1978 yılında D. Mehmet Doğan öncülüğünde 14 yazar tarafından kurulan ve halen 2600 şair ve yazarın üye olduğu Türkiye Yazarlar Birliği, Kuruluşunun 45. Yılı anısına Ankara’dan Ardahan’a Kültür Kervanı adıyla bir kültür gezisi düzenledi. 1-7 Ekim 2023 tarihleri arasında, TYB Kurucu Genel Başkanı ve halen şeref başkanı D. Mehmet Doğan riyasetinde altı gece yedi gün süren, Ankara’dan başlayıp Yozgat, Sivas, Erzincan, Erzurum, Kars, Ardahan, Artvin, Rize, Trabzon, Giresun, Ordu, Samsun ve Çorum’u, yani 13 ili kapsayan kültür kervanına bir kısmı şair diğer kısmı yazar olmak üzere otuz iki edip katıldı.
D. Mehmet Doğan (Yazar, TYB Kurucu/ Şeref Başkanı/ Ankara)

Huzur sığınağı. Herkesin abisi. Herkesin Mehmet abisi. Hem tek tek hem topyekûn. Sabır abidesidir de. Erzurum’da Nurettin Topçu Paneli’ndeki münasebetsizliğin en büyük muhatabı olduğu halde, büyük bir sabır ve metanet göstererek gayet sakin, “O dedikleriniz Topçu’nun kitaplarından çıkmaz, bulunmaz…” diyerek tartışmaya son noktayı koydu. Bir daha açılmamak üzere. Yedi gün boyunca her daim söze ya aziz yol arkadaşlarım ya da aziz yoldaşlarım diyerek başladı. Bu da ona çok yakıştı. Salonlardaki oturumlarda ilk sözü daima hörmetle, muhabbetle selamlıyorumdu. Bu da ona çok yakıştı. Bizde iki kavram/ isim çok muteberdir: Mehmet ve Mehmetçik. Mehmet Doğan ile tanışan ve dost olan herkes yeni bir sıfat kazandı yedi gün içinde: Mehmetçi. Evet, onu tanıyan herkes artık birer Mehmetçi. Her sabah kervanımızın müdavimlerini -kendi tabiriyle söyleyecek olursak- sabah vaazları ile aydınlattı. Hangi şehir, hangi şahıs, hangi abide önünüze çıksa -hiç fark etmez- o konuda yarım saat gayet doyurucu bilgiler verebilir. Veriyor. Yedi gün boyunca yine verdi. Ayaklı Türkiye Ansiklopedisi. Ne Türkiye’si, Türk dünyası. Zaten Türk dünyası kültüre bakanıdır o. Ne uzun konuştu ne kısa. Tam zamanında, tam kıvamında, tam lezzetinde. Yetmiş altı yaşındaki delikanlı; yedi günlük yorucu seyahatte tek bir kez yakındığı görülmedi. Enerjisi elli yaşındakilerden fazlaydı da eksik değildi. Doğal liderdir. Onun merkezinde olduğu bir mihverde dolaştı durdu organizasyon. Geziler, ziyaretler, paneller, şiir şölenleri, oturumlar, yemekler… Merkezinde olduğu halde hiçbir toplantıda önde, ortada, başta olmak derdinde olmadı. Tarihte de olmamıştır. Olmaz. Yapısı uygun değil. Tevazuun da kitabını yazıyor günbegün Mehmet abi. Sesinde âlimlik ve âriflik, iç içe kümelenmiş durumda. At başı gidiyor her ikisi de. Kuşatıcılık ve tınısında. Ona Mehmet Arif dense yeridir. Öyledir de.
Musa Kazım Arıcan (Prof. Dr. TYB Genel Başkanı/ Ankara)

Denge adam. Dengeli başkan. Dengeci hoca. Kervandaki her şair, yazarla da, gidilen şehirlerdeki her vali veya rektörle de, ziyaret edilen şehrin her şube başkanıyla da aynı saygı, sevgi, sıcaklığı ve tatlı mesafeyi koruduğunu gözlemledik. Hem hoca hem genel başkan hem felsefeci. Namı üçü bir yerde Musa. Üçü birbiriyle eşit. Duyarız, bizim dahi kulağımıza gelmiştir; lakabı Spinoza Musa imiş. Erzurum’daki Nurettin Topçu Paneli’ne Spinoza/Topçu benzerlikleri ve farklılıkları hakkındaki bilgi paylaşımıyla damga vurdu. Sivas’ta kültür kervanının açılış programında konuşmasını yaparken adeta bomba patlarcasına bir gürültü ile elektriklerin gitmesi, biz izleyicilerin yüreğinin ağzına gelmesi anında onun gayet soğukkanlılıkla, karanlıkta, hiçbir şey olmamış gibi konuşmasına devam etmesi büyük takdir topladı. Herkesi onore etti, herkesi kucakladı, herkesi motive etti; tam bir usta başkan profili çizdi. Kısaca bu kez helva da dedi halva da. Tevazuu bir başka takdire değer yönüydü. Üniversitenin açılış haftası olması nedeniyle, yedi günlük programın sadece üç iline/ üç gününe katılabildi. Bu fedakârlığı bile takdir topladı.
Ali Kılcı (Sanat Tarihçisi / Ankara)

İçine derin sanat tarihçisi. Ta derin, çok derin… Bakışlarından da seziliyor. Edep zirvesi. Az ama çok az konuşuyor (Eskilerin “ağzından kerpetenle laf alınır” dedikleri cinsten). O nedenle de söyledikleri çok kıymetli Ali Bey’in. Sessiz ve derin mizacının aksine alanında müthiş (Ama sorulmadan ve istenmeden anlatmıyor). Ani Harabeleri’ni geziyoruz; iç kalede hepimiz bir grubun peşine takıldık. Rehberi dinliyoruz. Rehber kardeş de heyecanla (benim gibi bire on katarak) ve ballandıra ballandıra anlatıyor. Ali Bey de önümde. Rahatsız oldu bir sanat tarihçisi olarak. Suratını ekşitti, hafif öne doğru eğilerek yürüdü gitti. Ben de peşinden. Sordum anlattı. Ne anlatış ama! Sanırsınız ki doktora tezini Ani Harabeleri üzerine yazmış. Öz, ta on ikiden, ne eksik ne fazla. Her bina, her kilise, her cami, her köprü için… Sanırsınız ki burada yatmış kalkmış; hâlbuki o da bizim gibi ilk kez geliyormuş. Bir ara Ermenistan ile Türkiye’yi ayıran dereyi gösterip “Şuralarda bir köprü olmalı…” dedi. Baktık, otuz kırk metre ötede. O andan itibaren hangi tarihî eserle karşılaşsak Ali Kılcı’yı takip edip sordum, bilgilendim ben. Kervanımızın kara kutusuydu. Hele söz konusu ‘sanat tarihi’ olursa. Bir de Çayeli’ndeki yeğeni (damatları) kaymakam beyin ikramıyla iz bıraktı gezide. Ağır molla. Bilgi molla. Sanat tarihi molla. Yürüyen sanat tarihimiz o bizim.
Bayram Durbilmez (Prof. Dr. Nevşehir)

Halkçı. Halk çocuğu. Halk edebiyatçılığı da, halk çocukluğu da doğuştan zira. Yozgat Sorgun’un Taşpınar Köyü’nde odası olan Seyit Ağa’nın torunu. Özde, sözde, ikramda cömertliği de genetik. Elini yüzüne alanlardan; konuşurken elini ustaca kullanıyor. Vücuduyla konuşuyor en çok. Konuşurken sesi sabit olsa da jest mimikleri yerinde duramıyor. “21. yüzyılda bulabilirsen bul âşık/ Bugünkü âşıkların çoğu bulaşık” vecizesi de onun, “Otuz yıldır edebiyat hocasıyım/ Edebiyatı seven otuz öğrenci bulamadım” vecizesi de. Her iki kaşının da ortadan yukarıya doğru yükselişi, halk edebiyatımızın yükselişini simgeliyor adeta. Türkiye’deki -merhum veya yaşayan, hiç fark etmez- tüm âşıkları, dayısının oğlu İlyas kadar yakından tanır, bilir, sever. TRT Avaz’da 72 Âşık programı yapmıştır. Onun Erciyes’ten Nevşehir’e geçmesine yol açanlar, harakiri yaptıklarını bakalım ne zaman idrak edecekler. Küstürülenlerden. Türk dünyasını en az Türkiye kadar tanır, bilir, yazar. Halk edebiyatı profesörü. Halkın profesörü. Doğmaca ve güzelleme müptelası. Sesinde kucaklayıcı bir tını var. Halk edebiyatı hakkında kırk gün kırk gece konuşabilir. Hem de dur durak bilmeden. Daima mütebessim bir yüze sahip. Hafif beyazlamış sakalları ona aksesuar zenginliği katıyor. Heyecan ve bilgi yumağı. Hem arif hem âlim hem de şair adam.
Bekir Oğuzbaşaran (Şair, Kayseri)

Şiir adam. Lebalep şiir hem de. Siz bir kelime edin ona, o size o konuda en az on beyit, yirmi kıta, yetmiş beş dize sıralayabilir. Yürüyen şiir ansiklopedisi. Yüzlerce şiir yazmış, binlerce beyit hafızasında; içi dışı şiir ağabey. İçi dışı edebiyat. Uzun upuzun, ince ipince, naif en naif. Hep olumlu, hep iyimser, hep müşfiktir. Yetmiş yedi yaşında olduğuna aldanmayın, ilgisi, bilgisi, okuması daha otuz yedilik. Öyle aç, öyle istekli, öyle biriktirici. Ve tabii yüzlerce anı, hâtırayla dolu bir hafızaya sahip. Yedi gün yedi gece edebiyat konuşabilir, anlatabilir, tahlil edebilir. Etti de. Yedi günlük seyahatimiz boyunca, kilometrekareye otuz üç dize düşüren şairimiz o. Âşık Oğuz’umuz o bizim. Oğuz dedik de; Erzurum’da sular seller gibi şehrini anlatan rehberimiz; “M.Ö. 4000 yılında Oğuzlar Erzurum’a geldiler. Bu şehir 6000 yıllık Oğuz şehridir.” deyince, Bekir Oğuzbaşaran Abi’ye yaklaştım: “Abi, Oğuzların kısa boylu olanları Erzurum’da kalmış, uzun boyluları sizin Kayseri’ye göç etmiş olmalı.” dedim. Dev kahkahalarından birini daha attı Bekir Abi, “Galiba haklısın Fahri.” dedi, sonra etrafındakilere dönüp: “Türkiye’nin en çok yüz güldüren yazarıyla beraberiz bu seyahatte.” Şaş Gazeli’nden: “Bir gün ben giderim kuru yaş kalır.” Aman ağabey, nereye? Edebiyatımızın çok ihtiyacı var, sana daha.
Enver Çapar (Şair/ TYB Kahramanmaraş Şubesi Başkanı)

Mahzun yüzlü çocuk. Mahzun yüzlü başkan. Mahzun yüzlü şair. Üçü birden. Üçübiryerdedir o. 6 Şubat’tan bu yana daha bir durgun, daha bir mahzun, daha bir sakin. Saçlarına ak düşmüş. Nasıl düşmesin? Bir değil, iki değil, üç değil; on bir şehir birden yok oldu aynı gündeki iki depremde. O acıya yürek mi dayanır? Hele Enver’in şair yüreği. Tam Türk yüzü, tam Müslüman bakışları var onun; vakur, mahzun, onurlu. Az konuştu, çok düşündü gezi boyunca. Ekürisi Urfa Başkanı Mahmut Kaya’ydı. Hep onunla yakın, daha çok ona yakındı, evet. En ufak bir uyumsuzluğu görülmedi. Daima olumluydu (ki hayatı böyledir Enver kardeşimin, ona ne şüphe). Erzincan’daki Deprem Paneli’nde gözlerimizi doldurdu. Okuduğu şiirle hele. Şiir Şehir ya da Şairler Şehri Maraş’tan geldiğini hep hissettirdi. 6 Şubat’a yönelik “Zilzal Beşlisi” grubuna da gözü kapalı girdi, sorumluluk üstlendi. Zilzal Beşlisi kimlerden mi oluşuyor, söyleyeyim: Mustafa Yıldız (Başkan-Antep), Halil İbrahim Özdemir (2. Başkan-Erzincan), Fahri Tuna (Genel Sekreter-Sakarya), Enver Çapar (Üye-Kahramanmaraş), Mustafa Duran (Üye-Hatay). Doğudan batıya, deprem şehirleri çocukları/ başkanlarının kurduğu bir grup. Yeni projeler, yeni uygulamalar umudu var orada. Umutla ayrıldı aramızdan. Sevgiyle. Derin bir sevgiyle hem de. Yolun açık olsun Enver. Maraş’ın yolu, güneşi, havası.
Fahri Tuna (Yazar/ TYB Sakarya Şubesi Başkanı)

Bir yerde Fahri Tuna varsa, orada sorun yoktur, bizim Fahri çözer (D. Mehmet Doğan). Kültür Kervanı’nın Nasreddin Hoca’sıydı o (Muhammed Işık). Bezm-i elestte ruhen tanıdığım bir ağabeyimi Kültür Kervanı’nda bulduğum için çok mutluyum. Bir ömürlük hasret bitti. Not: Millet uyurken Muhammet, Fahri Abi, ben gizli gizli Ferdi Tayfur dinlediğimizi de kimseye söylemeyeceğimize söz verdik. Kafa kafaya vermiş, kulaklıkla ne dinliyordunuz diye lütfen sormayınız (Halit Yıldırım). Fahri Tuna, yolculuğumuzun şık centilmeni ve mizah ustası. Yedi gün boyunca her gün farklı bir kıyafetle bizi şaşırtmayı başardı. Onun sayesinde hem güldük hem de stil dersleri aldık. “Moda haftası mı bu hafta?” dediğimizde, gülümsemesiyle; “Her gün bir defile!” cevabını verdi. Yolculuğumuzun en renkli karakteri, şüphesiz esprili kişiliği ve şıklığıyla Fahri Tuna oldu (Fatma Kevser Sümer). Türkiye’nin en matrak yazarı… Ülkemizin en çok güldüren yazarı… Edebiyat dükalığının fahrî başşehbenderî/ başkonsolosu… Yalaza ustası… Günümüzün önde gelen portre ve biyografi ressamı. Vatan Millet Sakarya Cumhuriyeti’nin Genel Sekreteri (Bekir Oğuzbaşaran). Fahri Abi, bulaşıcı bir adamdır. Konuşurken size neşesini bulaştırıverir de onu dinlerken kendinizi gülümserken yakalarsınız. Oysa az öncesinde durgun bir ruh hali yaşıyorsunuzdur. Onun sevecen ve keyifli hali sizi sarıp çıkarır oradan. Aman dikkat (Mustafa Sarı). Candan bir arkadaş, bir abi, bir hoca… Cemiyet içinde müspet meziyetleriyle kendini fark ettiren, kendine çeken, güler yüzü, tatlı diliyle hemencecik ilişki kurabilen vefalı bir dost… Kitlelere esprili konuşmalarıyla hitap eden iyi bir hatip… Kendisini dinlemekten zevk aldığım, kendimi güvende hissettiğim adam gibi adam. (Mustafa Bektaşoğlu).
Gökhan Akçiçek (Şair/ TYB Ordu Şubesi Başkanı)

Çocuk şair. Yok yahu, yapma dediğinizi duyar gibiyim. Evet, haklısınız. Altmışına bastı, tamam. Ben de biliyorum. Ama dizelerinde, bakışlarında; gözünde, yüzünde, sesinde hep bir çocuk tınısı var onun. Ne güzel. Ama hiç değişme Gökhan. Hep böyle büyü. Böyle yaşlan. Böyle yaş al kardeş. Ordu’nun -Selçuk Küpçük ile- gülen yüzüydü. Yüzümüzü güldüren de. Belli ki çok çırpınmış bizleri güzel ağırlamak için. Kaç kurum, kaç tepe, kaç kitap. Hatta kaç yemek. İkram ettirdiği Ordu Yahnisi de Boztepe’de D. Mehmet Doğan riyasetindeki derin musiki muhabbeti kadar lezzetliydi. İkisinin de tadına doyamadık. O kadar ki iki saatliğine geldiğimiz Ordu’dan beş saatte ancak ayrılabildik (Bu nedenle Çorum’a gündüz değil, yatsı vakti ulaşabildik ancak). Ordu’yu zaten severdik. Boztepe’den temaşayı da. Bu sefer Gökhan bize daha bir sevdirdi şehrini (Bu vesile ile davet edip getirdiği can dostum Selçuk Küpçük için de teşekkürler ona). Ayrılırken de diş kirası olarak hediye ettiği son şiir kitabı için ayrıca teşekkürler.
H. Ömer Özden (Prof. Dr./ Erzurum)

Bay felsefe. Yüzüyle, gözüyle, sözüyle bay felsefe. Yüzünün sağına ve soluna uzanan uzun ve kabarmış saçları ona felsefe kitabından çıkıp gelmiş izlenimi veriyor. Bu da ona çok yakışıyor. Onun sevdiği tabirle, “Einstein’ın benzediği adam”. Onu seksen bin kişilik Olimpiyat Stadyumu’nun içine atın, karıştırın. “Burada filozof kim, bulun?” diye bir yarışma yapın. Her 100 kişiden 99’u onu gösterecektir. Bundan hiç kuşkumuz yok. Has Erzurumlu. İspatladı bunu. Anlatayım: Beş sene önce, yine TYB’nin organizasyonuyla kırk yazar on gün süreyle Edirne’den Mostar’a adıyla şehir şehir, ülke ülke dolaşmış, dönüşte de katılan her yazarın küçürek portrelerini yazmıştım. Aradan geçen beş sene sonra Ardahan’da yarenlik ederken, “Galiba unuttun, beni yazmamıştın o zaman…” deyince çok üzüldüm. “Sahi mi? Olamaz!” dedim. O ise gözlerinin içi gülerek, “Üzülme abi, olur böyle şeyler…” diye hoşgörü kontratı uzattı önüme. Eyvallah yüce gönüllü dost! D. Mehmet Abi de şahitti. “Mehmet Abi, Ömer Hoca Erzurumluyum diyor ama mümkün değil. Ben Ömer kardeşimin Erzurumlu olmadığını ispatlayabilirim.” dedim. Neticede Mehmet Abi’yi hakem tuttuk. Ben, “Erzurumluların millî sporu küsmektir, derler. Ömer unutuşuma küsmediğine göre Erzurumlu değil.” dedim. Mehmet Abi noktayı koydu: “Fahri haklı!” Ömer Hoca ise nihai imzayı attı: “Has Erzurumlular küsmez. Ben has Erzurumluyum. Siz hep çakmalarla karşılaşmışsınız!” Eyvallah, demekten gayrı bir şey gelmedi elimizden. Ardahan’da D. Mehmet Doğan’ın “Aramızda sünnet-i seniyeye (dört evlilik) ittiba eden var mı?” sorusuna, ilk o cevap verdi kahkahalar arasında: “Yok. Ben kendimi biliyorum, yok!”
Halil İbrahim Özdemir (Şair/ TYB Erzincan Şubesi Başkanı)

Diğergam abi. Dört başı mamur şube başkanı. Cömertlik abidesi. Haza başkan. Haza organizatör. İlk konaklanan akşamın ev sahibiydi. Kahvaltıdan sonra Erzincan’ı gezdirdi bize (Erzincan’ı dediysek, bizim Adapazarı gibi, ovada kurulu olup her yirmi beş yılda bir yıkılan bir kentte, tarihî nereleri gösterebilirdi ki… Sadece türbeleri. O da öyle yaptı). Terzi Baba ile müşerref olduk. Ve bilumum evliyalarla, kahramanlarla. Sonra Üzümlü ilçesindeki bahçesi havuzlu evinde ağırladı bizi. Harika hem de. Ama en güzeli, kafilece üç gün üç gece yiyip bitiremediğimiz, bahçesinden kopardığı şahane üzümler ve yeşil elmalarıydı. Sayende anladık abi; Erzincan dört şeyden ibaretmiş: Terzi Baba, kara üzüm, yeşil elma, bir de Halil İbrahim Özdemir. Temizlik, duruluk, sadelik zirvesi ağabeyimiz. Benim sık sık “Yine keramet gösteriyorsun abi.” sözüme “Biz ancak kiremit gösterebiliriz.” tevazuuyla mukabele etti. Tartışmasız kafilenin en iyi hazırlanılan ve organize edilen şehriydi onunkisi. Ekibi ile elbette. En güzel mekân da onunkiydi. Deprem Paneli’ndeki konuşması, ertesinde okuduğu şiiriyle de gözlerimizi doldurdu. Samimiyet ve misafirperverliği hep birinci sıradaydı (Her katılımcıya hediye ettiği sanat tablolarıyla da şehrini unutulmazlar arasına sokmayı başardı). İbrahimî adam. İbrahimce adam. İbrahim’den adamdı. Var olasın abi…
Fahri Tuna
- GÜRAY SÜNGÜ; KARDEŞLİĞİN DE ROMANINI YAZAN ADAM - 03.04.2025
- MUSTAFA ÖZÇELİK; GÜNYÜZÜ’NÜ GÖRÜP BİZLERE GÖSTEREN ŞAİR - 01.02.2025
- MÜŞTEHİR KARAKAYA; HAZAN KARDELEN’İNDE BİR BEYAZ GEMİ’DİR O - 04.01.2025
- İSMET YEDİKARDEŞ; ALLAH ŞAHİTTİR Kİ, EŞİ UĞRUNA FABRİKA KURAN RESSAM - 01.12.2024
- SADIK YALSIZUÇANLAR; MÜTEBESSİM, MÜTEKÂMİL, MÜTEVAZI HÂTIRALAR - 01.11.2024
- TÜRK TİYATROSUNUN YAŞAYAN EFSANESİ ZİHNİ GÖKTAY İLE HÂTIRALARIMIZ - 01.10.2024
- GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TARAKLI - 05.09.2024
- EDEBİYAT HÂTIRALARI – 5 /FAHRİ TUNA - 01.09.2024
- BİR SEVGİ MÜCAHİDİ ÇİZER OSMAN SUROĞLU’YLA GÜNEŞ GÖRMEMİŞ HÂTIRALARIMIZ - 02.08.2024
- ÂH ÜMİT MERİÇ ABLA, NE ZAMAN GİDECEĞİZ DEDE TOPRAĞINIZ DİMETOKA’YA? - 30.06.2024
- HAMDİ ÖZARUTAN, NAMIDİĞER ORGANİZATÖR HAMDİ - 01.06.2024
- EDEBİYAT HÂTIRALARI – 4 / FAHRİ TUNA - 06.05.2024
- “ORDA BİR KÖY VAR UZAKTA”DAKİ KÖY, GEYVE SARIGAZİ KÖYÜ’YMÜŞ MEĞER - 31.03.2024
- FAİK BAYSAL’IN “TANIMAM, BİR KEZ BİLE GÖRMEDİM YÜZÜNÜ” DİZESİNİN HAZİN ÖYKÜSÜ - 03.03.2024
- İMGELER KRALİÇESİ YAZAR MEHTAP ALTAN’DAN NEŞELİ HÂTIRALAR - 24.01.2024
