KISA FİLMLER DERİN HİKAYELER / YÖNETMEN: AHMET HAKAN KURT

2026 yılına doğru ilerlerken, 2025’te birbirinden değerli yapımlar ve genç yönetmenler festivallerde sinemanın sesi olmaya devam etti. Bu isimlerden biri de 16. TRT Uluslararası Belgesel Ödülleri Ulusal Öğrenci Filmleri kategorisi üçüncülük ödüllü Cam Adam filminin yönetmeni Ahmet Hakan Kurt oldu.

Her biri ayrı bir kıymet taşıyan yapımlar içerisinde, konusuyla dikkat çeken; Türk toplumuna, değerlere ve bireyin sorumluluklarına odaklanan filmler arasında Cam Adam, izleyicilerin yüreğine dokunan etkileyici bir yapım olarak öne çıktı. Genç yaşına rağmen ses getiren bu filmin yönetmeni Ahmet Hakan Kurt, filmi kadar güçlü, çalışkan ve gelecek vadeden bir isim olarak dikkat çekiyor.

Kendisini daha yakından tanımak istedik. Şehirler arası mesafelere ve iş yoğunluğuna rağmen röportaj ricamızı kırmayarak sayfamızda sorularımıza yanıt verdi.

Elif Türe Atam: Merhaba Ahmet Hakan, öncelikle bizi kırmadığın için çok teşekkür ederiz. Bize biraz kendinden bahseder misin?

Ahmet Hakan Kurt: Merhaba, estağfurullah, sizinle röportaj yapmak benim için bir onurdur. İsmim Ahmet Hakan Kurt, 25 yaşındayım. Ankara doğumluyum ve Ankara’da yaşıyorum; ilk ve ortaöğretimimi de burada tamamladım. Türker İnanoğlu İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü’nde lisans eğitimimi tamamladım. Şimdi ise baba mesleğim olan elektrikçiliği, belgesel sinema çalışmalarını, sektördeki çeşitli işleri ve yüksek lisans hazırlıklarını aynı anda yürütmeye çalışıyorum.

Sinemaya olan tutkum fakültedeki hocalarımla başladı; hatta “ustam” demek daha doğru olur. Burak Türten, Musa Ak ve Serdar Sabuncu hocalarım; sinema anlayışımı birlikte yoğuran, büyük emekleri olan değerli isimlerdir. Belgesel sinemayı usta isimlerden öğrenmek gerçekten büyük bir şanstı; onların rüzgârında yetişip sinemacı olmamak neredeyse mümkün değildi. İlham aldım, izledim, anlattıklarına kulak verdim ve böylece sinema yolculuğum şekillendi. İnşallah bundan sonra da aynı şekilde ekip arkadaşlarımla projeler üretmeye, yeni şeyler denemeye ve farklı hikâyeler anlatmaya devam etmek istiyorum.

ETA: ‘‘Cam Adam’’ filminin ortaya çıkış süreci nasıl başladı? 

AHK: Cam Adam, bir lisans bitirme projesi olarak doğdu. O dönem Karabük Safranbolu’da eğitimimize devam ediyorduk; finaller yaklaşmıştı, Zekeriya abi ise Adana’daydı. Mesafeler, yoğunluk ve ilk tecrübemizin getirdiği doğal çekingenlik başlangıçta biraz zorladı.

Belgesel sinemayı gerçeğin küçük değişimlerle yeniden biçimlenen bir yansıması olarak gördüğüm için, “Bu hikâyeyi olduğu gibi aktarabilir miyim?” sorusu aklımı uzun süre meşgul etti. Süreç ilerledikçe danışman hocam Burak Türten’in yönlendirmeleri, ekip arkadaşlarımın emeği ve Zekeriya ağabeyin samimiyetiyle film kendi ritmini buldu. Finalde hepimiz aynı cümleyi kurduk: “İyi ki yola çıkmışız, iyi ki bu hikâyeye dokunmuşuz.”

ETA: Nadir görülen bu rahatsızlığın yalnızca Zeki ağabeyi değil, aynı zamanda ailesini de nasıl etkilediğini filmde açık bir şekilde gösteriyorsunuz. Bu konuyu ele almaya karar verdiğiniz noktadan itibaren hem başrolün durumu hem de ailenin hassasiyeti göz önünde bulundurulduğunda çekim sürecinde ne tür zorluklar yaşadınız? Bu süreçte dengeyi ve güveni nasıl sağladınız?

AHK: Aslında çekim sürecinde bu konuda büyük bir problem yaşamadık. Zeki ağabey ve ailesi son derece sıcakkanlı, ne istediklerini net ve kibar şekilde ifade eden insanlardı. Zeki ağabeyin bizden tek isteği hikâyeyi dramatize etmememizdi. Fakat biz zaten projenin en başında konuyu pozitif bir yerden ele alma konusunda hemfikirdik. Çünkü gerçek buydu: Zeki ağabey ‘ah vah’ diyen, kendine acıyan biri değil; tam tersine hayatla kurduğu güçlü, olumlu bağıyla öne çıkan biri. Ailesi de bu tavrını destekleyen, ona güç veren, yapıcı bir yapıya sahip.

Dolayısıyla çekimlerde ya da normal iletişimimizde özel bir hassasiyet gerektiren olağanüstü bir durum yaşamadık. Zeki ağabeyin çok sevdiğim bir sözü vardır: ‘İnsanlarla beraber bir hayatı paylaşıyoruz; biri benim dört basamak çıkmama yardım ediyor, ben de ona hayatla ilgili bir şey öğretiyorum.’ Bu bakış açısını duyduktan sonra bizde meselelere aynı yerden bakmaya başladık.

ETA: Ulusal Öğrenci Filmi kategorisinde ses getiren bir yapım ortaya koymak kolay olmasa gerek. Genç bir yönetmen olarak hayatın ağır sorumlulukları ile karşı karşıya biri ile çalıştınız bu filmin size etkileri nasıl oldu?

AHK: Genç bir sinemacı demek daha doğru olur çünkü henüz kendime ‘yönetmen’ demenin erken olduğunu düşünüyorum. Belki dört beş proje sonra bu tanımı kendim için mümkün kılabilirim. Bu soru aslında filmin konusunun da özeti gibi. Hepimiz hayatın ağır sorumluluklarıyla mücadele ediyoruz; kimi ruhen, kimi fiziken. Zeki ağabey de bize bunu hatırlatıyor: Farkında olmalıyız, evet, ama bu farkındalık hiçbir zaman ayrımcılığa dönüşmemeli.

Ben Zeki ağabeyle tanışmadan önce engelli bireyler konusunda fazlasıyla çekingen davranıyordum. ‘Acaba yanlış bir şey söyler miyim? Üzer miyim? Nasıl iletişime geçmeliyim?’ gibi sorular kafamı çok meşgul ediyordu. Bu nedenle çoğu zaman istemeden de olsa mesafe koyuyordum. Bu film, o soruların hepsini ortadan kaldırdı. Onunla geçirdiğimiz süreç bana insan ilişkilerinde en önemli şeyin samimiyet ve doğal davranmak olduğunu öğretti.
Bu yüzden ‘Cam Adam’ benim için sadece bir film değil; kişisel olarak dönüşmeme, korkularımı ve çekincelerimi kırmama vesile olan bir deneyim oldu.

ETA: Genç yaşta böyle bir anlatı dili ve üslup geliştirmenin yanı sıra, filmde engellilerin sesi olmayı da başarıyorsunuz. Bireysel ve toplumsal sorumlulukların yanı sıra aile birliği de yapımınızın önemli temaları arasında yer alıyor. Bir yönetmen olarak sizi en çok hangi temalar besliyor ve bu filmde hangi duygular ya da düşünceler size ilham verdi?”

AHK: Öncelikle genç yaşta bir anlatı dili geliştirmek elbette güzel bir şey ama ben bunu tamamen hayatın içinden, gerçek insanlardan ve onların taşıdığı duygulardan aldığım ilhamla yapıyorum. Ben engellileri temsil iddiası taşımıyorum; sadece tanıklık ettiğim hayatı olabildiğince dürüst bir dille yansıtmak istedim. Galiba beni en çok besleyen şey de bu: Gerçeklik. İçinde kırılganlığı, dayanıklılığı, umudu ve mücadeleyi barındıran saf gerçeklik.

Toplumsal sorumluluk, bireysel farkındalık ve aile birliği… Bunlar benim sinemada her zaman ilgi duyduğum temalar. Çünkü bu kavramlar hepimizin hayatında bir şekilde sınandığı alanlar. ‘Cam Adam’ı çekerken beni en çok etkileyen şey; Zeki ağabeyin ve ailesinin hayata bakışındaki güçtü. Hiçbir şey dramatize edilmiyordu ama her şey çok sahiciydi. Birlikte gülmek, birlikte yorulmak, birlikte taşıdıkları o sorumluluk… Bütün bunlar bana anlatmak istediğim hikâyenin özünü verdi.

ETA: 2025 16. TRT Uluslararası Belgesel Ödülleri Ulusal Öğrenci Filmleri kategorisinde üçüncülük ödülü almanızın ardından, filminizin farklı festivallerde finale kalarak yoluna devam ettiğini görüyoruz. Ayrıca Engelliler Günü kapsamında Klaket Film Günü’nde genç sinemacılar arasında özel gösterime seçilmeniz ve Gençlik ve Spor Bakanlığı’ndan ödül almanız da önemli bir başarı. Tüm bu başarılara baktığınızda, sizin için ifade ettiği anlam nedir? Bu süreç sizin geleceğe dair planlarınızda nasıl bir karşılık buluyor?

AHK: Bu başarıların her biri benim için aslında bir ‘sonuç’ değil, bir ‘başlangıç’ anlamı taşıyor. TRT Belgesel’de üçüncülük almak, farklı festivallerde finale kalmak, Klaket Film Günü’nde genç sinemacılar arasında özel gösterime seçilmek ve Gençlik ve Spor Bakanlığı’ndan ödül almak tabii ki gurur verici; fakat bunları bir başarıdan çok, doğru yolda olduğuma dair küçük işaretler olarak görüyorum.

Ben hâlâ yolun çok başında olan genç bir sinemacıyım. Bu yüzden bu ödüller bana “tamam oldum” duygusu değil, tam tersine “daha fazla üretmem, daha çok çalışmam gerekiyor” hissini veriyor. Çünkü her festival, her gösterim ve her geri dönüş, anlatmaya değer yeni hikâyeler olduğunu hatırlatıyor.

Ayrıca bu süreç benim için önemli bir motivasyon kaynağı oldu. Hem ekip arkadaşlarımın emeğinin görünür olması, hem Zeki abinin hikâyesinin daha fazla insana ulaşması beni çok mutlu etti. Geleceğe dair planlarımda ise şu karşılığı buluyor: Daha derinlikli işler üretmek, belgesel sinemaya daha fazla emek vermek ve mümkün olduğunca sahici insan hikâyelerinin peşinden gitmek.

Kısacası, bu ödüller kariyerimi taçlandıran şeyler değil; aksine, bana yeni bir yol açan ve sorumluluğumu artıran dönüm noktaları.

Adana’nın topraklarından alınan bir nefes, Ankara’da hissedildi; İstanbul’da ise bir yazıya dönüştü. Bu röportaj için yalnızca Ahmet Hakan Kurt’a değil, onu böyle bilinçli, vicdanı hür; sadece kendisine değil, yaşadığı topraklara da hassas bir insan olarak yetiştiren ailesine de selam ederim.

Ayrıca, hayat hikâyelerinin film olarak çekilmesine izin vererek birçok insanın hayatına ışık saçan Zekeriya Ağabeyimize ve ailesine de buradan teşekkür etmeyi bir borç bilirim.

Aileler yetiştirir, öğretmenler keşfeder; son dokunuşlarla ise bir Zekeriya, bir Ahmet Hakan Kurt ortaya çıkar ve işte böyle güzel işler doğar.

“Nice hikâyelere, nice gerçekliklere” diyerek, heyecanla yeni yapımlarını beklediğimiz kısa filmler, derin hikayeler yönetmenlerinden birini daha sizlerle buluşturduk. Sinemanın gücünü keşfedeceğimiz bir sonraki yazımıza kadar; Sanat Alemi’ne hasret ve sevgiyle…

ELİF TÜRE ATAM

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir