1 Temmuz 1961’de Norfolk/Sandringham’da aristokrat bir ailede dünyaya gelen, anne babası 1969’da boşanınca; iki ebeveyni arasında zorunlu seyahatleri başlayan Diana, iki ablaya ve bir erkek kardeşe sahiptir. Nişanlanmadan önce ücretli bir işte çalışan ilk kraliyet gelini olan Diana’nın özgür ruhlu kişiliğini gelinlik ve yüzük seçimi zaten gösterse de; bu yönünü en net ortaya koyan olaylardan biri evlilik yemininde yaptığı değişiklik olmuştur. Alışılmış yeminde geçen “itaat” sözcüğünü kullanmayı reddederek açtığı yolda hiç görmediği gelinleri de yıllar sonra onu izlemiştir. Perde arkasında bunlar yaşanırken; Britanya ve dünya peri masalını başlatacak düğünü heyecanla bekleşiyordu. 29 Temmuz 1981’de Londra St.Paul Katedrali’nde gerçekleşen ve Tv’de yayınlanan tören, milyonlar tarafından izlenmiş hatta Buckhingham Sarayı ile katedral arasındaki yolda yarım milyondan fazla insan toplanmıştır.

Evlenmeden önce on iki kez görüşen ve seksenlerin sonunda ayrı yaşamaya başlayan rüya çift, 1996’da resmen boşansalar da; halkın ve basının ilgisi her daim üzerlerinde olmuştur. Bu evlilik süresince ve sonrasında yaşanan magazinel olaylar pek tabii yazımızın konusu değildir.
1982 ve 1984’te çocukları dünyaya gelen Diana, oğullarının teamüller izin verdiği ölçüde normal bir hayat sürmelerini sağlamaya çalışmıştır. Bu arzusunu da öncelikle onların eğitimleri hususunda gerçekleştirmiştir. Kraliyet öğretmenleri ya da evde eğitim yerine çocuklarının devlet okulunda eğitim almalarını tercih etmiş, prenses kimliğinden sıyrılarak okul etkinliklerinde kendi de boy göstermiş hatta yeri geldiğinde diğer annelerle çeşitli okul yarışlarına katılmıştır. Dünya üzerindeki pek çok çocuk için sıradan olan toplu taşıma kullanma, tema parklarına geziler, fast food restoranlarında yemek yemek gibi aktivitelerle çocuklarına normal bir hayat sağlamaya çalışmıştır. Amacı; zaman zaman katıldığı etkinliklerde de ona eşlik eden çocuklarının, saray kapıları ardında gerçek dünyayı tanımadan büyümelerini önlemek, onların dünya sorunlarına duyarlı, empati sahibi bireyler olarak yetişmelerini sağlamaktı.

Zamanla utangaçlığını ve çekingenliğini üzerinden attıkça stili ve kıyafetleriyle bir moda ikonuna dönüşen Diana’nın şöhreti gittikçe büyürken; artan şöhretiyle yardım faaliyetlerine olan ilgisi de görünür hale gelmiştir. Bir fotoğrafta AIDS hastalarıyla ya da cüzzamlı kişilerle temas halinde iken; bir fotoğrafta kanser hastası bir çocukla karşılıklı gülümserken görünebiliyordu ya da bir diğer fotoğrafta ise üstünde günlük kıyafetler ve bazı basit tedbirlerle Angola’da “antipersonel” mayınlarının arasında görünüyordu.

Çeşitli yardım kuruluşlarına maddi manevi sağladığı yardımlar öyle ciddi boyutlara ulaşmıştı ki; 1997 Haziran’ında 79 elbisesini açık arttırmayla satışa çıkarmış ve çalıştığı yardım kuruluşları/vakıflar yararına milyon dolarlar toplamıştı. Sadece evliliği ya da kıyafetleriyle anılmak istemeyen Diana gerek kraliyet üyesiyken gerek boşandıktan sonra gittiği etkinliklerde hem ününü hem de şahsi özelliklerini ustalıkla birleştirmiş, yararına çalıştığı yardım kuruluşlarını başarıyla dünya gündemine taşımıştır. İnsanlara dokunması, sarılması, onlara moral vermesiyle kraliyetin halkla iletişiminde adeta tabuları yıkan Diana’nın, yirminci yüzyılın siyasi olmayan en büyük ikonlarından biri haline gelmesi tesadüfi ya da şaşırtıcı değildir. Bir kadın ve anne olarak duygu ve düşüncelerini, endişelerini aktarma isteği, bunları yaparken sergilediği cesur ve özgür tutum bu durumu hayli kolay kılmıştır.

Yirminci yüzyılın son çeyreğinden itibaren başta Birleşik Krallık olmak üzere, tüm dünyayı etkisi altına alan Diana özellikle Britanya halkının gönlünde çok büyük bir yere sahip olmuştur, öyle ki; 31 Ağustos 1997’de; Paris’te, Pont De L’alma tünelinde gerçekleşen kazanın ardından artık kraliyet mensubu olmadığı halde kamuoyu baskısıyla kraliyet töreni ile defnedilmiştir. Ölümü benzeri görülmemiş bir yasa neden olmuş, Britanya genelinde altı gün yas ilan edilmiştir. Bir milyondan fazla kişinin katıldığı, 2.5 milyar insanın seyrettiği tahmin edilen, Westminister Abbey’de gerçekleşen cenaze töreninde; Elthon John’un seslendirdiği şarkı bile otuz milyon kopya satmıştır.

Tüm bunlar bize gösteriyor ki; dünyanın gözlerini üzerine dikerek gerçekleştirmesini beklediği peri masalını beklenenden hayli aykırı halde gerçekleştiren prenses, ölümünün üzerinden yirmi altı yıl geçmiş olsa da; insanlarla arasına mesafe koymayan, güler yüzlü hali ile yirminci yüzyılın en “ikonik” figürlerinden biri olarak hatırlanmaya devam edecek.
Kübra Yıldırım Erşan
- AKLIN UYKUSU CANAVARLAR YARATIR - 16.02.2024
- İHTİLAL-İ KEBİR - 18.12.2023
- LİBERTÉ, EGALİTÉ, FRATERNİTÉ/ÖZGÜRLÜK, EŞİTLİK, KARDEŞLİK - 29.11.2023
- DÜNYANIN EN ÇOK FOTOĞRAFI ÇEKİLEN KADINI - 03.09.2023
- YENİDEN DOĞUŞ - 21.08.2023
- TANZİMAT AYDINLARI VE FATMA ALİYE - 10.07.2023
- LALE DEVRİ’NDE MİNYATÜR - 11.06.2023
- ERKEN VE KLASİK DÖNEM OSMANLI MİNYATÜRÜ - 16.05.2023
- GÜÇLER DENGESİ - 28.04.2023
- HİTİT SARAY KADINLARI - 11.04.2023
- HER ŞEYİN BİR İLKİ VARDIR - 02.04.2023
