İnsan isminden vurulur. Dünyaya yeni gelmiş olmanın hay huyu içinde meselenin ciddiyeti pek anlaşılmaz da ne olacaksa sonradan olur. Hele de anlık bir coşkuyla, düşünülmeden konulmuşsa bir isim, geçmişler olsun! Bedeli ömür boyu boyunda asılı kalır. Hiçbir şey yere yıkamaz belki ama ismi adamı alnının çatından vurur!
Bir gün takvim yaprağına baktım falanca isim yazıyordu biz de onu koyuverdik, yok kardeşinin ismiyle kafiyeli olsun istedik, yok eşimle isimlerimizi yarıya böldük, ikisini birleştirince bizim çocuğun ismi de farklı olsun dedik, gibi cümleler hepimize tanıdık geliyordur. Meselenin hafife alınmaması gerektiğini biliyordum bilmesine de bizzat şahidi olunca durumun vahametini daha iyi anladım. İnanır mısınız aramızda hüngür hüngür ağlarken kimseye görünmemek için denizlerin altında olmayı isteyenler var! Niye çünkü öyle bir adı var ki onun yükünü çekiyor! Çünkü yıllarca o ismin ağırlığı altında istenildiği gibi görünmeye şartlanarak büyütülmüş. Zayıflığını kimseye göstermemek için de böylesi bir talebi var. Biz insanız, aciziz ağlamak da bizim için denilse de nafile! Kim bilir daha böyle kaç hikaye var?
Bir de tam aksi var. Beterin beteri… O da ayrı içler acısı… Bulundukları zamanın kahramanı olarak görülen ancak bugün zulüm ve gözyaşına neden olduğu bilinen kişilerin isimlerini koymayın çocuklarınıza diye bas bas bağırıyor uzmanlar. Merhametsiz, acımasız gaddar oluyorlar işte! Hadi ben abartıyor olayım, haberler ortada! Neden insan, evladına bile bile Vural, Volkan, Alev, Afet, Savaş,
Benhür diye bir arkadaşımız vardı ilkokulda. Teneffüslerde ayakkabılarıyla sıraların tepesinden inmez, hepimizi huzursuz ederdi. Herkesin eşyasını izinsiz alır, her şeyi yapmaya hakkı olduğunu haykırırdı her haliyle. Hepimize eziyetti resmen. “Hürüm, özgürüm ben!” diye başlardı söze, özellikle de yaramazlıklarına kılıf aradığında. Hem de o yaşta! O Benhür’dü çünkü.
İnsan önce ismine yakalanır. Doğru, hatta ismi tehdit bile eder adamı, köşeye sıkıştırır da kaçamaz. İsminin verdiği ders, işine gelmez, üstünden çıkarıp atmak ister, atamaz. İsmini lekelediği yerleri sil sil bitiremez, yaşadıklarıyla isminin anlamı bir türlü uyuşmaz! O ismi hatırlatanın, o ismin hakkını verenin hayatıyla kendi hayatı bir türlü yan yana gelemez. Utanır önce, bir yerden sonra da umursamaz. Bu kez de ismin sırtı yere gelir, insan altında kalır. Esirden farksızdır!
İnsan önce isminden yorulur. Öyle şana, şöhrete, tarihe mâl olmayan, sıradan bir isme sahip olunca yine çok sıkıntı değil de öbür türlüsü çok fena. İsminin altında ezim ezim ezilenlerin ne günahı var, yok elbette. Kabahat, büyüklerin beklentilerinde! Çocuğun adını Fatih koysalar hep fetihler yapacağını düşünür, Akif deyince de hep iffetli olacağını murat ederler. Dedeme, muhtemelen Kudüs’ü Haçlılardan geri alan Selahattin Eyyubi’den mülhem Selahattin, babama da Türklere Anadolu’nun kapılarını açmış olan büyük komutandan ilhamla Alpaslan ismini koymuşlar. Ablama da soyu asil olan kadın hükümdardan yola çıkarak Aslıhan ismini koymaları hep bundan. Muhammet isminin yer yüzünde bu kadar sık koyulması da hep isimlerin bir şeyleri kurtaracağına olan inancımızdan. Halbuki isimler değil icraatlar kurtarır bizi.
Şu ismi vereyim o ismin sahibi gibi öyle tanınsın evladım, o ismin hakkını veren gibi güzel bir namla anılsın diye düşünenlere de bir sözüm yok. Olsun tabii ne güzel. Buna kimin itiraz olabilir. Peki ismi koyup “benden bu kadar!” dercesine kenara çekilince iş bitmiş mi oluyor? Asıl oradan sarpa sarmaya başlıyor her şey. Belki herkes masumane bir niyetle çıkıyor yola ama işin içinde bir kolayına kaçma kokusu var, siz de alıyor musunuz? Bir medet umma var. O ismi koyunca her şeyin kendiliğinden oluvereceğine dair bir inanç, bir emniyet hissine bürünmek var. Bu da kolaycılığın daniskası işte! Ağaçlara çul çaput bağlayanlara benzemiyor mu bu halimiz? O büyük kişileri büyük yapanlar adları değildi ki adımlarıydı. O adları meşhur eden o zatların hayatlarıydı! Onu unuttuk! Hep maddi şeylere öncelik veren yanımızın esiri olduk.
Biz kurtuluşu isimlerde sandık, onlardan medet umduk! Umduğumuzu bulduk mu? Görünen köy ortada, yollarda, sokaklarda, haberlerde,
Gamze Koç
- NAR - 08.03.2026
- DEĞİRMEN - 01.03.2026
- ŞAKÜL - 22.02.2026
- İBRET-İ ADEM - 15.02.2026
- BEKÇİ - 01.02.2026
- TABİR - 25.01.2026
- AÇMAZ - 18.01.2026
- MİHMANDAR - 11.01.2026
- MUHATAP - 04.01.2026
- YEVMİYE DEFTERİ - 28.12.2025
- MARAZ - 21.12.2025
- MEDET - 14.12.2025
- NİŞANE - 07.12.2025
- ŞERH - 30.11.2025
- GÖKYÜZÜNÜN TALEBESİ - 23.11.2025

İsmiyle müsemma olur insan. Lakin insan kalıp güzel anlama gelen ismiyle müsemma olması güzeldir insanın…
Kaleminiz isimlerin en güzelini yazsın her daim…
Elinize kaleminize sağlık…
İsmi Muhammet konan biri olarak kesinlikle yazılanlara katılıyorum. İddialı bir isim konmamalı. Hele peygamber ismi falan asla. Elinize sağlık Gamze Hanım.
İsim konusunda bende oğluma isminin (Muhammed Efe) hemde T ile değil D ile eşim tarafından konması da oğluma ağır geldi ki bana 2026 da mahkemeye gidip Muhammed’i sildirip Efe’yi kullanmak istiyorum diyor. Taşıyamıyor o ismin ağırlığını. Tabi Efe ismi de ben zeybek oyunu iyi oynamam lazım da demiyor ama onun ağırlığı Muhammed isminde olmadığı için tercih ediyor..