ZİNCİR

Hep aynı yerden yara alıyoruz! Hep aynı yerden k(c)an kaybediyoruz. Öyle savaşta, topla, tüfekle yıkılmıyoruz da kendi elimizde büyüyen evlatların kurşunlarıyla vuruluyoruz tek tek! Bunu duymaya henüz hazır mıyız pek emin değilim ama ne yazık ki doğru, maalesef düşmanı kendi kucağımızda besleyip büyütüyoruz! En çok da bu koyuyor insana.

Yüreğimiz yine dağlandı, kaç gündür kendimize gelemiyoruz. Acılarımızın da korkularımızın da adı hep aynı ama çözüme gelince hepimiz ayrı telden çalıyoruz. Yine dağıldık ve sanki haklısı haksızı hep beraber yine aynı koca bir çıkmaz sokakta buluşmuşuz gibi. Kimse kimseye ilaç olamayacak kadar yaralı. Öfkemizden gözümüz bir dönüyor önümüze geleni tanımıyoruz. Haklı bir yürek yangınıyla kime çatsak mazur görülmemiz gerektiğini düşünüyoruz. Can havliyle ağzından sağa sola ateş topları saçan bir ejderhaya dönüşüyoruz. Bu esnada kimse susmuyor, herkesin konuşacak yığınla sözü var. Ahkâm kesmede mahir oluşumuz artık herkesin malumu. Artık hepimiz biyolog, dermotolog, sosyolog, psikolog ve nihayetinde birer pedagog olduğumuz için çok ama çok şey biliyoruz! İnsanlık karnemizde yazan şeyin pek de bir önemi yok. Ortalıkta her şeyin sahtesi cirit atıyorken statünün ispatı olan diplomaya sahip olmanın da bir kıymeti harbiyesi yok! Vaktiyle bir velimin “Siz yazıyorsanız ben de yazabilir, pekala yazar olabilirim,” deyişini, yine başka bir velimin “Öğretmen olmakta ne var ben de anlatırım bütün bu dersleri,” deyişi geliyor aklıma. Ortalıktaki bu uğultunun sebepleri de tek tek çıkıyor ortaya. Sonuç? Sıfıra sıfır… Ve sonra… Bir dahaki acıya kadar görüşmemek ve konuşmamak üzere yine evlerimize dağılıyoruz.
Bize, alışmanın iğnesi zerk edilmiş gibi. Közümüzün içinde yana yana uyuyor, uyumaya terk ediliyoruz.

İyi gelmiyor işte! Ne denediysek sonuç vermiyor! Başka bir ilaç lazım bize! Hiçbir şey kesmiyor bizi. Çare olabilecek bütün kapılardan elimiz boş dönüyorsak, güvenliğimiz için güvendiğimiz dağlara kar yağmamış, çığ düşmüşse, her taşın altından hep, acaba “Ucu kime dokunacak” olmanın korkusu, kokuşmuşluğu çıkıyorsa bizi hiç ama hiç bir şey teskin edemez!

Madem kimseye kusur bulmadan ve kimseden şikayetçi olmadan önce kendi kirimizi, pasımızı, kapımızın önünü temizleyerek başlayacağız bu işe. Öyleyse ben de kendi dar dairemden, mesul olduğum kendi evimden başlayacağım! “Düğümleri biz de biliyoruz hoca, çözüme dair ne diyorsun, sen ondan haber ver?” diyenler için de kendimce bulduğum bir yol var, ben bundan böyle onunla devam edeceğim.

İki evladım var şu dünyada, iki emanetim… Bir Meryem’im, bir de Murat’ım… Ben de bütün anneler gibi her gün evden çıkan evlatlarımın arkasından dışarıda yaşayacağı bütün kazalara, görünür görünmez yerlerden gelebilecek bütün belalara karşı hiç üşenmez ayrı ayrı dua ederdim. Artık her sabah yaptığım duayı genişletmeye karar verdim.
Şimdi şu toplumun kökten iyileşmesi için artık sadece evimdeki bir Meryem’e değil, evimdeki Murat Akif’e değil şu yeryüzüne gelmiş tanıdığım tanımadığım, anası babası olan olmayan bütün Meryemlere bütün Rümeysalara ve yaşı büyük küçük olsun fark etmeksizin adı Murat, adı Akif olan bütün çocuklara dua edeceğim. Yolunu hep iyi olandan yana çevirsinler, karıncayı bile incitmesinler, kimseler onlardan yaka silkmesinler diye. Attıkları adımlar onları hep doğru olana çıkarsın, yolunu şaşırtmak isteyenler yanına hiç yanaşamasın, merhameti de adaleti de göğsünde bir muska gibi hep hürmetle taşısınlar diye. Girdikleri hanelere huzur olsun, nur olsun, ışık olsunlar, dert değil hep şifa dağıtsınlar diye.

Bir düşünsenize ALLAH AŞKINA bütün evlerde de bu hal, bir zincir olup her daim sürüp gitse… Kim bilir hangi Eliflere, hangi İsalara, Musalara, Ömerlere, Zeyneplere iyi geliriz. Bütün annelerin ağzında bu dualar olsa belki şu korkudan tir tir titreyen anne yüreklerimize bir çare oluruz hepimiz. Dua, ibadetlerin en büyük sırrı diye bildim de ben bu sırlı ipe sarıldım. Anne kalbime iyi geldi, bütün hanelere iyi gelsin dilerim.

Gamze Koç

Gamze Koç

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir