ÖMÜRDÜR BU GEÇEN

Aykut Ertuğrul bir öykü kitabında, “Bir kalbe kaç dağ sığardı ki? diye sorar. Yüreğimize kaç dağ sığdırabilirdik bilmiyorum lakin içimizde biriktirdiğimiz, biriktirmek zorunda kaldığımız şeylerin ağırlığı altında ezildiğimizin çoğu zaman farkında bile değiliz. Kimi zaman dilimizin ucuna gelen şeylerin anlaşılamayacağı düşüncesiyle, kimi zaman hayatımızın alt üst olması endişesiyle bir insana güvenmenin mutluluğuna dahi erişemiyoruz. Böyle olmasının sebeplerinden biri de her şeyin hızlıca tüketildiği bir dünyada “tükenmeyecek” olana denk gelemeyişimizin kabulü şüphesiz. Öyle ki vefa ve güven duygularını bile günübirlik ilişkilerimizin hızına kurban etmiş durumdayız.

Birbirinin yanında olmasına rağmen birbirinin ruhuna yabancı insanlarla dolu bir imtihan dünyasındayız. Sait Faik, “Kimdir bu sokakları dolduran adamlar? Bu koca şehir, ne kadar birbirine yabancı insanlarla dolu.” derken öyle haklıdır ki. Yanından geçip gittiğimiz kimseler bir yana bize ihtiyacı olduğunu bildiğimiz yakınlarımıza karşı bile duyarsızlaştık. Dinlemek, halden anlamak bile çoğumuz için bir yük artık. Birbirinin yüreğine dokunamadığı yetmiyormuş gibi bir de aralarına duvarlar ören kimselerden olmak, insanlığı çıkmaza sürüklemekten başka neye yarıyor? Görmek de körlük de bir tercih. Kulak kabarttıklarımızla kulağımızı tıkadıklarımız bizim kim olduğumuzu gösteriyor aslında. Günübirlik hazların ve maddi imkanların geçiciliğini kavrayıp iyiliğin ve samimiyetin zayi olmayacağını idrâk etmemiz gerekiyor. Ancak böyle bir bilinç bizi ayakta tutacaktır. İnsanın ziyan içinde olduğu bir zamanda, Allah’ın ipine sımsıkı tutunacak bir şuura sahip olmamız gerekiyor. Zira ömürdür bu geçen, tekrarı bulunmuyor.

Zeynep Fatsa

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir