Kafam allak bullak. Duyduklarımı işittiğime inandırmakla hiç bu kadar meşgul olmuş muydum hatırlamıyorum. Gözlerim, ‘evet doğru gördün, az evvel gördüğün buydu’ diyor habire zihnime. Bütün âzalarım zihnime açıklama yapıyor durmadan. Evet bu yaşanan çirkinliklerin olduğu zamandasın ve bunlar ne bir oyun ne bir yanılgı ne de bir korku filmi sahnesinden… O kadar da değildirleri, yanlış anlamışımdırları, okuduğum kelimelerin manâsının ne olduğunu iki kere düşünmeli diye zorlamaları, geride bıraktım. O kadarmış! Hatta daha da fazlası…
Bütün kavramlar yeniden yazılmaya muhtaç. Hem de tek tek, elle… Her evde olmalı. Bize en az bir cep telefonu kadar bulunması elzem hissedilen koca bir kavramlar sözlüğü lazım. Ve tabii ki onu okumaya ve anlamaya mecbur bırakan ciddi yaptırımlar… Yoksa korku neye denir, kötülük nasıl bir şeydir unutup gideceğiz ya da eski bildiklerimiz ile yetineceğiz. Eskiler olmaz!
Eskiden kocaman kapkalın bir “altın rehber” olurdu evlerde. Sayfaları sapsarı olduğundan “sarı telefon rehberi” de denirdi. Evinde telefonu olan herkesin telefon numarası yazardı içinde. Karınca kadar mini minnacık isimlerin alt alta yazılı olduğu listelerce isim ve telefon numarası… Bu, hane halkının içindeki herkesi olumlu olduğu kadar olumsuz da etkileyebilecek bir durumdu esasen. Çünkü o zamanlarda da işi gücü olmayıp insanlıktan nasibini almamışlar vardı. Fitne fesat namına ne varsa yapabilmek için ve soluğu telefonun başında alıyorlardı. Hele de huzursuz etmek istediği kişi belliyse telefon aracılığıyla kötülük yapmak çok daha basitti. Günlük hayatında eline incecik bir gazete sayfasını alıp okumaya üşenen o kişiler, insanın kafasına düşse ciddi hasar verebilecek kalınlıktaki o telefon rehberini eline alır, gerekirse hatmeder ve ne yapıp edip binlerce isim içerisinden kafasına taktığı kişiyi bulurdu. Bana o zamanlar bunun için zaman ayırmak, biraz dedektifçilik biraz korku filmi karesi gibi gelirdi. Çünkü el alemin evini aramak hem de rastgele de değil bizzat telefonla rahatsızlık vermek için uğraşmak bir de bunu saklı gizli yapmak ayıptı, tehlikeliydi. Zaten yakınınsa telefon numarası sana verilirdi. Koca rehberi talan etmek saklanması gereken bir işe kalkışmak demekti. Aslına bakılacak olursa biraz da uyuyan yılanı uyandırmak gibi olmuştu bu rehber işi. İnsanları durduk yere suça teşvikçiydi bir bakıma. Hayatın mahremiyetine saygısızlık… Hele hasta ruhlar için asla gözden kaçırılmayacak bir fırsat gibiydi. Velhasıl bizim de o yıllarda evimizin girişinde çıngır çıngır çalan bir telefonumuz ve yanından ayrılmayan devasa rehberimiz olmuştu. Bir ara da kendini bilmezin biri dadandı. Sürekli arıyor ama telefonu açınca da çat diye kapatıyordu. Telefonun varlığı zaten bir heyecan o zamanlar, bir de üstüne aranıyor olmak… Acaba karşıdaki kim olacak diye ahizenin başına koşturması konuşması ayrı bir mutlulukken bu hal hepimizi tedirgin etti evde uzun bir süre herkesin yüzü asık gezmeye başladı. Zevat(!) artık kimse, önceleri cevap vermeden hemen kapatıyorken bir vakitten sonra ses dinleme adeti oluştu. Sonra da artık bu durum ev huzurumuzu ciddi ciddi etkileyince sinirler gerildi. Evde herkes acaba buna sebep olacak hangi kendini bilemeze ev telefon numarasını verdim diye içten içe alıp verirken mesele açığa kavuştu ve biz de rahat bir nefes aldık. Meğer bir grup genç kız o zamanların İstanbul’unda yaşayan dönemin çok popüler olan bir yakışıklı sanatçısının peşine düşmüşler fellik fellik telefon numarasını arıyorlar. Ne büyük tesadüf ki adamın annesinin adıyla benim annemin adı ve soyadımız da tutunca aklı evveler akıllarınca onu diye bizim evi işletmeye kalkıyorlar. Altın rehberde de telefon annemin üstüne kayıtlı olunca olanlar oluyor. Hâlâ programlara çıktığında yer yer gülerek anlattığı mesele bizi hiç de güldürmemişti. Gençler soluğu savcılıkta almalarına ramak kalmıştı ki korkudan neyi neden yaptıkları Alllah’tan ortaya çıkmıştı. Eskiden korkularımız da kötülük diye bildiklerimiz de buna benzer şeylerdi. Şimdi korkacaklarımızın cismi de kötülüklerin ismi değişti.
Bilmem ki şimdi kimi suçlamalı? Telefonları mı kablolarından tek tek dar ağacında sallandırmalı. Nasıl yapalım? Hep bu hinlikler bu icadın başının altından çıkıyor sonuçta. Yoksa bütün faturayı telefonun mucidine mi kesmeliyiz? Ya insanın kötülüğü emreden ve ona itaat eden nefsi? Onu niye hiç konuşamıyoruz da böyle meselenin hep olmadık yerlerinde oyalanıp duruyoruz! Biz hırsızı çok çok “para çalan” diye biliyorduk. Geçimi için yaptıysa ona acıyor, günahına üzülüyor, onu bu zor duruma sokanlara veryansın ediyorduk. Şimdiki hırsızlar ömür çalıyor ömür! Biz bunun bedelini ödetme üstüne düşünedururken ve henüz bu düşünceyle doğru dürüst baş edememişken üstüne bir de çocukların ömrünü çalmak hem de bunu bile isteye hesaplı kitaplı yapmak fikrini duyunca ne diyeceğimizi bilemez olduk. Bunu da aĺıp “yeni kötülüklerin” listesine dahil ettik.
Ne hırsmış arkadaş! Ne nefismiş! Bu dünyada daha fazla durmak için ölümle köşe kapmaca oynar gibi yaşlanmaya kafa turtarcasına bu yapılan alicengiz oyunlarına da neymiş böyle! Üstelik bu kötünün elle tutulabilecek bir yanı, öyle acıyabileceğimiz bir durumu da yok! Gayet şehvani, hayvani, nefsani duygusuna ķöle olmuş bir cani! O kadar ki bu caniliğe öfkelenmeyi unutturacak kadar şaşırdık. Kimse şaşırdık da ne oldu, demesin. Şaşırmak kavramı da değişti. Kötülerin zihnimizi alamayacağı kötülerine alışık olmak da fütursuz olmak da vardı bu hikayede. İbret-i âdem olsun diye bizim payımıza şaşkınlık düştü.
Gamze Koç

Yazınızın sonunda değindiğiniz gibi: Nefsi konuşamıyoruz. Hep kabahati icada, araca, teknolojiye atıyoruz ama asıl mesele insanın içindeki o köleleşmiş, azgınlaşmış nefis. Bu tespiti bu kadar net ve acımasızca koymak cesaret istiyor. “İbret-i âdem” ifadesini başlığa taşımanız da çok isabetli; çünkü gerçekten insanlık için bir uyarı, bir tokat gibi.
Kaleminize, yüreğinize, bu kadar net ve dürüst yazabildiğinize sağlık Gamze Hanım. Bu yazılar sayesinde hâlâ “şaşkınlık” duyabiliyoruz ya, işte o şaşkınlık bile bir nimet, bir uyanıklık belirtisi. Umarım bu satırlar birçok insana ulaşır ve vicdanları sızlatır, düşündürür, belki de durdurur.
Sevgi ve saygılarımla, kaleminiz daim olsun. 🌹
Herseyi amacına uygun kullanmak olsa ne güzel olurdu… elinize kaleminize sağlık. İyi pazarlar…