Söyleyemediğim şeylerin şekline girme isteğimden vazgeçtim. Rengine bürünsem de olur. Madem içimdeki volkanın ağzını tıkayan sözler, özgürce dışarı çıkamıyor, bari renk verseler de biraz kolaylaşsa işim diyorum. Nasıl sapsarı oldu yüzün, denildiğinde kederlendiğimiz, korktuğumuz anlaşılıyor; kıpkırmızı kesilince de çok utandığımız çıkıyor ortaya. Öfkelendiğimizde de simsiyah kesilsek de anlamazdan gelmelerin önünü baştan kesmiş olsak. Huzur duyunca tepeden tırnağa yeşil olsak mesela. Çok mutlu olunca da masmavi… Neşeli olunca turuncu bir işaret belirse iki kaşımızın arasında keşke. Kelimelerle uğraşmasak da renkler duygularımızın hem tercümanı hem ispatı olsa. Ya sitem? Onca rengin içinden “Sitemin” rengi ne olsun isterdiniz? Surat asma yok, küstün mü, darıldın mı, gibi cevabı bilinmesine rağmen sırf duygunun hafife alınması sebebiyle sorulan gereksiz sorular yok! “Yüzünü dökme, içini dök!”, “Anlat da kurtul!” gibi dört köşesi samimiyetten uzak, merakla sıvalı cümleler yok, düşünsenize. Onun yerine minik bir iz, nişan var. Yani olsa mesela? Sonra masumluğun da bir rengi olmalı. Suçsuzluğun verdiği rahatlık için daha güzel ve daha özel bir şey gerek. Çiğ yememiş olmanın verdiği huzur, insanın sadece karnının ağrımamasıyla izah edilmemeli bence. Masumiyet daha fazlasını hak ediyor çünkü. Eğer bu duygu da bir renkle bilinecekse beyaz, yetmez hatta bembeyaz olmalı insanın ağız çevresi. Evet evet ağız çevresi. Sedefi bir beyazlık… Alnının ak ve yüzünün pak olması da yetmez, ağız çevresi ele vermeli kişiyi. Çünkü suçların yuva yaptığı yerdir iki dudak arası. Oracığa dünyalar da sığar, oradan akla hayale gelmedik facialara davet de çıkar. Önü alınamamış yangınların ilk kıvılcımları ağızlardan sıçrar. Ah o ağızlar bir açılmayagörsün. Dünyayı yutar, alemi kusar. İnsan, iki ağzın arasına sığmaz da resmen taşar. Lime lime olur şahlar, şahbazlar… Göğe de çıkar, yerin dibine de batarlar. Yüzyıllık yalancıya taş çıkaracak kadar çok suçu saklar insan ağzı. Ağarması için çok değirmende arınmaya ihtiyaç duyar.
Masum olanın ağzının çevresindeyse önce minicik beyaz lekeler oluşmaya başlasa, sonra mahir bir ressam tarafından muntazam bir biçimde çizilmişcesine akik bir beyazlık oluşsa mesela? Fena mı olur?
Herkes insan sarrafı olamıyor maalesef. Ve ne yazık ki yine herkes, içinde bulunduğu ruh halini de her zaman ifade edemeyebiliyor. Bazen de kanıyor, yanılıyor… İnsanın anlaşılma kılavuzu da olmayınca böyle hayalen kestirme yollara ihtiyaç duyuyor. Ezcümle, doğarken bedenimize işlenen (lekelerin) nişanelerin hep bir hikayesi varken duygularımızın da izleri olmasını düşlemişiz, çok mu?
Gamze Koç

Çok güzel olurdu duygularımızın da nişanesi olsa Gamze Hanım. Gözler yalan söylemez diye büyüdük ama biz büyürken de gözler ve mimikler yalan söylemeyi öğrendi bizede keşkeler, temeniler kaldı maalesef. Kaleminlze sağlık 🌸
Aynen öyle çok güzel bir istek, ifade etme tarzınızı tebrik ediyorum, emeğinize yüreğinize sağlık… sevgiler
Evet renkleri ressamlar kullanmış sevinci yâda üzüntüyü
Ağzıda şiirler türküler yanı sanatçılar kullanmış sevinç ve üzüntüler gibi bunun dışa vurumu renk renkler olması oda ayrı güzellik emeğinize sağlık teşekkür ederiz
Ne kadar muazzam ifade ettiniz yüreğimizde saklı olan dileğimizi . Ah! Diyorum, keşke olsa… olsa da kurtarsa bizi anlaşılamamanın sancısından, saklamak zorunda kalmaktan, maskelerden…