleştirdi.
Nazım Hikmet’in Yolcu adlı bu oyununda Tuncay Kurtiz, Cahit Irgat ve Suna Keskin oynuyorlardı.
Oyunun sonunda, solcu Nazım Hikmet’i protesto etmeye gelen o sağcı seyirci topluluğu, oyuncuları ayakta alkışladı. Çünkü oyun milliyetçiliği destekleyen çok güzel bir oyundu.
Nazım Hikmet’in bir oyunu da böylece Adapazarı’nda ilk ve son defa oynanmış oldu.
İlginçtir, halk böyle ters şeylere aşırı ilgi gösteriyordu. Nitekim Kadınlar Iııh Derse ve Demirel’e Söylerim isimli oyunları, Yargıtay izniyle oynadığımı ilan ettim. Ve Türkiye genelinde büyük seyirci topladık.
Madımak Oteli’nde İki Dakika İle Ölümden Kurtuldum
1993 yazında Aziz Nesin, Müjdat Gezen ve birçok devrimci sanatçı arkadaş Sivas’a bir toplantıya katıldı. Aziz Nesin ve Müjdat Gezen’in davetiyle ben de katıldım.
Bombaların patladığı gün, otelin ateşe verildiği dakikalarda, on dakikalığına Madımak Oteli’nden ayrılıp Akbank’a gitmem, benim hayatımı kurtardı.
Bankadan işimi bitirip otele döndüğüm anda bombalar patladı. Ve ben bir iki dakikayla ölümden döndüm. Maalesef otuz üç arkadaşımız vefat etti.
Türkân Şoray, Teklifimi Elli Senedir Hâlâ Düşünüyor
1970’li yıllar. Balıkesir Fuarında oyunlar oynuyor, tiyatro gösterileri yapıyoruz.
Müjde Ar da on yedi-on sekiz yaşında bir genç kız. Sinema filan yok daha. Üç Maymun Kabare Tiyatrosu’nda ilk defa o akşam sahneye çıktı. Türkan Şoray’ın karşısında oynadı, üstelik.
Bütün film yıldızlarını sahneye çıkmaya ikna ettiğimiz halde, bütün ısrarlarımıza rağmen sahneye çıkmaya ikna edemediğimiz Türkan Şoray, o günlerde Balıkesir’e film çevirmeye geldi. Yalçın Gülhan ile beraber.
Arkadaşım Yalçın Gülhan aracılığıyla Türkan Hanımı oyunumuza davet ettim. Sağ olsunlar, ikisi de geldi. Ben de fırsat bu fırsat deyip Balıkesir Belediye hoparlöründen, Türkan Şoray’ın tiyatroya oyun seyretmeye geleceğini duyurdum. Sen misin duyuran. Ortalık ana baba gününe döndü. 1.500 kişilik tiyatroda yer kalmadı.
Türkan Hanım, sakince yerinden oyunumuzu seyretti. Kendisine bir hediye vermek üzere sahneye davet ettim. Millet yüzünü görsün istiyordum. Büyük alkış aldık.
Kendisine ilginç bir teklifte bulundum: Madem sahneye çıkmıyorsunuz, İzmir Fuarındaki bahçemde salonuma otuz gün süreyle gelin, programı seyredin, dedim ve büyük miktarda bir para teklif ettim. Çok ilginç bulduğunu söyledi, düşüneyim, dedi.
En son rastladığımda yine sordum, “Hâlâ düşünüyorum” dedi. Türkân Şoray, elli senedir teklifimi hâlâ düşünüyor.
Fahri Tuna

- GÜRAY SÜNGÜ; KARDEŞLİĞİN DE ROMANINI YAZAN ADAM - 03.04.2025
- MUSTAFA ÖZÇELİK; GÜNYÜZÜ’NÜ GÖRÜP BİZLERE GÖSTEREN ŞAİR - 01.02.2025
- MÜŞTEHİR KARAKAYA; HAZAN KARDELEN’İNDE BİR BEYAZ GEMİ’DİR O - 04.01.2025
- İSMET YEDİKARDEŞ; ALLAH ŞAHİTTİR Kİ, EŞİ UĞRUNA FABRİKA KURAN RESSAM - 01.12.2024
- SADIK YALSIZUÇANLAR; MÜTEBESSİM, MÜTEKÂMİL, MÜTEVAZI HÂTIRALAR - 01.11.2024
- TÜRK TİYATROSUNUN YAŞAYAN EFSANESİ ZİHNİ GÖKTAY İLE HÂTIRALARIMIZ - 01.10.2024
- GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TARAKLI - 05.09.2024
- EDEBİYAT HÂTIRALARI – 5 /FAHRİ TUNA - 01.09.2024
- BİR SEVGİ MÜCAHİDİ ÇİZER OSMAN SUROĞLU’YLA GÜNEŞ GÖRMEMİŞ HÂTIRALARIMIZ - 02.08.2024
- ÂH ÜMİT MERİÇ ABLA, NE ZAMAN GİDECEĞİZ DEDE TOPRAĞINIZ DİMETOKA’YA? - 30.06.2024
- HAMDİ ÖZARUTAN, NAMIDİĞER ORGANİZATÖR HAMDİ - 01.06.2024
- EDEBİYAT HÂTIRALARI – 4 / FAHRİ TUNA - 06.05.2024
- “ORDA BİR KÖY VAR UZAKTA”DAKİ KÖY, GEYVE SARIGAZİ KÖYÜ’YMÜŞ MEĞER - 31.03.2024
- FAİK BAYSAL’IN “TANIMAM, BİR KEZ BİLE GÖRMEDİM YÜZÜNÜ” DİZESİNİN HAZİN ÖYKÜSÜ - 03.03.2024
- İMGELER KRALİÇESİ YAZAR MEHTAP ALTAN’DAN NEŞELİ HÂTIRALAR - 24.01.2024
