Her şehrin kalbinin attığı, o şehrin özünü tanımlayan ve anlatan, samimi ve şehrin ta kendisi bir yeri vardır. İstanbul deyince de kuşkusuz Beyazıt, Beyazıt deyince de Kapalı Çarşı… Beyazıt camisinin gölgesindeki bu çarşı, bir şehrin geçmişinin, kültürünün, renklerinin, dokusunun, mimarisinin her detayını, bedestenlerinde, sokaklarında, hanlarında, dükkânlarında, sebillerinde hatta kapılarında bile özümsemiş bir yerdir.
Bizans’ın dokularını kullanarak, Fatih’in fethinden sonra geliştirilen ve en son şeklini Kanuni Sultan Süleyman zamanında alan çarşı, geçtiği zamanın kültürünün en anlamlı aktarım yeridir. Şuan daha karma bir yapıya sahip olsa da, kendi içerisinde oluşturduğu loncaları, sokakları, hanları ve sosyalleşme alanlarıyla çok eskilerden günümüze kadar ekonominin kalbinin attığı yer olarak kabul görmektedir.
Kapalı Çarşı bugünümüze geçmişte yaktığımız en güzel ışıklardandır. Sokakları, ülkemin çeşitliliği, renkleri, kokusu ve tatları gibi capcanlı ve doğal. Ahilik geleneği, üslup ve hayat görüşü çarşının her santimetresine sinmiş. Girdiğiniz her sokağın farklı bir hikâyesi farklı bir örüntüsü var. Hele samimiyet çemberindeki hanlar, dostluk, esnaflık, ustalık ve çıraklığın basamaklarından oluşur adeta. Zamanın içerisinde sadece seyirci olabilmek gibidir burada yaşam.
Her gün binlerce turist farklı kapılarını kullanarak bu zaman yolculuğunda soluyup, kendini bu alışveriş ve yaşam geleneğinin kollarına bırakıyor. Hem gözlere şenlik hem de ruha derinlemesine kültürel yoğrulma anları eşliğinde. Her sokaktan farklı bir yaşam, farklı bir iş alanı kucaklarken insanı, saatlerin kadranı süratle akar ama siz asla fark edemezsiniz.
Bugün hınca hınç doldurup hayranlıkla izlerken alışveriş merkezlerini, Kapalı Çarşı bize yüzyıllar öncesinden yapısı, kurulumu ve işlevselliğiyle aslında alışveriş merkezlerinin nasıl olması gerektiğini net ve keskin hatlarıyla anlatıyor.
Yüzyıllar ötesinden alışveriş kültürünün bu eşsiz yorumlaması hayretler içerisinde bırakır insanı. Hangi kapısından gireceğin bir hikâye olurken, hangi kapısından hangi anılarla çıkacağınız da bir efsanedir aslında. Bizans’ın dehlizleri kadar uzun, Osmanlının yükselişi kadar renkli anların kapılarıdır sizi kucaklayan. Bu kapılar bazen sizi tozlu sayfalarıyla sahaflara çıkarır, benliğinizi mis gibi kitap kokusu sarar, bazen de Kuyumcular kapısından gözlerinize ziyafetler sunar. Bazen de Mahmutpaşa’nın karmaşasında yol alıverirsiniz. Hangi döngünün içerisinde kaybolacağınız da sizin seçiminize kalmıştır.
Sıkı sıkıya bağlanmışken günümüz arastalarına, arada bir hatırlamak ve değer vermek gerekir aslında bu zaman tanıklarına. İçerisinde var olan bizi biz yapan değerleri yakından solumak anlamak, hangisinin bize anlam kattığına karar vermek gerek. Öyle ki gelecek geçmişimizden aydınlık ve gelişmiş olsun.
Bahar UZUN GÖZTOK
- KADIN - 07.03.2024
- İNSANIM BEN… - 18.12.2023
- YAŞASIN ÇOCUKLAR! - 08.11.2023
- HEPİMİZ DÜRÜSTÜZ… - 10.10.2023
- MEYDAN’DAN TÜNEL’E - 26.09.2023
- GÜZ YAPRAKLARI - 17.09.2023
- TROYA - 05.09.2023
- HIYAR TADINDA ÇİLEK… - 21.08.2023
- ŞİİR VE ŞAİR… - 01.08.2023
- SEVİ - 17.07.2023
- BEDESTENDEN AVM’YE YOLCULUK… - 07.07.2023
- BAYRAM COŞKUSU - 30.06.2023
- SABRETMEK… - 20.06.2023
- VODİNA CADDESİ - 11.06.2023
- BİR DOĞUM GÜNÜ KUTLAMASI… - 31.05.2023

Çok güzel bir üslupla yazılmış okurken kendimi mekanda geziyormuş gibi hissettim.
Tebrik ederim Baharcığım. Özgün bir betimleme olmuş.