Hep böyle güzel mi olur yaz geceleri? Gökyüzünde beliren yıldızlar, hafiften meltem rüzgârı, hanımelinin tatlı nağmeleri, masanın etrafını donatan dostlar…
Bir yaz gecesi, sohbete davetliyiz. Alev Alatlı evini sever ve kendini sevenleri de evine davet eder. Evinden dışarıya pek nadir çıkan Alatlı, evinin bahçesinde TRT2 kanalını ağırlıyor. Kameralar, ışık, ses sistemleri ve ekipmanlar ile bahçe stüdyoya dönüyor. Bahçe alan açıyor, hem zihinlere hem de gönüllere… Kelebek Etkisi programı ile sohbetine bağlandığımız Alatlı, İhmal Edilebilir Nasihatler ile yoluna böyle devam ediyor. Programda, iki kitap olarak yayımlanan Nasihatnameleri bıkmadan, yorulmadan anlatıyor. Alatlı, dünya tarihini bütün olarak ele alırken, beşerliğin savaşlarını hayretle dile getiriyor. Alev Alatlı, Ayşe Böhürler ve Prof. Dr. Süleyman Seyfi Öğün ile dünya tarihini müzâkere ediyor. Aile yapıları, eğitim tarzları, deneyimleri ve birikimleriyle farklıklara rağmen aynı yöne bakabilmeleri ilham veriyor. Bahçede bir kaplumbağa da kabloların arasında gezinirken, meraklı gözlerle etrafa bakıyor. Bir kaplumbağa kadar ilgi ve merak duyuyor muyuz dünyamıza? Bize sorularla gelen Alatlı’ya yanıt verebilir miyiz?
Dem bu dem diyerek yeniden yanıt arıyoruz izlediğimiz programlarda ve okuduğumuz kitaplarda. Yeniden izliyoruz, okuyoruz ve dostların kapısını çalıyoruz. Alev Alatlı’yı (1944-2024) kurduğu üniversitenin izleğinde, bize yön veren metinleri ile anıyoruz. Soruları tohum oluyor… Alev Alatlı, eteğindeki ata tohumlarını eliyle dağıtıyor. Her bir soru, yanıt olup toprağa tutunuyor; dal, yaprak vererek ellerini uzatıyor. Bir pencere açıyor bize. “Hadi! Hayata bir de buradan bakın!” diyerek dikkatimize talip oluyor. “Ne var bunda yavrum?” diye soruyor. Gecesi gündüzüne karışıyor. “Dünya Nöbeti” tuttuğunu, arz-ı hal niyetine yazdığını anlatıyor. “İşleyebileceğimiz en büyük günah, birbirimize kayıtsız kalmamızdır.” derken, kalp ilmi dile geliyor. Tarihin dümdüz bir hat değil, devirli olduğunu belirtiyor. “Benim yaşıma geldiğinizde, benim hiç olmadığım kadar hâkim, fehim, müstakim, emin ve metin olun.” derken kelimeleri üzerimize dua oluyor. “Türkiye batmaz, batarsa okyanuslar taşar.” diyerek ümit veriyor. Alatlı zamanı birliyor, özgün tavrıyla kendi zemininde buluyor: “Geçmişe hâkim olan geleceğe, güne hâkim olan geçmişe hâkim oluyor. Biz böyle gördük.”
İkinci Dünya Savaşı yıllarında babasının görevi sebebiyle Menemen’de çadırda doğan, Erzurum’un bir köyünde ahırdan bozma evde büyüyen, ODTÜ’de barakalarda okuyan Alatlı, eğitim için Amerika’da bulunduğu dönem rüyalara dalmıyor, gerçeklere uyanıyor. Kapitalizmin kahrederken kâr eden çarklarına kapılmak, karışmak istemiyor. Öğütmek değil, üretmek için gayret ediyor. Romanları, denemeleri ve özgün haliyle milletimizin anlam dünyasına değerli katkılar sağlarken; tarihten siyasete, felsefeden sanata, iklimden iklime birikimlerini aktarıyor. Eğitiminde ekonomi, felsefe, dilbilimi, ilahiyat üzerine eğilirken; ilgi alanları da mitolojiden astronomiye kadar derindir. Yazmak onun için bilginin zekâtıdır. “Tarih tarihçilere bırakılamayacak kadar kıymetlidir.” diyen Alatlı, tarihi kademe kademe yorumlayıp anlatır. “Hodri meydan!” sözüyle “Ne oluyor ne bitiyor?” diye sorarak dünyanın hakikatini arar. Francis Bacon’ın “Bilgi güçtür” sözünün aksine, Alatlı gücünü özünden alır. Bilgi ile viran değil, imar eder. Nasihatnameler, Fesüphanallah ve Hafazanallah adıyla iki kitap olarak yayımlanır, bir ömürlük deneyimlerini bize böyle anlatır. Kitapların adlarına bakarak önyargıyla yaklaşmayalım… Alatlı yalnızca duyduğu hayreti ifade ediyor. “Dünya nasıl bu hale geldi, anlamaya çalışıyorum.” diyerek bize anlam dünyamızın kapılarını aralıyor.
Eğitimlerinin ardından, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde öğrenci yetiştirmeye başlayan Alatlı, pay/payda hesabı ile sil baştan matematik üzerinde duruyor. Öyle ki matematiği sevmezseniz, öğrencilere de sevdiremezsiniz. Alatlı matematiği seviyor, lakin milletini daha çok seviyor. Ekonomi eğitimi alırken, önünde formüller varken, Konya Ovası’nı düşünüyor, halimize üzülüyor. Devlet Planlama Teşkilatı’nda görev alıyor. Turgut Özal dönemi ile gelen düzeni memnuniyetle anlatıyor. Peki, üniversite yıllarımızda hocalardan “Özal çocuklarısınız” diye neden azar işittik? Peki, genç yaşta particilik oynamıyoruz diye neden azar işittik? Günlük siyasetin üzerinde bir dünya; hayatın ritmi, düşüncenin yolculuğu varken… Bu kadar bölünmeyi neden marifet bildik?
Dünyayı reklam ajansı yıllarında farklı yönleriyle okuduğunu söylen Alatlı, dil öğretiminde Türkçe kavramların önemini gündeme getirir. Ezbere değil, düşünce uyumuna göre içerik hazırlanır. Bizim English, dil öğretiminde yeni bir döneme kapı açar. İngilizceyi kendi düşünce kalıplarımıza göre öğretir. Türkiye genelinde, yaygın bayii ağı ile dergi ilden ile dağıtılır. Bizim ihmal edemeyeceğimiz gerçek, Türkçedir. “Türkçeyi mutlaka toparlamamız lazım!” diye uyarıda bulunur. Alatlı koordinatör olarak önemli bir eğitim kurumuna imza atar. Yolu, Kapadokya’ya yâr olmak adına, meslek yüksekokullarından üniversiteye giden yoldur. Kapadokya Üniversitesi’nin ilkeleri akıl, ahlak, adalet ve adaptır. Gençlerin özgüven ile potansiyellerini geliştirecek tarzda yetiştirilmelerine katkıda bulunur. Yeni bir dünya okuması için hayallerinin izinde elinden geleni yapar. Birlikte düşünelim, konuşalım; yeter ki bir hedefimiz olsun diye gayret eder.
Ömrünün kefaleti olarak gördüğü yazılarında Alatlı, “Avrupa’yı bilmeden Amerika’yı bilmek mümkün değil. Roma’yı bilmezseniz, Avrupa’yı bilemiyorsunuz. Yunan’ı bilmezseniz, Roma’yı bilemiyorsunuz.” diyerek uyarıyor. Guy Fawkes maskeleri ile gezi eylemlerine değiniyor. “Kimin aklıydı bilmem?” diyerek üzüntüsünü ifade ediyor. Tarihi bilmeden bugünü anlayamayacağımıza dair uyarılarına devam ediyor. “… bu kadar umursamazlık, bu kadar bencillik, bu kadar savurganlık, bu kadar lüks ve Batı düşkünlüğü, Rus toplumunun ikiye ayrıldığı zamanlardır.” derken tarihten ders almayı hatırlatıyor. İnkâr edilen Filistin Sorunu için gayretlerini dile getiriyor. Edward Sait‘in kitapları ile “Bu kitapları biz yazmalıydık!” diyen Cemil Meriç’i anıyor. Tarihi kültürel bağlamlar ile ele alıyor. “Amerika ulus olmadı, kimlik üzerinden gitti, aidiyet değil!” diyerek, üniversitede bir yıl verdiğimiz siyasi tarih dersini, bir iki kelime ile derleyip toparlıyor.
Yeri geliyor Tolstoy’dan Muhammediliği Ihlara Vadisi’nde arıyor, yeri geliyor İngiltere’nin sancılı Protestanlık sürecini yazıyor. Amerika’nın inancı bilimsellik ile düz mantıkta anlattığını yorumluyor. “Işık doğudan gelir” sözüyle doğunun kadim bilgeliğine duyduğu hayranlığı dile getiriyor. Şeyh Edebali’den Osman Gazi’ye iyilik ve terbiye bağlamında kültürel bir akti hatırlatıyor. “Ey Oğul! …” hitabıyla başlayan metni yeniden duymayı; edep ile zamanın ruhunu yeniden okumayı, kendi dünyamızı yeniden bulmayı öğütlüyor. “Ziya Paşa’dan ‘dolaştım mülki İslam bütün viraneler gördüm’ yanlışımızı, evimizde kaybettiğimizi nerede arıyoruz?” diyerek kendimize bakmayı, öze ve eyleme dönmeyi zikrediyor. Kimi zaman kızıp küserek “çerh ile söyleşemem, âyinesi saf değil” diye dizeler söylüyor. Dünyayı bilmeyen dünyanın maskarası olur sözüyle, dinsel inançlar ve düşünceler tarihini ihmal etmeyelim diye uyarıyor. Din ve bilimin el ele yürüyememesinin altında korku ve kibir olduğunu dile getiriyor. Öğrenilmiş çaresizliğe veriyor, veriştiriyor… “Nasıl üstesinden geliriz?” derken bütün gayretleri; okumaları, yazmaları, konuşmaları, yaptıkları burada düğümleniyor.
Alatlı’nın isteği kendi doğrularını anlatmak ya da dikte etmek değildir. “Doğru nedir?” diye soruyor. Her soruya, yine sorularla yanıt veriyor. Bize uygun olanı arıyor, kendine ve köklerine bakıyor. Tarihe gidiyor, medeniyetin ruhuyla “Kendimizi sevmeyi yeniden öğrenmemiz lazım yavrum” derken, bugünden yarına köprü kuruyor. “Kaplumbağa’nın sırtına bir parça toprak koyarlar, bu toprak büyüyerek yeryüzünü oluşturur…” diyen Kızılderililerden bir anlatı ile geliyor. Bahçesindeki kaplumbağa kadar bağ kurabilir miyiz? diye bize bakıyor. Özgün tavırla evrensel bütüne katkı vermemizi bekliyor. Bizden vazgeçmiyor, ümit ediyor.
Müge Aydın
- AYNI YÖNE BAKMAK - 03.03.2026
- BİR HARİTANIN ARDINDA… - 09.02.2026
- HAYAT AĞACI - 06.01.2026
- BU GÜZEL YURDU KORUMAK HERKESİN YARARINADIR. - 13.12.2025
- “ANADOLU TOPRAKLARINDA VE TÜRKÜLERDE SAKLI ÖZÜMÜZ” - 23.02.2024
- “AŞK BİZE, HAYATIN İÇ YÜZÜNÜ GÖSTERİYOR” - 16.02.2024
- “İLMİN VE SANATIN ZEKÂTI, ONU KARŞILIKSIZ VERMEKTİR” - 04.02.2024
