RECEP SEYHAN’IN ‘BİR SEPET HAYAL’İ

-l-

Recep Seyhan, 2013’te ESKADER Hikâye Ödülü’nü de alan Güneşin Doğduğu Yerde kitabını okuduğumdan bu yana takip ettiğim usta bir hikâyeci. Yıllar içinde Azazil’in Kapısında, Metal Çubukların Dansı, Zongo’nun Değirmeni gibi başka hikâye kitaplarını da okuduğum yazarın şimdilerde bir başka hikâye kitabı Bir Sepet Hayal yayımlandı.

Bu kitaptaki hikayeleri okuduktan sonra şunu anladım ki ve de bir kez daha şahitlik ettim ki; Recep Seyhan, hikâyelerinin ruhuna kendi ruhundan üflemeyi başarabilmiş – insan olsun, hayvan olsun- kahramanlarının özüne kendi insan mayasını çalabilmiş bir yazar.

-ll-

Yürek atışı gibi canlı, sıcak insan hikâyelerini yakalamayı iyi bilen yazar, Bir Sepet Hayal’i büyük çocuklara ithaf etmiş. Niye büyük çocuklara ithaf etmiş, daha ilk hikâye “Saliç”i okurken anlıyorsunuz zaten. 2022 yılında kısa metrajlı film olarak sinemaya da uyarlan bu hikâyenin her ne kadar kahramanları çocuk olsa da aslında büyüklerin vicdanlarına sesleniyor yazar. Zihinsel engelli bir kız olan Saliç’e aslında hiç de kötü niyetli olmayan, sadece o yaşa özgü bir sorumsuzlukla üç erkek çocuğunun -ki bu çocuklardan Mehmet, aynı zamanda hikâyenin anlatıcı “ben” dilidir- düşünmeden yaptıkları şakanın neticesinde yaşanan bir vicdan azabının yetişkinliğe taşınması, okurun vicdanına da seslenir. Ömer Seyfettin’in “Falaka” hikayesinde hissettiğimiz o sarsıcı vicdan azabının benzeridir bu:

“Adını duyduğum fakat kendisiyle ilk kez karşılaştığım vicdan ve onun azabı mı ediyordu yoksa bütün bunları bana, bunu da bilmiyordum.” (s.16)

Yine çocukluktan yetişkinliğe taşınan aynı geçmişe dönük vicdan sorgulamasını, kitaba ismini veren “Bir Sepet Hayal” hikayesinde de görürüz. Her salı günü köye gelerek kasabadan getirdiklerini satan, karşılığında yumurta toplayan, herkesin Akdoğan diye seslendiği albino hastası, saf, kimsesiz ve gariban bir gencin çevresinde oluşan bu hikâyede, Akdoğan ile hikâyenin içsesini oluşturan 14 yaşındaki Muharrem’in hayatı sarmallaşarak ilerler.

“Yaşından beklenmeyecek bir naiflikte idi, merhametten yapılmış bir çocuktu sanki Muharrem.” (s.20)

İşte bu yüzden akranları Akdoğan ile alay ederken, gariban bu genci ürkütüp huzursuz ederken, Muharrem, Akdoğan’ı korumaya çalışıyordur:

“Çoğunluğun kaşının üstünden baktığı yere o, içeriden bakmaya çalışır, akranlarının alay ettiği insanları ciddiye alır, herkesin vurduğu yere vurmazdı. İki köpeği kavga ederken görse, zayıf olandan yana tavır alırdı.” (s.21)

Böyle bir çocuk olan Muharrem, 37 yıl sonra, artık saçları ağarmış bir yetişkinken -yine bir salı günüdür- kasabaya indiğinde duyduğu sela sesi ile yeniden çocuk olur. Akdoğan’ın ölümünü seslenen bu sela, Muharrem’i geçmişe götürür, ona mızıka armağan eden Akdoğan ile beraber kendi çocukluğunu da zihninde diriltir:

“Sela sesine karışarak helozenik dalgalar halinde yükselen mızıka sesini Muharrem’den başka kimse duymadı.” (s.25)

Kitapta çocukluk çağının yetişkinliğe taşınan izlerini ve bizim hayatımızda imgelerle yaşamaya devam edişini daha pek çok hikâyede görebiliriz. “Spor Ayakkabılarım” hikayesinde bu iz, bir öğretmen vasıtası ile çıkar karşımıza. Müsteşar olan birinin onu kutlamak için gelen eski öğretmeninin hatırlattıkları şeklindedir bu defa geçmiş. Gururu incinmiş bir çocuğun hayatına dokunan yumuşacık bir öğretmen elinin, onun hayatını nasıl değiştirdiğini görürsünüz böylece. Ya da “Taş Kınası” hikâyesinde köyüne dönen bir gencin, köyündeki her şeyin ona yitirdiği annesini hatırlatması şeklindedir:

“Birçok bakımdan o uzak, sisli tepe: Bir defa annesi gibi gökyüzüne yakındı. Sonra sisli tepenin eteğindeki gür meşeler, omuzundan taşan saçlarına benziyordu annesinin. Dahası annesi gibi bir yerden köye gelişti o sisli tepe.” (s.39)

Aslında o anne ile beraber yitirilen, çocukluktur. Üstelik erken yitirilmiş bir anne, bir çocuğun dünya zamanındaki ilk yenilgisidir ve illaki arkası gelecektir:

“İlk fasılda kendine yenildi. Hep yenilmişti. Bu tepede onu yenilgiye uğratan bir şey vardı.” (s.41)

Temalardan ziyade insan hallerine odaklanan yazar, bu geçmişe dönmelerde, çocuk ruhunun özünde saklı olanının bizi yetişkinliğe nasıl taşıdığının da altını çiziyor. Bu yüzden biz yetişkinlere de hiç didaktik olmadan, öyle büyük laflar edip de yazar kibri ile akıl vermeden işaret ediyor gerçeği ve bazen de “Çamaşır Mandalı Konağı” hikayesinde olduğu gibi bir çocuk için yaklaşan tehlikeyi.

-lll-

Bir Sepet Hayal’deki hikâyelerde Recep Seyhan, hem imgesel hem de doğrudan işaret ettikleriyle çok katmanlı söyleyişler oluşturuyor. Hayvan hikâyelerinde bunu çok net görebiliyorsunuz. “Uğultu” hikayesinde bir masal atmosferini devam ettiren yazar, remizlerden yararlanarak insanın fıtratından getirdiğini değiştiremeyişin, kabullenişinin altını çizmeye çalışır. Bu hikâyede yer alan kurt, ceylan, kaplumbağa, yılan ve fare, ormandaki yangında sığındıkları küçücük alanda her ne kadar can pazarının dehşetiyle egolarını bastırmış olsalar da tehlike geçtiğinde özlerine döneceklerdir. Ya da “Havlamayı Özleyen Köpek” hikayesinde özgürlüğün bedel gerektirdiğine işaret edilmesinin bir sokak köpeği ile bir ev köpeğinin üzerinden verilişi gibi. Üstelik “Uç(a)mayan Güvercinler”deki çocuğun kafeslerde tutulan güvercinlerden en yalnız ve mutsuz görüneni satın alarak geri dönmeyeceğini bile bile kafesinden çıkarıp onu azat etmesi de bir merhamet şiirini söyleyiştir Recep Seyhan’a göre. Yine kitaptaki diğer hayvan hikayelerinde de (mesela “Kırçıl ile Kuşkan”da, mesela “Fareler ve İnsanlar”da veya “Çekirge”de) insan ruhunun yansımalarını imgesel olarak görebilmek mümkün.

-lV-

Kitaptaki “Elma Hikayeleri” altbaşlığında toplanan beş hikâye ise (Beriki’nin Meyveyi İlk Isırışı, Beriki’nin Meyveyi İkinci Isırışı, Elmanın İçindeki Kurtçuk, Yere Düşen Üç Elma, Elma Bahçeleri) tamamen imgelerden örülü, çok zekice kurgulanmış, okuruna da kendini zeki hissettirecek kıvamda ilerliyor. Cüzi iradenin oluşabilmesi için tercihte bulunmanın elzem olduğunu elma imgesi üzerinden veren yazar, böylece ilk günaha da gönderme yapıyor. İlk günaha giden yolun üzerinde karşımıza çıkan elma ile bütün bir hayatı, dünyanın da ötesinde olan sonsuz an’ın içine doğan varoluş hikâyemizi bu beş kısa hikâyenin içine yerleştiren yazar “sonsuzluğa nokta” konamayacağının da altını çiziyor sanki.

“İnsanın başlangıcında hikâye vardı. Hikâyenin içinde henüz olgunlaşmamış genç bir elmacık, onun da içinde sere serpe yatmakta olan mini bir kurtçuk vardı.” (s.130)

-V-

Hayat devam ediyor evet, yani dünya zamanındaki hikayemiz…

Kıyametimiz koptuğunda dahi, biz olmadan dahi bu hikâyenin devam edecek oluşunun önce isyanını, sonra da kabulünü, gerçeğe uyandığımızda dünya hallerinin aslında “Bir Sepet Hayal”den ibaret oluşunu idrak edilişin şaşkınlığını ve hayretini, kitaptaki tüm hikâyelere sirayet ettirebilmiş olan Recep Seyhan’ın benim insanlığıma ve yazarlığıma da çok şeyler kattığını söylemeliyim.

Şu da bir gerçek ki, sanat, onu kendi hikâyemizin bir parçası haline getirdiğimizde kalıcı olur. Recep Seyhan bunu başarabilmiş bir yazar. Yapay söz oyunlarına hiç tenezzül etmeyen, yaşanmamış, hissedilmemiş hiçbir ayrıntıya yüz vermeyen bu hikmetli hikâyelerde beni en çok cezbeden; çoğumuzun ıskaladığı, görmezden geldiği veya kendimize inşa ettiğimiz kalın duvarların ardından göremediğimiz incelikleri, hiç de gözümüzün içine sokmadan, didaktiğe kaçmadan, zaman zaman ironinin hassas terazisini de kullanarak bize nazikçe işaret etmesidir. Seyhan’ın dilinde halk hikâyecilerinin renkli söyleyişi, masalsı imgeleri vardır. Bu zengin malzemeyi zamanı geldiğinde eserlerinde dönüştürerek kullanabilen yazar, böylece her cümlesi ile hayatı kurcalayan, kucaklayıp sarmalayan bilge bir hikâyecinin yatıştırıcı sesini duyurur bize hikâyelerinin satır aralarında.

Geriye dönüp de bir saniyesini bile bir daha asla yaşayamayacağımız geçmişin ayrıntılarını hikâyeleriyle zihnimize nakşeden Recep Seyhan, özgünlüğün gelenekseli modernize ederek de gerçekleşebileceğini göstererek Türk öykücülüğüne önemli bir mesafe kaydettirdiği için de dikkate alınması, önemsenmesi ve üzerinde durulması gereken bir yazardır.

FUNDA ÖZSOY E.

 

Recep Seyhan, Bir Sepet Hayal,Hece Yayınları, 2023, 142 sayfa.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir