BİR İNSALIK MESELESİ

Dünya nüfusunun kaç olduğu belli ise de “insanlık” nüfusunun kaç olduğunu söyleyebilmenin her zamankinden daha zor olduğu bu günlerde, her şeyin anlamını nasıl hızla yitirdiğine şahit oluyoruz. Yaşadığımız coğrafyanın kaderimiz olduğunu iliklerimize kadar hissetmenin yanı sıra, yanı başımızda olana dahi kardeşlik elini uzatmanın imkansızlığı altında eziliyoruz. Dünya bir yandan üç maymunu oynayıp bir yandan mazlumları katlederken, cafcaflı sözlerle sesimizi yükseltmekten başka bir şey gelmiyor elimizden. Sözün kılıç olduğunu, tasarrufumuzdaki her kelimenin aslında özümüz olduğunu da unutmamak gerekir. Zira söz odur ki, yüreklerin taşını parçalar, aklın tozunu kirini alır; an gelir bizi geçmişe götürür, an gelir geleceğe umut bağışlar. Sessizlik kimi zaman iyidir elbette lakin tarafsızlığın sükûtu en çok vicdanları yaralar.

Batı’nın daha doğrusu bata/nın dünyasında çocuk olmanın da kadın olmanın da bir anlamı yoktur. Vuran elden olmadıkları takdirde, insan olmanın da bir manası yoktur zira. Bedenler parçalanıp un ufak olduğunda, babalar çocuklarının cesedini poşetlerde taşıdığında, kadınların teni kandan görünmediğinde dahi bazılarının kılı kıpırdamaz. Onlar için yaşam hakkı kendi inisiyatiflerindedir. Onlar tüm dünyayı kendilerine oyuncak etmenin ayrıcalığının keyfini süredururlarken, bir yandan da “Müslümanım” diyenlerin “çok yüzlülüğü” hüküm sürer. Kimileri şöhrete, kimileri paraya, kimileri güce ulaşmak için yükselmenin alçaklığına gark olmuşlardır. Zalime “dur” diyebilecek isteği duymazlar. Zira kendi menfaatlerinden daha önemli olan hiçbir şey yoktur bu dünyada. Peki bizler bu facianın neresindeyiz? Kimin esiri, neyin sahibiyiz? Doymayan gözümüz, sızlamayan kalbimiz, dünyaya tapan ruhumuz utanır mı bilinmez lakin hepimiz bu dünya sahnesinde misafiriz. Bir gün öleceğimizi bile bile hiç ölmeyecek gibi yaşamamızın anlamı nedir?

Bir Müslüman ve bir insan olarak söylediğimiz her sözden, durduğumuz her yerden mesulüz. Sessizliğimiz de sözlerimiz kadar büyük bir anlam ifade ediyor. Kilometreler kat edemesek de attığımız adımların kararlığı ile onarıyoruz davamızı. Sızlayan vicdanımızla zalimin karşısında durabiliyoruz. Aklımızın alamayacağı derin acılara “yarın”lara inanarak katlanabiliyoruz. Çünkü yarınlar, hepimiz için yeni bir ümit ve yaşam vesilesidir. Biliyoruz ki zalimin hesabı çetin olacak, buna gönülden inanıyoruz. Lakin bizim esas problemimiz, milyarlarca Müslümanın dünyada bir toz zerresi kadar hükmünün olmaması. Ne acıdır ki her dinden, her ırktan insana kucak açan bizler, sırf Müslüman olduğu için canından olan kardeşlerimizin karşısında seyirci kalıyoruz. Öyle bir seyircilik ki asırlar geçse de aslından bir şey kaybetmiyor. Koca bir ekrana kilitlenip, eğlencenin, şaşaanın, zevkin ve maddiyatın bahçesine “ölüm” tohumları ekiyoruz. O tohumların bir gün bizim de boğazımızdan geçebileceğini hiç düşünmeden hem de.

Bugün Filistin’de hayatını kaybeden insanlar, tüm insanlık için utanç vesilesidir lakin gerçekten “insan” olanlar üstüne alınıyor. Bugün tüm dünyayı cehennem yerine çevirip hiçbir şey yapmamış gibi davrananlar elbet bir gün yenilgiyi tadacak. Biz Müslüman olmanın şuuruyla nerede olmamız ve nerede durmamız gerektiğinin bilincinde olup, hafızamızı kısacık anlara feda etmediğimiz sürece tek dişi kalmış canavarların karşısında dimdik durabiliriz. Dilerim ki en kısa zamanda, insanlığını kaybetmiş olan azgın güruhun pençelerinden sıyrılmış bir dünyaya açarız gözlerimizi.

Zeynep Fatsa

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir