“Hoş geldiniz evlâdım, bizi bahtiyar ettiniz.”
Evine gelen talebelerini böyle selamlayan Cemil Meriç, hayatını Türk irfanına adayan düşünce insanıdır. Kendi kelimelerimizle anlayıp anlatmanın yolunu arar ve bu yolda yürür. “İnsan toplumdan sıyrılamaz, sıyrılırsa okunmaz ve anlaşılamaz.” der. Toplum Bilimi verdiği derslerden, okuduğu ve okuttuğu kitaplardan daha fazlasını anlatır. Her düşünce adamını sevgi ve saygıyla anar. Ömrünü düşünceye adayan Meriç, Eflâtun’dan Marx’a, Saint Simon’dan Said-i Nursî’ye doğru yürür. Her adım, yeni bir dünyaya kapı aralar.
Prof. Dr. Ümit Meriç’in kaleme aldığı, Babam Cemil Meriç kitabı Osmanlı’dan günümüze tarihi, zamanının olaylarını, kültürel etkiler ile dile getirir. Babam Cemil Meriç kitabıyla aileyi daha yakından tanırken, dönemin anlam dünyasına tanıklık ederiz. Cemil Bey, her birini gerçek dost kabul ettiği kitaplarını evlatlarına emanet eder: “Çocuğum, çocuklarım. Ben bu kitapları bütün dünya nimetlerinden, çok defa vazgeçilemeyenden, vazgeçilemeyecekten feragat ederek bir araya getirdim. Size bir dünya, dost bir dünya hazırladım, hazırlıyorum. Fırtınaya tutuldukça sığınacağınız tek liman bu. Daha doğrusu bu limandan ayrılmazsanız kasırgalardan uzak kalırsınız.”
Baba evlâd hikâyesi, Rumelili bir ailenin Halep eyaleti ve Reyhanlı’ya varan (1916) yolu ile başlar. Cemil Meriç’in gençliği ve düşünce dünyası, Fevziye Hanım ile evliliği (1942), Elazığ Lisesi’ndeki öğretmenlik günleri, oğlu Mahmut Ali Meriç (1945) ve kızı Ümit Meriç’in doğumları (1946), Fransızca okutmanlığı, ailenin türlü zorluklara rağmen mutluluğu bulduğu Fethi Paşa günleri (1948) ile devam eder. Temiz hava almak, doğada bulunmak, denize girmek, talebelerini beklemek… Talebelerine gazetelerini okutur. Kitaplar indirilir, kaldırılır, ansiklopediler, lügatler ele alınır; notlar bazen el yazısı ile bazen de daktilo ile yazılır. 1950’lilerin sonunda dünya edebiyatı yazmaya başlar. Sosyoloji Bölümü’ndeki derslerin Cemil Meriç’in bibliyografyasına katkısı olur. Sonraki yıllarda, kitaplarında karşılaştığımız konuların tohumları bu derslerde atılır. Dört yılını verdiği Hint Edebiyatı (1964) yayımlanır. Hint kaçış değil, arayıştır. Hint’in kılavuzluğu ile akıl ve gönül birliğini bulabilmeyi arzu eder. “Düşünce dünyasını fethe koşanların uğrayacağı ilk ülke Hint olmalı.” der. Hint’e rüyalarını armağan ederken, “Hayatın manasını aydınlatan büyük sırların anahtarı hâlâ onun ellerindedir.” diyerek över. Amelin bir zincir değil, bir kanat olduğunu belirtir. “Hint ve Yunan, biz bu iki ülkenin merkezindeyiz.” derken, Batı ve Doğu’nun, insan beyninin iki küresi gibi olduğunu dile getirir. Diğer eserleri çıktıktan sonra bile Hint için “En sevdiğim eserimdir, ondan daha güzelini yazmadım.” der. Kitap, Bir Dünyanın Eşiğinde adıyla yeniden basılır. Meriç için her kitap bir davettir.
“Kelimelerimi sana veriyorum okuyucu… Onlar yanıp sönen birer oyuncak. Boş içleri. Boş mu? Alev var göğüslerinin içinde, barut var, gözyaşı var. Nihayet bütün dünya kelimelerden ibaret.” diye yazarken hayatını bizimle paylaşır. Kırk yılı aşan evlilik sürecinde on bir ahşap kütüphaneye zor sığan on bir bin kitap olur. Kitaplıklar konularına göre düzenlenir; ansiklopediler, sözlükler, dîvanlar… “Kitap sevenini bulur evladım, arayanını bulur. Bunu bütün kitap âşıkları bilir.” der. Cemil Meriç okuduğu bilgide kalmaz, bilgiyi kendi bağlamı ile yeniden kazandırır. Bu Ülke (1974) MEB tarafından yüz Temel Eser arasına alınır, elden ele, dilden dile dolaşır. “Bu sayfalarda, hayatımın bütünü, yani bütün sevgilerim, bütün kinlerim, bütün tecrübelerim var. Bana öyle geliyor ki, hayat denen mülakâta bu kitabı yazmak için geldim. Etimin eti, kemiğimin kemiği.” der. Erol Güngör, “Bu Ülke’yi ben yazmak isterdim.” der. Alev Alatlı, okurun bir halden bir hale gelen ruhaniyetini bu kitapta, bir yazarda okur. Umrandan Uygarlığa (1974) Türk Milli Kültür Vakfı’nın fikir ödülünü alırken, takdim konuşmasını Mehmet Kaplan yapar. Mağaradakiler’i (1978) “Bu Ülke tohum, Mağaradakiler ağaç…” diye anlatır. Kırk Ambar (1980) kitabı Cemil Meriç’in kişisel ansiklopedisi gibidir. Konudan konuya, düşünce dünyasının anahtarını bize verir. Işık Doğudan Gelir (1984) kitabında, toplumda ve kendi alanımızda; zihnî, manevî birlik arzularının, dünün ve bugünün, yarına olan yolunu arar. Kendi kalarak değişmek, hem millî kıymetleri korumak hem de yaratıcılık üzerinde durur. Akıl kuramını denge, kabiliyet, meleke, eğitim, deneyim ile irdeler. “Resûlullah’ın önünde aklı kurban eyle.” sözüyle Hz Mevlânâ’dan, akıl ve gönül birliğiyle Hazret-i Peygambere gelir. “İnsanlar sana fetva verse de sen kendi kalbine danış.” hadis-i şerifi ile yürümeye devam eder. Fârâbî ve İbn Sînâ ile nokta-i nazara değinir. Burada akıl, hizmet etmek demektir.
Avrupa’dan Asya’ya düşünce birliğinin izinde yürüyen Meriç, talebeleri için bitmeyen bir üniversite, dostları için güvenli bir limandır. Ahmet Kabaklı, Beşir Ayvazoğlu, Dursun Gürlek, Mehmek Akif Ak, Kenan Gürsoy, Ekrem Tahir, Memduh Cumhur, Ruhi Ayangil, Fırat Kızıltuğ, Şerif Mardin, Haluk İmamoğlu ve İlber Ortaylı… Bugün dinlediğimiz ve birlikte öğrenmeyi sevdiğimiz değerli isimlerin ortak noktalarından biri aynı düşünce iklimidir. Kitap okumak, bilgiyi hafızaya yüklemek midir? Kitap okumak, aradığını kendinde bulmak mıdır? Meriç, ömrünü okumaya ve okutmaya adadığı kadar, aradığını hayatta bulmayı da arzular. Hayatındaki zorlu gelgitler arasında rızayı bulur. “Bir aydın, yabancı dil bilmese de olur, çok kitap okumasına da ihtiyaç yok. Yeter ki ana dilini bilsin.” diyerek hezeyanlardan dengeye gelir. Dönem, Türk Edebiyatı, Kubbealtı Akademi, Köprü gibi dergilerde yazıları yayımlanır. “Dergi, hür tefekkürün kalesidir.” diyerek derginin bir zekâlar topluluğunun ürünü olduğunu vurgular. Düşüncenin dergilerde kanatlandığını belirtir. “Bir şehrin iç sokakları gibi mahrem ve samimidirler.” der. Saint Simon’da okuduğu insan sevgisini ve dinamik toplum yapısını dergilerde bulur. Yetmiş yıllık hayat öyküsü, öğrenmek ve öğretmektir. Cemil Meriç (1916-1989) düşünmeyi bütün renkleriyle sever ve sevdirmek ister. Evet, her kültür bir bütündür. “Efendim, ağaç kökü ile yaşar, insan da öyle…” der.
Köklerine bağlı olan Ümit Meriç, “Bombalarla titreyen dünyamızda, kucağında kitaplardan bir bukletle bize gülümseyen babam Cemil Meriç’e ‘Nesl-i ati destanlarına bir zafer ve bir fedakârlık numunesi olmayı başarmış hakiki bir insan’ olduğu için sizlerle beraber, talebesi ve okuru olarak saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Ruhun şad olsun babacığım!” diyerek Babam Cemil Meriç kitabını sırlar.
Müge Aydın
- GÜVENLİ LİMAN - 04.04.2026
- AYNI YÖNE BAKMAK - 03.03.2026
- BİR HARİTANIN ARDINDA… - 09.02.2026
- HAYAT AĞACI - 06.01.2026
- BU GÜZEL YURDU KORUMAK HERKESİN YARARINADIR. - 13.12.2025
- “ANADOLU TOPRAKLARINDA VE TÜRKÜLERDE SAKLI ÖZÜMÜZ” - 23.02.2024
- “AŞK BİZE, HAYATIN İÇ YÜZÜNÜ GÖSTERİYOR” - 16.02.2024
- “İLMİN VE SANATIN ZEKÂTI, ONU KARŞILIKSIZ VERMEKTİR” - 04.02.2024
