Mazinin şimdiki zamanla bir alıp veremediği olmalı ya da tam tersi… Ama arada bir çekişme olduğu kesin. Bitmek bilmeyen bu didişmenin mantıklı bir izahı illaki vardır. Bu ikilinin ezeli çarpışması sırf benim gözüme batıyor olamaz! Birinin, “Üzerime basıp geçildiği sanılmasın ben hâlâ varım evelallah, bunu her halimle hatırlatmak için elimden ne geliyorsa yapacağım!” çırpınışı, diğerinin diklenip, “Artık benim hükmüm geçiyor, sen sisli bir bulut altında var olmaya mahkumsun ve ne yazık ki çok gerilerde kaldın!” der gibi burnu havalarda nispet eden kavgacı tavrı… Mesele bununla bitse yine iyi. Sanki mazi yemiyor içmiyor da sırf cevap vermek için “Sen misin bana caka satan” deyip öç almak istercesine bazen acıta acıta, bazen kahkahalar eşliğinde hiç üşenmeyip kalkıp geliyor ve aramıza dahil oluyor. Allem ediyor kallem ediyor yapıyor bunu bir şekilde, hatırlatıyor kendini.
Geçen yaşadım. Hani konuşmanın bir yerinde şıp diye söyleyemez ya insan bazı isimleri… Arar arar da aradığı şeyin ne olduğunu bir türlü bulamaz, epey bi huzursuz olur. Ama öyle böyle bir huzursuz oluş değildir bu. Amaan boşver başka konuya geçelim” ne diyorduk..?” diyen olsa da geçilemez ya hani bir türlü. Hatta onun ne olduğunu bulana kadar da rahat yoktur. Ayakkkabının en ücra köşesine minik bir taş kaçmış, işaret parmağımın ucuna bir kıymık batmış ya da kazağının içine tek başına bir karınca yuva yapmış gibi çıkarana kadar huzursuz eder ya insanı. İşte tam da o cinsten bir rahatsızlık yaşadım.
Çocukken hayatımın öyle ya da böyle bir yerinde durmuş olan birini hatırlamaya uğraştım. Uğraşmaz olaydım. Adını çıkarmaya çalıştım, yok çıkmadı yerinden. Bilincimin altını, üstünü, sağını, solunu, yokladım yok… Yüz geliyor gözümün önüne, isim yok! Pes etmiş gibi yapıp onu da sonra düşünülecekler kısmının yanına koyup rafa kaldırdım hesapta. Aklımca durumun üstüne gitmezsem o kendiliğinden gelir beni bulur diye düşündüm. Eve girer girmez bir şarkı koydum kendime. Tavşan kanı şöyle. Ne demli ne çok açık. Şöyle az acılı, bol sözlü olanlarından bir şarkı… Baktım ince belli bitmiş bile. Dedim, “Çok hızlı oldu bu, bir şey anlamadım,”. Bir daha, sonra bir daha, başa sarıp dinledim. Şarkı kelimesinin sadece gençlikle yan yana anılabileceğini ne vakit kabul etmişsem artık bünyede bir garip hal oldu. Anlık da olsa bu halim evdeki gençlerin hakkı gibi geldi. Sonra geçti. Bir tarafım şarkıya eşlik etmek isterken diğer yanım şarkıyı sular seller gibi söylediğim zamanları getirip koydu önüme. Öf ne heyecan!…O ne tatlı açan bir bahardı öyle. O nasıl bir mest oluştu aman Allah’ım! O yaşın sabahlarını bir yerlerden tekrar bulabilmenin bir yolu olmalı derken yakaladım kendimi bugünde. Bir yanım diğer yanıma şunu diyebilmişti, en azından onca gürültülü hatıra içinde bunu duyabildim: “Şarkıda bir maharet yok, sen şarkıyı değil o şarkıyı ilk dinlediğin zamanki kendini özlüyorsun. O zamana dokunamadığını anlayınca da şarkıyı bir daha dinliyorsun. Hepsi bu,” Doğru. Şarkı bahaneydi. O zamanlardaki göğü, günü, güneşi tekrar görememek… O yaşa bir daha dönememek, o hali istesem de aynı makamda yaşayamayacak olmak… Ben neyin peşine düştüm kendimi nerede buldum. Böyledir işte. Aralarında davası olan iki zamanın tarafı olamazsın. Arada un ufak olmadığına şükret anda kalmaya çalış dur. Geçmiş, şimdiyle savaşıp geleceği böyle sinsice esir alabiliyor kabul. Ama bu da mazinin şimdiki zamanın işleyişine burnunu sokmaktan vazgeçmemesi değil de ne, sorarım size?
Gamze Koç
- NAR - 08.03.2026
- DEĞİRMEN - 01.03.2026
- ŞAKÜL - 22.02.2026
- İBRET-İ ADEM - 15.02.2026
- BEKÇİ - 01.02.2026
- TABİR - 25.01.2026
- AÇMAZ - 18.01.2026
- MİHMANDAR - 11.01.2026
- MUHATAP - 04.01.2026
- YEVMİYE DEFTERİ - 28.12.2025
- MARAZ - 21.12.2025
- MEDET - 14.12.2025
- NİŞANE - 07.12.2025
- ŞERH - 30.11.2025
- GÖKYÜZÜNÜN TALEBESİ - 23.11.2025

Yine güzel bir köşe yazısı. Elinize kaleminize sağlık olsun
Hayata dair ne güzel psikolojik tespitler. Düşüncenize, fikrinize, kaleminize sağlık. Tebrikler, teşekkürler.