MAALESEF

Lades savaşları yaşandı bizim evde yine. Hem de ben başlattım üstelik bilmeden. Yine yaptım yapacağımı yani. Senin ne üstüne vazife! Sıradan şipşak bir yemek yap, doyur hane sakinlerini. Ev halkı ellerine sağlık desin, çok şükür de, kalk. Ama yok! İçinde lades kemiği olan bir yemek varsa masada, o oyun da oynanmak zorundadır. Bu yazılı olmayan bir kuraldır ve o “evlere şenlik” haller tekrar yaşanır. Benim anlamadığım, insan unuttuğunu da mı unutur?

Neler demediler ki bana. Yenilip yenilip güreşe doymak bilmeyen pehlivan mı olmadım. Bir önceki hatıraları ortaya saçıp aralarında acaba bu kez kaç dakika sürecek mi demediler. Neler neler… İddialaşmalar gırla… Gülüp eğleniyoruz diye ben de eşlik ettim kahkahalara. Oyun sonuçta. E bir de yabancı değil, hepsi canım kanım. Baktım evdeki herkes çok hevesli ve beni yeneceğinden çok emin. Bu kadar da çantada keklik olarak görülmeyi kendime yedirememiş olduğumdan olabilir bu kez  başka bir hırs yaptım. Tamam dedim sofrada. Varım, oynayalım! Kararlıyım dedim. Bu sefer unutmak munutmak yok! Ne olabilir ki yani. Üstelik yapan nasıl yapıyor da günlerce tutuyor aklında ben neden yapamayayım? Alt tarafı “aklımda!” diyeceğim. Oldu bitti. Bu!

Önceleri aynı yastığa baş koyduğum adam, kerli ferli tam bir tane rakip ediyordu. Bir zaman sonra küçük kızımızı da dahil etmiştik işe, bir buçuk oldu. O da çok koymuyordu. Derken iki… Artık iki buçuk da değil kelimenin tam anlamıyla adıyla sanıyla koskoca üç dişli rakibim çıktı mı karşıma. Her biri de birbirinden merdâne. Evde hiçbirinin de kaybetmeye tahammülü yok! Ne planlar, ne kurgular, ne senaryolar, ne alicengiz oyunları… Saymakla bitmez! Hasılı kelam “Ladesim lades olsun mu?” sorusu ile sofrada o ateş çaktı mı daha da feriştahı gelse söndüremez. Böyle iştah kabartan bir cümle cevapsız bırakılır mı hiç! dedim. “Ladesim lades olsun! ” Oldu!

İlk anlar çok çekişmeli geçti. Herkes birbiriyle lades tutuşmuş vaziyette olunca haliyle herkes tetikte… Hiçbirimizin hiç bir şeyi unutmaması lazım. Her hamlemiz kahkahalara sebep. İtirazlarımızın bini bir para. Olmazlar, hayırlar havalarda uçuşuyor. Ben nasıl kararlıyım kaybetmemeye. Ben çabaladıkça onlar benle daha çok uğraşıyorlar. Herkes ilk kazanan olma peşinde. Sonrası zaten bir şekilde olur diye düşünüyoruz. Uzatmayayım, bu sefer de olmadı…”Havada buluttum ,ben onu unuttum.” Halden hale girdik hepimiz. Gülmekten kırıldık. Ama nasıl gülmek…

Nasıl uçup gidiyor aklımdan anlamıyorum. Neyi önceliyorsa zihin artık. Üstelik bu kadar çabuk…!  Keşke istediği şeyleri bu kadar çabuk unutsa insan. Hakikaten insanı huzursuz, mutsuz eden ne varsa niye böyle uçup gitmez ki akıldan? Misal benim unutmak istediğim onca şey varken aklımda, onlar niye hep aynı yerdeler? Mıh gibi çakılmışlar sanki bir milim oynamıyorlar yerinden. Onları niye bu kadar çabuk unutamıyorum ki? Mesela ilk dişimin çekildiği anı unutmak için neler vermezdim. O kadar net aklımda ki her şey. Niye mesela? Sonra ilk tosladığım duvarı, ilk yediğim tokadı, ilk yaptığım kazayı, ilk yasımı, yasımı hafife alanı, beni ilk kandıranı, göz göre göre beni yok sayanı, emeklerimi bir kalemde çöpe atmaya çalışanı, yazdıklarımı sileni, yıllarca zar zor dişimle tırnağımla yaptıklarımı un ufak etmek için an kollayanı, yüzüme gülüp beni buna inandırdığını sananı… Unutamıyorum ALLAH unutamıyorum! Unutsam ya bunları da. Hani zihnim çok kolay unutuyordu ya. Bunlar niye yemin etmiş gibi yerinden kıpırdamıyorlar bir türlü. “Aklımda” desem ne demesem ne! Her şey ortada. Buna “lades” değil olsa olsa bir “maalesef” meselesi denir.

Gamze Koç

Gamze Koç

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir