“Açık Ufuk” adlı eserinde ne güzel ifade etmiştir İbrahim Kalın: “Modern şehirlerde insanların konutu vardır ama ‘yeri yurdu’ yoktur.” Yaşadığımız devri düşünecek olursak çok sancılı bir dönemden geçtiğimizi inkâr edemeyiz. Sıkıntıların üst üste geldiği, muhabbetlerin tükendiği, samimiyetlerin yerini günübirlik zevklere bıraktığı bir dönemdeyiz. Dün sahip olmak için mücadele ettiğimiz şeyleri bugün elimizin tersiyle itebiliyoruz. Nereye gidersek gidelim ruhumuzu saran iç sıkıntısını da beraberimizde götürüyoruz. “Ev”imiz diyebileceğimiz bir gönlü bulmakta dahi zorluk çekiyoruz. Fark etmesek de pek çoğumuz doyumsuzluğun kurbanı olduk çünkü. Etrafımızı kuşatan maddî yığınların arasında benliğimizi ve kimliğimizi “şey”lerin varlığıyla ispatlamaya çalışıyoruz. Etiketlerimizi kuşanıp karışıyoruz hayata. Oysa bizi biz yapan şeylerin hassasiyetler, iyilikler, incelikler olduğunu unutmadan yaşamamız gerekirdi. Varlığımızı, salt görünür olmaya indirgememeliydik. Dilimizi mâlâyânî sözlerle doldurmak yerine, işitildiğinde yürek sızılarını dindiren narin kelimelerle süslemeliydik.
Nurettin Topçu’nun dediği gibi, “Dünyayı hakikatin değil, iştihalarımızın gözü ile görüyoruz. Bu zavallı dünya herkes için başka dünyadır. Karınca için büyük, güneşe göre küçüktür. Bahtiyarlar için güzel, bedbahtlar için kötüdür. Bir tüccar çok kazanmayı muvaffakiyet ve fazilet sayabilir, fukaranın gözünde ise bu istek, kötü bir iştihadır.” Oysa bu dünyada her kalbin bir bahtı vardır. Bazen hiçbir şey planladığımız gibi gitmediğinde içimizdeki sese kulak vermemiz gerekir. Sahip olabileceğimiz şeylerin “umduklarımızdan” daha az olabileceğini, dikenli yollara tesadüf edebileceğimizi, bir gün yolumuzun ayrılacağı insanlarla hemhâl olabileceğimizi unutmamalıyız. Zira bu dünyada her nasip gerçekten de vaktine esirdir ve insan ne kadar çabalasa da bazen istediklerine nail olamayabilir. Lakin bu demek değildir ki çabasız bir hayat sürdürmeliyiz. Elimizden gelenin en iyisini yapmak “insan” olarak boynumuzun borcudur fakat sahip olduğumuz nimetlere gösterdiğimiz şükürsüzlüğün en büyük kaybımız olduğunu idrâk etmeliyiz. Bir başkasının elindekine sahip olmak için kendi elimizdeki nimetleri gözden çıkardığımızda, aslında kendimizi doyumsuzlaştırdığımızı fark etmeliyiz.
Belki de insan olarak en büyük zaafımız, istek ve arzularımızı kişilerin inisiyatifine bırakmamızdır. “Sahip olmayı”, belli olaylara, garantici davranmaya bağlarken aslında bize nasip yolunu açanın Allah olduğunu, her şeyi yalnızca O’ndan istememiz gerektiğini unutuyoruz. Böyle olunca da ister istemez her olumsuzlukta başımıza yıkılan dünyadan toparlanarak çıkmamız zorlaşıyor. Oysa biraz sükunetle düşünecek olursak, bize verilecek olanın da, bizden alınacak olanın da aslında bizim bilgimiz haricinde gelişen “nimetler”den olduğunu anlamak mümkündür. Bu hayat yolculuğunda elimize batan her dikeni bir “mahvoluş” olarak görmektense bazen de “yeniden doğuş” olarak görmek gerekir. Zira bizi büyüten, geliştiren, insanlığımızı pekiştiren şeyler çoğu zaman sıkıntılar, yokuşlar ve sızılardır. Hâlden anlamak için o hâle bürünmemiz, kendimizi keşfetmemiz, zorluklara göğüs germemiz gerekir.
Velhasıl kelam, her kalbin bir bahtı vardır. İstemeyi bilmek kadar nasıl isteyeceğimizi bilmek de bir bahttır. Bazen sözümüzle filizlendiririz özümüzdeki felâh yurdunu. Öyle bir an gelir ki yüreğimizden geçenler hemen oluverir, öyle olur ki yıllarca beklesek de kavuşamayız emellerimize. Lakin her şeyi, hazinesi tükenmeyenden, bizi yaratandan beklemek gerekir. Dua, insanlara verilmiş en büyük nimetlerdendir. Bir kitabında Nurettin Topçu çok güzel açıklamış aslında, sözü burada nihayete erdirelim ve şu sözlere kulak verelim: “Dua, rüyaların en gerçeğidir. Hicranlarda kalanları kavuşturur, ruhları Allah’la tanıştırır, varlığı aslına yaklaştırır.”
Zeynep Fatsa
- ÖMÜRDÜR BU GEÇEN - 20.05.2024
- YOLSUZLAR - 14.01.2024
- BİR İNSALIK MESELESİ - 31.10.2023
- KİTAPLAR VE HAYAT - 24.06.2023
- HER KALBİN BİR BAHTI VARDIR - 15.06.2023
- SÖZLER DİRİLTECEK İNSANLIĞI - 11.06.2023

Ne kadar doğru ve güzel bir yazı… Emeğinize sağlık🌸🥰