Neden durmadı ki dünya? Bütün kıtalarda yer yerinden oynadı oysa. Okullara bir günlüğüne ara veren devletleri kutluyorum. Sırf Gazze’ye giden Sumud filosuna destek yürüyüşü yapmak için üç günlüğüne iş yerlerinde greve giden toplulukları da… Üstelik bunların içinde herhangi bir inancı olmayan insanlar da var. Çünkü insanlar! İnsanlık namına çoluk çocuğunu kaptığı gibi yollara düşüyorlar.
Neden birçok yerde her şey kaldığı yerden devam ediyormuş gibi yapıyorlar. Etmiyor! Yer kabuğu çatırdadı bir kere ve hızla kırılmaya devam ediyor. Birileri bilmek istemese de bu böyle! Dindar olmanın değil insan olmanın gereği bu duruş, bu ayaklanma! Bu devranın böyle gitmemesi gerektiğini haykıran artık yalnızca inananlar değil! Bu topraklarda maalesef kırılmadı gitti bu algı. Adam bas bas bağırıyor “Beni Gazze mazze değil, kendi şehirlerimde olan olaylar ilgilendirir,” diye. Sanki yaşadığı yerde tüm yaralara merhem olmayı becerebiliyormuş gibi. Onu da anlarım. Bilgisi o kadar, der geçerim.
Yılanın henüz bizzat kendine dokunmaması söylettiriyor ona bunları. Daha aymadı. Dolaylı yollardan yediği vurgunların hesabını tutamayacak kadar meşgul, yorgun ve esir. Yazık.
Ama artık oturdukları yerden ahkâm kesenlere bu kadar müsamahalı değilim! Neden büyük bir güruh ısrarla ve inatla meseleyi hâlâ dine, renge, oculuğa buculuğa getirmeye çalışıyor? Neden hâlâ ellerinden geleni yapmak için uğraşanları hafife aldığını göstermek için ciddi bir mesai harcıyorlar? Hâlâ ezberletilmiş bir komplekse tutunmuş, kalıp cümlelere sarılmış bodoslama kırıp geçiriyorlar. Sanırım, dünyanın uyanışını görünce o sıkı sıkya savundukları doğruları da onları yarı yolda bıraktı. Zira bu safsatalara artık herkesin karnı tok!
“Bu yürüyüşler olunca ne olacak ki sanki?”, “Aynı tas aynı hamam, değişmez hiçbir şey.” diyenlerin umutsuzluk, iliklerine kadar işlemiş. Yola çıkanların yolunu da zorunu da hafife alanlarla ve hatta neden oradasın diye alaya alanların laflarıyla değişmez bu düzen, kırılmaz bu abluka! Yaşı geçmiş, umudu bitmiş huysuz ihtiyarlar, işinden, aşından olacağından korkanlar, kendiyle yüzleşmek yerine kolaya kaçanlar, şimdiye kadar hep üç maymunu oynayıp sus pus olmayı tercih edenler bir de durduğum yere dil uzatıp “Neden oradasın?” demez mi! Müsaadenizle ben de bir soru sormak istiyorum: “İnsanlık hizaya giriyor Waldo, sen neden burada değilsin?”
Gamze Koç

😢
Hizaya Gelmek
Bir insan, başka bir coğrafyada yaşanan acıya neden sırtını döner? Görmediği için mi, yoksa kalbinde hissetmemeyi seçtiği için mi? İnsan bazen sustuğu kadar suç ortağı olur. “Beni ilgilendirmez” demek ne kolay… Peki acı sınır tanır mı? Tanımaz. Bir çocuğun korkusu, bir annenin feryadı dünyanın neresinde olursa olsun aynı yankıyı taşır. İnsanlık bu kadar ortak bir duyguyken, farklılıkları neden hâlâ büyütüyoruz?
Albert Camus’nün şu sözü zihnimde yankılanıyor: “İnsanın en büyük görevi, susmaması gereken yerde susmamaktır.” Susmamak… Belki de her çağda birileri aynı şeyi hatırlatıyor bize. Din, kimlik ya da coğrafya fark etmeden sadece insan olmanın yükünü hep aynı yerde durduğunu… Gözünü kaçıran, aslında kendi vicdanından kaçıyor. Bu, kalabalıklar içinde bile insanın duymazdan gelerek nasıl yalnızlaştığını doğrulamaz mı?
“Hizaya gelmek”in anlamı belki de merhametten yana durmakla eşdeğerdir. Dünyanın bu kadar kırıldığı bir zamanda, insan kalabilmenin en sade yoludur bu. Kimi zaman bir sözü, kimi zaman bir sessizliği doğru yere koymaktır… Belki de insanlığın hizası sadece ve sadece içeridedir…
Kaleminize sağlık Gamze Hocam 🖊️🦋