Bu türküyü ne kadar çok seviyorum, bir bilseniz? İnsan dördüncü çeyreğe merdiven dayamışken, bülbüllerle empati yapmaya kalkışır mı? Hem de hasıl. Hele demiyor mu: “Ben seni severim, sen de sev beni…” Karacaoğlan’ın türküsünden söz ediyorum:
“Bülbül havalanmış yüksekten uçar
Has bahçe içinde gülüm var deyi
Seni seven âşık serinden geçer
Güzeller içinde yârim var deyi
Ben seni severim sen de sev beni
Mevlam bir kararda koymaz insanı
Elbet bir gün olur sen de ararsın beni
Şurda bir divane yarim var deyi
Ben seni severim can ile candan
İnsan kemlik bulmaz sevdiği yardan
Canım esirgemem vallahi senden
Götür sat pazarda kölem var deyi
Bir türkü daha var. Teeeheyy! toz pembe yıllarımdan boz bulanık gazel döken günlere kadar. Damarlarımdan girer de bir ezgili ezinç içinde ezim ezim ezer. Yükseklere yükseklere kanat çırpıp. Süzüle süzüle inip yüreğime konar. TRT’de yazdığım programlarda bu Divriğili Nuri Üstünses’ten alınan bu türküyü Divriğili sanatçı Beyhan Karslı ile denk düşürüp, herkesin ama herkesin dinlemesini arzu ederdim. Çoğu programda hikayesini de anlatmışımdır:
“Aşan bilir karlı dağın ardını
Çeken bilir ayrılığın derdini
Bülbül kaça aldın gülün nargını
Gül alıp satmanın zamanı değil”
Gül, aşkın her çeşidinde sevgiliyi temsil eder; bülbül ise onun aşkıyla yanıp tutuşan âşıktır. Bülbül âşık, gül maşuktur. Biz bunu böyle bilelim ve bu duygu iklimden hiç ayrılmayalım. Ama gerçek başka…
Şiiri, musikiyi, efsaneleri, inanışları göz ardı eden bazı bilim adamları bülbülün en sevdiği yemekler arasında olan bazı kurtçuklar sadece gülün tomurcuk kısmında bulunurmuş.
Meğer yüzyıllardan beri bülbül-ü şeyda aşktan değil açlıktan figan edermiş. Bizler:
“Bir seher vaktinde indi bağlara / Öter şeyda bülbül gül yarelenir” derken bülbül bir kurtçuk için gülden güle sıçrıyormuş.
Maniler, içli dokunuşlu şiirlerdir. Her biri bir gönül deryası sanki… Güllerle gün eyleyen bülbüller mi dersin, bülbüllerle düğün eyleyen güller mi dersin? Dert üstüne dert bağlayanlar da, gurbeti boynuna dolayanlar da, gözleri yollarda kalanlar da manilerimizde var. Sayıp dökmekle bitmez ki…
“Güle naz / Bülbül eyler güle naz / İndim o dost bahçesine / Ağlayan çok gülen az”
“Bülbül ah ile öter, / Ah ile ömür biter, / Dünyanın sonu ölüm, / Ayrılık daha beter.”
“Gül benim gül efendim, / Dili bülbül efendim, / Burada kan ağlarım, / Sen orda gül efendim.”
“Ekin ektim gül bitti / Dalında bülbül öttü / Ötme bülbülüm ötme / Ayrılık canıma yetti”
“Gülün budağı kanar / Dalına bülbül konar / Gurbet ele düşeli / Yanar yüreğim yanar”
İnanç dünyamızda, gül ve bülbülün saygın yeri var. Fuzulî, Peygamberimiz’i övdüğü “Su Kasidesi”nde: “İçmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile / Gül budağının mizacına gire kurtara su” diyor.
“Su” yerine Hz. Muhammed ve O’nun yolunu, rahmeti;
“Gül” yerine Tanrı’dan başka bütün varlıkları, dünyayı;
“Bülbül” yerine Hak âşığını,
“Budak ve dikenleri” yerine de nefisi koyarak yorumlayın bakalım.
Bülbül-gül ve dert. Bu dert aşk derdi, özlem derdi… Kavuşmak için çırpınış ve çağlar boyu bitmez bir serenat. Takvimlerde nisanın ilk haftası “Bülbüllerin ötme zamanı” diye yazılı.
Çukurovalı ozan, “Ötme garip bülbül gönül şen değil” diyor. Zavallı bülbül. Kendi derdine mi yansın, kimseyi memnun edemediğine mi? Kimi “öt” diyor, kimi “ötme” Âşık Veysel, yüzyıllar ötesinden gelen sese kaynak olup bize aktarmış:
“Seherde ağlayan bülbül
Sen ağlama ben ağlayım”
Çoğu gurbetçi, sıla özlemimin acılarına bülbül türkülerini katık eylemiş. Gözyaşlarıyla boğazının düğümlerini çözmeye çalışmış…
Örneğin Âşık Turabî’nin türküsüyle teselli bulmuşlar:
Mihrican mı değdi gülün mü soldu
Gel ağlama garip bülbül ağlama
Felek baştanbaşa kimi güldürdü
Gel ağlama garip bülbül ağlama
Şakı benim şeyda bülbülüm şakı
Bu dünya kimseye kalır mı baki
Sana da mı değdi feleğin oku
Gel ağlama garip bülbül ağlama
…….
TRT’nin şarkılar repertuarına göz atsanız, Bülbül şarkıları sayısının türkülerden aşağı kalmadığını görürsünüz.
Osmanlı’dan günümüze gelenleri, Dede Efendi’leri, Zekai Dede’leri, Dellalzâde’leri, Hacı Arif Bey’leri, Hacı Faik Bey’leri, Nikoğas Ağa’ları bir yana bırakalım. Yakın zamanımızın bestekârlarının bülbülü konu alan şarkıları var.
Zeki Müren’in “Bülbül âşıkmış güle”sini, Saadettin Kaynak’ın “Bülbülüm gel de dile”sini, Yusuf Nalkesen’in “Bülbülün çilesi yanmakmış güle”sini, Necip Mirkelâmoğlu’nun “Bülbülü mahcup ettim feryat imtihanında”sını ve onlarcasını anımsarsınız.
Ahmet ÖZDEMİR
- MEHMET CEMİL CEM’İ TANIYOR MUSUNUZ? - 03.09.2025
- NİYAZİ YILDIRIM GENÇOSMANOĞLU - 26.08.2025
- M. FARUK GÜRTUNCA: “SEN NE GÜZEL BULURSUN, GEZSEN ANADOLUYU” - 08.08.2025
- AHMET KUTSİ TECER VE ÂŞIK VEYSEY’İN KEŞFİ - 28.07.2025
- DERDİM ÇOKTUR HANGİSİNE YANAYIM - 21.07.2025
- CAHİT KÜLEBİ: “SİVAS YOLLARINDA GECELERİ / KATAR KATAR KAĞNILAR GİDER - 24.06.2025
- HALİDE NUSRET - 14.06.2025
- HAK İÇİN KURBAN MI, KÜP İÇİN KAVURMA MI? - 02.06.2025
- ŞAİR EŞREF : “KENDİMİ HECVEYLEMEZSEM KAFİRİM” - 23.05.2025
- ŞU SONSUZ KOŞU - 17.05.2025
- TRAKYA’DA DALLIK, HIDIRELLEZ, KAKAVA, TAYA KADIN ŞENLİKLERİ - 05.05.2025
- YAYLALAR YAYLALAR - 30.04.2025
- ABRIL ESİNTİLERİ - 20.04.2025
- MISRALARIN NOTALARIN KANADINDA BAYRAM GEZMESİ - 29.03.2025
- ÂŞIK VEYSEL’İN HAYATA BAKIŞI - 21.03.2025
