CURCUNA

Dünyanın en mühim işini yaptığıma inanarak oturdum. Herhangi bir yere de değil, koltuğa… Hatta sırtıma da yaşlı nineler gibi bir kırlent koyarak… Evet kabul ediyorum kulağa tuhaf geliyor olabilir. Bu denli önemli olan bir işin yanına daha kerli ferli bir kelime yakışırdı. Madem işini çok önemli görüyorsun “Oturmak” da neyin nesi demezler mi? Değil mi? Sonra oturarak hangi çok önemli işlerin üstesinden gelinmiş ki? Oturmanın akıllara bıraktığı intiba daha baştan kötü bir kere. Oturmak, basit ve sönük bir eylem. Yanına mühim olan ne koyarsan koy. Ama başka türlü yazmak da zor oluyor artık! Hepsini denedim. Bütün iki arada bir derelerde… Hiçbir ilgim ve sevgim olmamasına rağmen birçok antrenman salonlarında ve bilumum tribünlerde… Beklenebilecek hangi türden bekleme odası varsa oralarda… Vesaitlerin cümlesinde dolmuşta, otobüste, trende, vapurda, arabada… Yaptım bunu. Üstelik dengeyi sağlamak da sıkıntı. Bir şeylere çarpma ya da birilerinin sana çarpma riski var. Terslenmek var. Var da var.

Boyun düzleşmesi ilk ikazı vermişti de kale almamıştım. Sonra kolay kolay geçmeyen bel ağrıları da eşlik edince duruma, fıtık kapıda anladım. Artık aklıma gelen her şeyi her yerde yazmak uğruna cengaverlik yapmaya son! Söz. Hele o en son bel tutulması neydi öyle. Sadece sağdan sola dönebilmek, yere düşen herhangi bir şeyi eğilip alıvermek, oturduğun yerden yardımsız ayağa kalkabilmek ne büyük bir lütufmuş ya Rab! Hasılı bazı şeyleri dikkate almam gerektiğini fark ettim. En azından oturarak ve mümkünse iki büklüm olmadan ve mümkünse rüzgara bağrını açmış yerleri eleyerek ve mümkünse… Hasılı mevzu derin. Ben de manzarası kitaplar olan salondaki köşe koltuğa oturarak yazmayı seçtim. En azından yazacaklarımın başlangıcını yapacağım yer artık belli. Sözcüklerin elini yüzünü toparlayacağım yerler de neresi olursa olsun o kadar uzun vakit geçirmek zorunda kalmam olur biter.

Manzaram kitaplar olunca hepsini okuduğum zamanlara daldım. Duvardan duvara istiflenmiş kitapların aralarındaki didişmelerini duydum. Aman ne gürültü ne gürültü! Yerini beğenmeyeni mi ararsın içindeki kahramanlarından dert yananı mı? Hele yazarları kavgalı olanlar tam seyirlik. Aynı rafta yan yana sırt sırta olamazlarmış. Hiç bu kadar birbirine tezat şeyleri anlatan kitaplar böyle dizilir miymiş! Biri içinde taşrada pinekleyen bir bohemi taklit eden kahramanlar var diye söyleniyor. Diğerinin içindeki kahramanlar ne biçim anlatılmışmış. Her ne kadar ara ara intihar provalarına meyletse de en azından iyi insan modeli çizmeye uğraşıyormuş. Öteki varoluş problemleri yaşayan böceğe dönüşen kahramanından şikayetçiymiş. Hayata geç kalmışlık hissiyle uğraşırken yaptığı kış yolculuğunu anlatan kahramanla takas yapabilir miymiş? Ne ararsan var. Aralarda da toplumun düzelmesine dair minik minik nasihatler içeren ve sipariş üzre yazılmış olan kitaplar, ses sese verip hangisinin daha kalıcı çözümler sunduklarına dair bahse giriyorlar. Sağ üst kısımda da huzur, sakinlik, dinginlik vaad eden kitaplar dizili. Ne hikmetse onlardan ses seda yok. Kişisel gelişim adına yazılanlardan ise hala çıkıdık çıkıdık daktilo sesi geliyor. Onlar orada tartışadururken bu kez her birini ne zaman, nereden almıştım, hangisini kaç yaşımda okumuşum onları düşündüm.

Okuduğum çoğu kitapta kendimi aramışım aslında. Kelimelerle kahramanları çizmişim saman kağıtları rengarenk boyamış, kurguları gerçek kılmışım. Sonunu değiştirmek istediğim romanlar olmuş, çok sıkıcı bulduklarım… Bir şeyi düşürmüşüm de belki bulurum umuduyla sayfalarını açtıklarım… Hele bir de sardıysa obur birinin iştahıyla sayfaları çabucak bitirmekten korkmuş kitabı katık etmişim… Bir yere giderken yanıma aldıysam, o da fena. Sayfaların içindeki karakterleri yere dökmekten korkarak elimde sımsıkı tutmuşum. İyi gelmiş, kararlar almışım. Düşündürmüş, sağa sola notlar yazmışım. İyi bir kitap okumak, hayat kurtarabilir hakikaten. Dağılan bir hayatı yeniden kurmak için kitaplarda çok fazla malzeme var. Bana inanmazsanız kütüphane raflarınızdaki curcunaya bir kulak verin derim.

Gamze Koç

Gamze Koç

“CURCUNA”için bir yanıt

  1. Curcuna

    Dışardan sandığımız gürültü bazen içimizin en derinden gelir. Kitapların bile birbirine ses yükselttiği bir çağda yaşarız çünkü. Herkes anlatmak, kimse dinlemek istemiyor. Oysa bazen en büyük anlam, sessizlikte saklı. Belki de artık konuşmaktan çok, duyabilmeyi öğrenmek gerekiyor. Çünkü dünya susmak bilmiyor…
    Curcuna yazısını okurken düşündüm… Belki de asıl curcuna, kitaplarda da değildir, bizdedir. Her sayfada kendimizi arıyoruz ve bulduklarımızla da yetinmiyoruz. Her cümlede bir eksiğin peşindeyiz. Kahramanların hatalarını düzeltmeye çalışıyoruz, çünkü kendi hikâyemizdeki yanlışları değiştirmeye gücümüz yetmiyor. Kitaplara sığınmamız biraz da bundan. Sessizliğin içindeki bir ses arayışından.
    Belki de hayatın gürültüsünü susturmanın yolu, biraz daha yavaş okumaktan geçiyordur. Bir cümlenin üstünde beklemek, bir kelimenin anlamını sezmek, bazen hiçbir şey söylemeden orada durmak… Curcuna azalmıyor ama biz durmayı öğrendikçe anlam çoğalıyor.

    Kaleminize sağlık Gamze Hocam 🖊️🦋

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir