ZAMANIN ÜÇ ÇOCUĞU

Bugün kendime ebediyeti anlattım. Geçmişi, şimdiyi ve geleceği. Ellerinden tuttum onların bir çocuk gibi.

Şimdi, gözlerime bakıp kocaman gülümsüyordu. Geçmiş, kollarını açtı bana. Beni çağırdı, yeniden yaşayalım dedi. Gözlerim dolu dolu yürüdüm ona ve sıkıca sarıldım. Teşekkür edip, gelemeyeceğimi söyledim. Şimdiyi yanımda götüremeyeceğimi; geleceğin beni beklediğini diyemedim ona. Üzülür diye…

Gelecek, biraz uzaktaydı, elinden tuttuğumu sanmıştım oysa. Epey uzaklaşmışız ama anlamamışım. Israrla beni çağırıyordu. Arkasından koşmak istedim. Ama şimdiyi bırakamıyordum. Gelecekle aramızda ulaşılmaz bir uzaklık peyda olmuştu. Bekle diye seslendim, gitti. Üzüldüm, yetişemedim diye. Durdum, baktım ki şimdi hâlâ yanımda. Ama gülümsemesi kaybolmuştu. Onu yanımda götüremeyeceğimi ve gitmeye yeltendiğimi anlamıştı. Gözlerinin içine bakıp, özür diledim ondan. Nereye gidersem gideyim, onunla olacağıma dair söz verdim. Birden, güzel gülümsemesiyle kalbimi aydınlattı. Unuttuk gitti, aramızdaki soğukluğu.

Kendime, ebediyeti anlattığımı, söylemiştim. Zamanın üç çocuğu gibiydi; geçmiş, şimdi ve gelecek… Her birinin yeri ayrıydı kalpte… Geleceğin, bende bu kadar çok merak uyandırması sonsuzluğa daha çok benzemesinden miydi? Sonlu olan insanı, sonsuzluk niye bu kadar çok içine çekiyordu? Ondan mı acaba Bakara Suresi’nde hikmetle sesleniyordu Rabbimiz: “İnna lillahi ve inna ileyhi raciun” diye.

Rumeysa Solmaz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir