16.TRT ULUSLARARASI BELGESEL ÖDÜLLERİ

Bu yıl 16.cısı düzenlenen TRT Uluslararası Belgesel Ödülleri, Grand Pera’da Okan Bayülgen’in sunumuyla gerçekleştirilirken, gece teatral görkemli bir girişle başladı. Gecenin açılış konuşmasını TRT Genel Müdürü Mehmet Zahid Sobacı yaptı. Törene TRT yöneticilerinin yanı sıra, Türk ve dünya sinemasından önemli isimler, akademisyenler ve çok sayıda davetli katıldı. Bu yılki etkinliğin teması ‘‘Kimin Hikayesi, Kimin Gerçeği’’ ile #BenimHikayemBenimGerçeğim etiketiyle sosyal medyada da yoğun bir ilgi oluştu. Ulusal ve uluslararası kategorilerde yarışan belgeseller, alanında uzman isimlerden oluşan jüri tarafından değerlendirildi. Törenin kapanışı, TRT Belgesel ekranlarında da canlı olarak yayınlanırken, gece Mazhar Alanson’un unutulmaz şarkıları ile final yaptı.

Açılış konuşmasında belgesel sinemanın gerçeklik arayışındaki önemine değinen TRT Genel Müdürü Mehmet Zahid Sobacı’nın sözleri geceye damgasını vururken yapılanlar ve yapılacak olan çalışmaların hakkaniyet ve inanç ile devam edeceğinin habercisi oldu. Konuşmasında festivalin bu sene en önemli seçkisi olan Filistin Seçkisi’ne dair ‘‘…gerçeklerin un ufak edildiği bir çağda anlatıya yön vererek küresel adalet anlayışına katkı’’ olarak ön plana çıkartırken tüm belgeselcilere teşekkür ederek konuşmasını tamamladı. Bunun yanı sıra ödül alan genç yönetmenlerin konuşması da sinemanın geleceğine dair umut verdi. Sahneye çıkan her isim hem sinemaya hem insanlığa hem de milli değerlere dair güçlü mesajlar verdi.

Törende, Filistin ve soykırım karşıtı yönetmenlerin mesajları geceye ve ödüllere derin bir anlam kazandırdı. Geçtiğimiz yıl ödül töreninde yine Okan Bayülgen’in sunumuyla ‘‘Kırmızı Çanta’’ filmi ile ödülünü alan Mert Kartal’ın konuşmasının ardından bu yıl da ‘‘Muzaffer’’ filmi ile ödülünü alan Ömer Faruk Çetin’in Ahmet Uluçay’ı anarak başladığı konuşması, ‘‘Ahde vefa’’ kavramının genç sinemacılar arasında yaşatıldığını gösterdi.

Ödül alan isimler;

Uluslararası Kategori’de birincilikte ‘‘A New Kind Of Wilderness’’ filmiyle Silje Evensmo Jacobsen, ikinci sırada ‘‘9-Month Contract’’ Ketevan Vashagashvili ve takiben üçüncü olarak ‘‘Grape Season’’ filmiyle Ebrahim Hesari ödülünü aldı.

Ulusal Profesyonel Kategori’de ‘‘Muzaffer’’ filmiyle Ömer Faruk Çetin, ikincilikte ‘‘Yıkılmak’’ filmi ile Mehmet Ali Sevimli, ‘‘Üstad Mehmet ve Siyah Kalem’’ filmiyle Selin Aktaş ve Murat Kadir Toy üçüncülük ödülünü aldı.

Ulusal Öğrenci Filmleri Kategorisi’nde birincilik ödülü; ‘‘Mehmet Tekten: Bir Bakışın Hikayesi’’ ile Özgür Aşkın, ikincilik ödülü; ‘‘Kök’’ belgeseli ile Sanem Karasalih, üçüncülük ödülünü ise “Cam Adam’’ belgeseliyle Ahmet Hakan Kurt kazandı.

Proje Destek Kategorisi’nde; Deniz Ceyhan’ın ‘‘Aramızdaki 16.965 Saat Mesafe’’, Yunus Emre Özdemir’in ‘‘Baraj’’, Hasan Ete’nin ‘‘Orfoz’’ projeleri ödül kazandı.

Son yıllarda festival ve ödül süreçlerini yakından takip eden biri olarak, artık torpil var mıdır ya da ön yargı mı var gibi söylemlerde bulunanların aksine tüm samimiyetimle emeğin, üretimin ve titiz değerlendirmelerin var olduğunu gözlemliyorum. İnsan dışarıdan bakınca daha bir güvensiz olabiliyor elbette işin içine girince onca filmin titizlikle işlenip yapılan çalışmaların sonucu ödül alanların da üretimlerindeki kalitenin devamını görünce işte bu diyorsunuz. Hâlâ sinemaya gerekli önem verilmese de genç yönetmenlerin kısa film alanındaki üretimleri her geçen yıl artıyor. Bu organizasyonlar, yeni nesil sinemacıların gelişmesi ve görünürlük kazanması için büyük bir fırsat sunuyor. Kısa filmciler, emeklerinin karşılığını alabilecekleri önemli bir mecra olan festivallerde hak ettikleri değeri gördüklerini görmekteyim.

‘‘Gençlik nereye gidiyor? ’’sorusunun aksine, gençliğin sanatla iç içe olup uzmanlık kazandığını hayranlıkla izliyorum. Bu süreçte gözlemlediğim; doğru zaman, doğru lisan ve doğru insan sözünün önemi bir kez daha karşımıza çıkıyor. Bu sayede sadece bir sanat eseri değil bir kültür mirası ortaya konuyor. Emekçi sinemacıların da gençlerle bir arada yeni projelerle buluşması usta-çırak geleneğinin ve adeta ahilik anlayışının da yaşatılmasına katkı sağlıyor. Sinema; dijital yayın platformlarına ve internet tabanlı yayın servisleri gelişimine rağmen büyüsünü koruyan bir sanat dalı olarak hem eğitici hem de dönüştürücü bir mecra olarak güçlü bir sanat dalı olmayı sürdürüyor. Bir dili, bir davayı, insanı insana estetik bir yaklaşımla anlatmaya devam ediyor. Bu bağlamda sizlerin de tanımasını istediğim birkaç genç yönetmeni, bir sonraki yazımda siz değerli okurlarla paylaşmak isterim.

14 Kasım Dünya Sinema Günü olan bugün de dileriz ki; sinema hikayelerin büyüsüyle yollarımızı aydınlatırken, hepimizi buluşturmaya devam etsin. Empati, anlayış ve evrensel bir dil ile bizleri birleştiren emekleri ile çalışan tüm sinemacılara ve tüm belgesel sinemacılara saygıyla.

ELİF TÜRE ATAM

Fotoğraflar : Fatma Nur Arslan-AA

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir