HAYAT AĞACI

Doğa’nın kendine özgü bir dili var. Yer-yüzünden yâr-yüzüne tüm yaratılanların bildiği ve anladığı bu ortak dil, bize kim olduğumuzu anlatıyor. Havaya bakıp yağmurun yağacağını tahmin edebilen yerli insanlar biliyor ki, doğanın bir ruhu var. Hayat ağacı kökleri ve dallarıyla maddeden manaya bilgeliğiyle hikâyelerine devam ediyor. Dünya Ana’ya bu hikâyeler hayat veriyor.

Atik Ali’de yol boyu yürüyoruz. Fatih’te gün ortasında, yoğun trafiğe ve etrafımızdaki hengâmeye rağmen yolumuza devam ediyoruz. Yol ortasındaki, dikili ağaçlara ve önündeki levhaya gözümüz ilişiyor. Sâmiha Ayverdi’nin ağaçlarına, manevî evlatlarına selâm veriyoruz. Ağaçlar, Ayverdi’nin tekrar tekrar yazılı başvuruları ve telefon görüşmeleri, yıllar yılı gayretleri ile yerini buluyor. Fidanlar toprağa kavuşurken, dallar göğe doğru uzanmaya başlıyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v), “Kıyamet kopmaya yakınken elinizde bir ağaç fidanı varsa ve onu dikmeye vakit bulabilirseniz onu dikin” sözü üzere azimle dikilen ağaçları, Fatih’ten Edirnekapı’ya kadar görmeye devam ediyoruz. İlmin amelini görüyoruz. Dünya ilmin ameli ile dönüyor.

Ayverdi Ailesi’nin hayatımıza, kültür dünyamıza verdikleri hizmetlere bakıyoruz. Hayat Ağacı’na doğru yürümeye devam ediyoruz. Bir ağacın dallarına tutunuyoruz. “Başlangıcı bir damla su, sonu ise bir leş olan insan oğlu için iki dünyaya da yetecek sermaye, Hak’tan alıp halka verdikleridir. Muhabbet ve hizmet kemerini Allah adına kuşanmış olandan zengin kim vardır?” diyerek bize sesleniyor Sâmiha Ayverdi, “Bir Ağacın Dalları” adlı kitabında. Sözü dünde değil, bugünde… Kadim Bilgelik hiç geçmiyor. Kökünü manadan alan eskimiyor. Maddede manayı, imanda sevgi ve idraki, hizmette dengeyi görebilmeyi topluma gaye olarak sunuyor. “Bize söylenmemiş söz mü var?” derken kendi anlamını tamamlıyor. Kelimelerin ardı sıra, yola koyulup yürümeye devam ediyoruz. Bir kelime, bir anlam, bir dünya… İlhan Ayverdi ile kelimelerin dünyasına adım atıyoruz. “Kalp mâmur olur, ruh terbiye görür ve zihin eğitilirse, bunun tesirleri dışta tezahür eder.” diyen İlhan Ayverdi ile “Öz”den, kendinden kendine ve âleme doğru yolculuğuna tanıklık ediyoruz. Ruh ikizi gibi birbirini anlayan Sâmiha ve İlhan Ayverdi’nin hizmetleri kültür dünyamızda yeni bir döneme kapı aralıyor. Sâmiha Ayverdi külliyatı ile gönül evlerini mâmur ederken, İlhan Ayverdi kelime kelime arayıp yazdığı lugat ile dilimizi bize yeniden kazandırıyor.

“Biz dünü yaşatan, yarını hazırlayan insanlarız.” diyen Ekrem Hakkı Ayverdi zaman ile algı dünyasından hayata bakışını anlatıyor. İlhan Ayverdi, Ekrem Hakkı Ayverdi’nin Osman Gazi’den Fâtih devrine kadar olan mîmârî mirasımızı topladığı dört ciltlik muhalled eserinin ve Balkanlar’daki Osmanlı devrine âit bütün mîmârî eserleri içine alan külliyatının hazırlanmasında Anadolu ve Rumeli’yi gezerek kaleme alınmasına katkıda bulunurken, kültür yayınları, tarihî ve millî değerlerle buluşturuyor.

İlhan Ayverdi, İstanbul Maarif Müdürlüğü’nde görev aldığı dönemde Mehmet Örtenoğlu ile tanışır. Mehmet Dede vesilesiyle Sâmiha Ayverdi ile görüşmeye başlar. Ekrem Hakkı Ayverdi ile evliliğinden sonra Sâmiha Ayverdi ile resmi olan görüşmeleri muhabbetli kıvam alır. İlhan Ayverdi’nin ömrünün yarısını verdiği lugat yayımlanırken, Kubbealtı Toplantıları’nda, “Dil Akademisi” diyerek ektiği fidanın meyvesini görür. Ayverdi Ailesi toplumun temeli adına gayret ederken, İlhan Ayverdi, “Zaten aile, millet, devlet gibi sosyal toplulukları meydana getiren unsur iman değil midir?” diyerek topluma hizmetin iman ile hayat bulacağını vurgular.

“Bir Hayat, Bir Lugat” kitabıyla İlhan Ayverdi ve lugat üzerine okumalar yapıyoruz. Gazeteci- yazar Mehmet Nuri Yardım, “Türkçe’nin en kapsamlı sözlüğü artık elimizin altında. Her zaman Türkçe’nin yoksullaştırıldığını söyleyenler, dilimize sahip çıkılması gerektiğini savunanlar, dil ve kültür arasında sıkı münasebet olduğunu belirtenler sevinsin, çünkü beklenen sözlük çıktı. Kaygılarımız son buldu, hüzünlerimiz bitti.” diyor. Yardım, dil ve düşünce, dil ve anlam, dil ve medeniyet, dil ve kültür bağlamında kelime dağarcığımıza değiniyor.

Sâmiha Ayverdi’nin torunu Sinan Uluant, “Ayverdiler” kitabı ile ailenin hikâyesini yalın bir dil ve anlatım ile ele alıyor. Osmanlı bakiyesi aileyi, günümüze kazandırıyor. Geleneğin hayatımızdaki yerini dile getiriyor. Sâmiha Ayverdi’nin hepimize bıraktığı vasiyeti okumak, ailenin hayattaki tavrını anlatıyor: “Zengin kime denir, zenginlik nedir? Şu gök kubbe altının ebedî geçer akçesi olan îman, îhlâs, insaf, doğruluk, cömerdlik, hasbîlik, feragat, fedakârlık, güzel ahlâk, vatan aşkı, hikmet ve irfan gibi ulvî vasıfları mayalayıp etraflarına taşıranlar yeryüzünün gerçek zenginleridir. Âlimin hakîme muhtaç olduğu halde, hakîmin âlime ihtiyaç duymayışı gibi, kasaları varlıkla dolup taşanlar da, bilerek bilmeyerek, gönül zenginlerine keşküllerini uzatmaktan hâlî kalmazlar. Hemen Cenab-ı Hak cümlemize, bu üstün sıfatların insanı olmayı nasîb etsin ve sizi de, mânevî zenginliğiniz yanında, hayırlı yerlerde ve hayırlı günlerde, saadetle kullanacağınız maddî ve varlığa da sahib eylesin. Bu niyaz, Hakk’ın rızasına uygun ise; âmin.”

Külliyatı ile roman, hikâye, şiir ve deneme türleriyle edebiyatımıza katkıda bulunan Sâmiha Ayverdi, duygu ve düşünceleriyle değerli aktarımlarda bulunur. “Millî Kültür Mes’eleleri ve Maârif Dâvâmız”, Kültür Bakanlığı tarafından 1976 yılında yayımlanır. 1946-1975 yılları arasındaki yazıları kapsar. Sâmiha Ayverdi’nin “250 yıllık birikim” dediği yazılar, toplumun halini anlatır. Halkı eğitmek için evvelâ onu tanımanın, sevmenin ve saymanın gereğini dile getirir. Memleketin zıt anlayışlar ortasında ikiye bölündüğünü söyler, bu çatlağı onarmaya, kurtarıcı bir zihniyetin ortalarda görülmediğinden dem vurur. Bugün köylüyü hırslarla peşine takan şehrin, köylünün irfanına ve imanına muhtac-ı himmet iken, köyü bir hayli zedelediğini anlatır. Sosyolojik bağlamda, anlam karmaşası yaşanmaktadır. Köylü menfaatler için köyünde ve hatta şehir hayatında gönül sermayesini harcamaktadır. Ayverdi, Anadolu derken sözü Kırım’a getirir. 50 yıl önce söylediği sözlerden bugün hepimizin alacağı dersler vardır. Bolşevik İhtilali’nden evvel de Rusya’nın Türklerden korkmuş olduğunu ve Türkleri imhâ ettiğini ifade eder. Moskof tehdidine karşı, iman ve vicdan bağlamında eğitime değer verir, lakin fabrikasyon ve ticarî insan eğitimini eleştirir. Toplumda uyumu ve dengeyi gözetir. Komünizm korkusunun karşısında, baskıyla değil gönülle el ele imar eden, Ahî Evran’dan Hacı Bayram Veli’ye, Anadolu topraklarında yoğrulan birlik vardır. Ayverdi, tarihî ve millî yönüyle değerlerimizi ele alır. “İyilik etmek zevki, geçici olmayan yegâne zevktir.” diyerek dünya görüşünü paylaşır. Öyle ki, zarurette korku ve menfaat, iyilikte ise kardeşlik ve dostluk vardır. Ona göre, Allah derdin içinden derman çıkarır.

Toplum, aile, kadın, eğitim, kültür, toprak, iman… Ayverdi’nin yazılarını ilköğretim öğrencisi de kendi dalının uzmanı da okuyup anlayabilir. Her okuyan kendi seviyesine uygun olanı anlar. Okuyanlar, çıkmazda kalmaz, kendine uygun olan yolu bulur. Sâmiha Ayverdi’nin gözbebeği “insan”dır. İnsanı aramak, bulmak, sormak ve anlamak hayatının gayesidir. Özüne ve hayat felsefesine bağlı olarak kendi anlam yolunu bulur. Geçmişten gelerek günümüzde “kültür ve medeniyet” adına ne söylenmesi gerekiyorsa söyler. Manevî dünyasını maddi planda, hayatta bulunduğu mekânda, tarihî ve millî vefâ ile değerleri tefekkür ederek bize aktarır. Ayverdi, Sadık Yalsızuçanlar’ın deyimiyle “Fatih’in Fatiha’sı”dır. Kendi muhiti olan Fatih’te sınırlı kalmaz. Dar halkada sıkışıp kalmaz. Anadolu, Balkanlar… Ve dünya gündemi dilindedir, imanı ile dünyayı mâmur etmenin yollarını arar. Makaleler, mektuplar yazar. Gönlünden gelenleri akıl süzgecinde eleyerek azim ile yazar. “Aşk” gönlündedir, lakin madde zemininde ayakta durmasını bilir. İstanbul Fetih Cemiyeti, İstanbul Enstitüsü, Yahya Kemal Enstitüsü, Kubbealtı Akademisi ile kültür dünyamıza hayatını vakfeder. 

Ayverdi Ailesi ve hizmetleri, bugün topluma yol göstermeye, gelenekli hayatın güzelliğini anlatmaya devam etmektedir. Ekrem Hakkı Ayverdi, Fatih Devri’ni izleyerek küll’ü bulan mimariyi bıkmadan, yorulmadan planlayarak, anlatarak ve yazarak imar ederken, medeniyeti yeniden imar eder. İlhan Ayverdi, Dil Akademisi’nden Kubbealtı Lugatı’na bir kelime hazinesi sunar. Sâmiha Ayverdi gerek külliyatı, gerek sohbetleri ile toplumu ihya eder. Sâmiha Ayverdi, Vatan Ana olarak sevilir. “Vatan sevgisi imandandır.” hadisi üzere yakınlarına, vatanına ve hatta dünya sorunlarına derman olmaya gayret eder.

Hepimiz kendi doğamızı arıyoruz. Cennet de cehennem de bizdedir. Doğamıza uygun olan halde, kendimizde cenneti buluruz; uyum ve manevî lezzet gibi… Eğer bize uygun olmayan bir haldeysek, cehennem içimizde kurulur; ağırlık ve pişmanlık gibi… Bizim ve toplumumuzun içinde bulunduğu itiş, kakış, çatışma ve çelişki beşerliğin bitmeyen ıstırapları… Kendimizi bilmeye gayret etmek, kendimize uygun olanı talep etmeye doğru yürümek, bize insanlığımızı anlatıyor. Altay Türkleri’nin anlattığı “Hayat Ağacı”, kökleriyle geçmişten dallarıyla gelecekten bilgeliğini vermeye devam ediyor. Hayat Ağacı topraktan hayvana, hayvandan insana tüm yaratılanlara kendi doğasını anlatıyor. Bu bilmeklik hali, bizi insanlığa doğru yaklaştırıyor. Ayverdi Ailesi’nin idealleri ve hizmetleri akrabalığın üstünde özel bir bağ olarak bize kendi doğamızı anlatıyor.

Müge Aydın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir