MARAZ

Her şey bir varmış bir yokmuş derken geçen kısacık bir anda olmuş. “Dün sağ idi bugün ölmüş, daha şimdi yanımızdaydı ne vakit gitmiş.” denilecek kadar anlık bir şeymiş.

Rivayet odur ki bir gün bir ademoğlunun başına bir iş gelmiş ama ne iş… Hasta olmuş. Ama bu öyle böyle bir hastalık değilmiş. Hastalığına şahit olmuş cümle cihan. Üstelik evvel zaman içinde de olmamış tam da şimdiyi anlatırmış her şey. Develer tellallık yapmıyor, pireler de berberlik etmiyormuş. Her şey kanlı canlı gerçeğin ta kendisiymiş de kabullenmek istememiş kimse.

Ölüm olsa bu kadar şaşırmazmış insanlar ölüm neymiş ki bunun yanında. Ölümün adı zaten herkesin ezber ettiği şeymiş de bu hastalığın adı bir garip gelmiş.

Herkesi bir merak sarmış. Eş dost olan biteni tekrar tekrar anlatmış da anlatmış. Masal dinlemeye alışkın ahali ve dahi yer gök dikkat kesilmiş. Mesele duyuldukça hastalık da büyümüş de büyümüş. Kimsenin dili varmamış şifa dilemeye. Üstelik akıllara da gelmemiş. Biçare de görmemişler, kendi haline de terk etmemişler hastayı. Hele maraz neresinde onu hiç sual etmemişler. Hastalığın adı varmış sadece. İnce hastalık olsa üzülüp ağlarlarmış zira en iyi bildikleri ahlayıp vahlamakmış ama bu hastalık için herkes ne yapacağını şaşırmış. Hastalıkların envai çeşidine ne iyi gelir hepsini iyi bilirmiş cümle alem de “hastalığı kalbinde” olana ne yapılır kimse bilememiş. Geçmiş olsuna mı gidilir; çay, çorba şifa mı verir kimse kestirememiş. Öyle ki biri şimdi kınayıp ayıplamanın vaktidir diye salık vermişcesine başlamışlar içten içe horlamaya kerih görmeye. Kahvehaneler dolmuş taşmış, dağ bayır fısır fısır konuşmuş durmuş. Kalbi değişmek de neymiş ki? Değişmiş kalp, bozulmuş mu demekmiş? Öyle ya adem dediğinin çok çok başı ağrır, dişi çürür, saçı dökülür, teni kırışırmış. Kalbinin hastalanması da neyin nesiymiş! İşin aslını öğrenince de vay ne menem bi şeymiş bu böyle, aman Allah’ım sen etme, evlerden ırak eyle! diye veryansın etmeye başlamışlar.

Kalbinden marazlı adem bunlardan bihaber sapasağlam karşılarında duruyor bu da yetmiyormuş gibi herkesin içinde elini kolunu sallaya sallaya geziniyormuş. Zahirde aynı gibi görünse de hiç de eskisi gibi değilmiş artık. Kimse duyduklarına inanamıyor yaptıklarına akıl sır erdiremiyormuş. Yapmaz o, etmez o, o taraklarda bezi olmaz onun diyenler çokmuş çok olmasına amma “çok değişti çok” diyenlerin de hattı hesabı yokmuş. Yarenleri yolda görse çıkaramıyormuş, annesiyken annesine yabancı gelmiş. Görenler tanımamazlıktan gelmeye başlamışlar. Bakışlar sertleşmiş, kaşlar çatılır olmuş. Çünkü kalbi hasar görmüş birine en uygun ceza tiz vakitte en ağır olan makamdam gelmeliymiş.

Bu ne aymazlıktır böyle, insan dediğin bedenindeki bütün azâlardan sorumludur! Eline, beline, diline iyi baktığın gibi gönlüne de sahip çıkacaktın. Sen kalbini çatlatacak ne yaptın da kabına sığdıramadın! deyip ahali gıyabında sözlerle taşlamaya başlamış. Hekime git diye de ısrarcı olamamışlar. Kabul de etmiyormuş zaten. Üstelik kalbine dokunan zararın farkında da değilmiş. Değişmiş bir kere, kalbi değişmiş!

Fokurdayan kazan kaynamış ha kaynamış. İçlerinden biri nihayet akıl etmiş de meseleyi bir Pir-i fani’ye sormak dilemiş ve “kalbi hasta” olana “geçmiş olsun” denir mi, velev ki cân-ı gönülden deyip dua ettik hastalığı geçer mi? demiş. Dağ taş susmuş, börtü böcek lâl kesilmiş. Etraf lebalep dolmuş, taşmış. Herkes nefesini tutmuş, cevaba kilitlenmiş.

Pîr, kalp “değişmek” üstüne kuruludur, ismiyle müsemma, manası adının üstündedir aslında, “bulunduğu yönden başka bir yöne çevirmek, döndürmek” demektir diye açmış söz sandığının ağzını. Söze böyle başlayınca herkesin ağzı açık kalmış. O güne değin kimse aynı kalpten kendilerinde de olduğunu düşünememiş. Bunca ömür, bedenlerine gömülü olan kalplerin üstüne hiç düşünmeyenler, anlamı üstüne düşünür olmuş. Devamına da iyice kulak kesilmişler. “Kendi sözüm olsa sağır olsanız da gam yemem amma bunlar kul kelamı değil” Kitap’tandır”, iyi bilesiniz, kalp “ince işçilik”tir.

Kalp hastalanabilir, mühürlenebilir hatta! Varsın kimileri aklı alıp kaf dağına oturtsun halbuki kalp “İdrakin, anlayışın yeridir, insandaki asıl cevherdir, özdür, merkezdir. İman ile küfrün, sevgi ile nefretin mahallidir. Zati bundan sebep hastalanır, kirlenir ve dahi katılaşır, sert ve kupkuru da olabilir!

İçi şüphe ve korku, nifak ile dolabilir, mühürlenebilir, körleşebilir hatta kalp dediğin kilitlenebilir!

Gaflete düşebilir, sapar, eğrilebilir, imtihan yerinin tam göbeğidir!

Hep kötüyü ağırlar sanmayın sakın!

Aynı zamanda KALP kazanç evidir. Tek başına takvayı yüklenir, sekine-vakarı kabullenir, rahmet ve yumuşaklık sahibi olabilir.   Allah’ı anınca titreyebilir, yumuşayabilir, huşû içinde de olabilir.

Kalp hastalıklardan, kötülüklerden sâlim de bulunabilir.

İman ile zikir ile mutmain olabilir.

Allah, kulu ile kalbi arasına girer ve bu dengelere müdahale eder dilerse kalbi hidayete erdirir. Kısacası, bütün iyilik ve kötülüklerin sahnesi kalptir. Durmadan değiştiği,halden hale girdiği için adına kalp denmiştir.”

“Öyle ki kalp, çölde rüzgârların sağa sola savurduğu bir kuş tüyü gibi sürekli değişir.”

“Allah, şeklinize, malınıza değil, kalb ve amellerinize bakar.”

“Ameller, niyetlere göredir.” Niyet ise, kalple ilgilidir, demiş ve elini tam kalbine götürecekken ahali ellerini ezbere yüzüne sürmüş, amiin demiş. Keşke Tabibe-ı Kulub’un (Kalplerin Tabibi’nin) sözlerini bileydiniz de şifa için bunları diyeydiniz zira bu hastalık öyle ilaçla merhem ile çayla çorbayla geçecek gibi değildir “deyip geçip gitmiş.

Dinleyenler dinlediklerini orada bırakarak yine başlamışlar kalbi marazlı dedikleri ademi konuşmaya. Kendilerinde bir kalp yokmuşcasına, kalplerinin her daim sabit kadem olacağının teminâtını almışçasına… İnsan var olduğu sürece maraz da şifa da hep yan yana durmuş. Kimi masal sanmış kimi düşman bilmiş.

Gamze Koç

Gamze Koç

2 “MARAZ”yanıtını veriyor

  1. Kalbine sağlık Gamze Hocam.
    Bu yazınızla hasta olan kalpler şifa bulsun.
    Gönül ehli yiğitler bu yazıyla hemhal olsun.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir