TÖRE

Sözlük anlamıyla “töre”; bir toplumda ahlâk, gelenek, görenek ve ortaklaşa alışkanlıklarca belirlenmiş, benimsenmiş davranışların ve yaşama biçimlerinin, öteden beri uyulagelen toplumsal kuralların, şu ya da bu konuda tutulagelen yolların tümü. Toplum içinde bireylerin uymak zorunda bulundukları ahlakî davranış biçim ve kuralları.

Bir toplumda yazılı olmayan, gelenekleşmiş kanun ve kurallar. Özellikle halk ağzında hukuk veya mahkeme anlamlarında da kullanılır.

Eski Türklerde “töre” daha çok devletin kuruluş düzeni ve işleyişiyle ilgili kuralları ifade etmekteyse de Türkler, aile yaşantısı açısından da bu kavramı kullanmışlardır. Bu manada “töre”, “görenek” demektir. Töre, başta Kağan ve üst yöneticiler olmak üzere toplumun her ferdini bağlayan ve herkesin uyması zorunlu olan değerler ve kurallar bütünü olarak kutsallığa sahipti.

Bugünkü Moğolistan sınırları içinde yer alan Orhun ırmağı kıyısında üç adet dikilitaş bulunmuştu. 1870’lerde Rus Türkolog Radloff tarafından okunan bu kitabe taşlardan biri ünlü Türk Hakanı Bilge Kağan adına, biri kardeşi Küntigin ve diğeri de Vezir Tonyukuk adına dikilmişti. Türk edebiyatının ve Türk tarihinin ilk yazılı metinleri olan bu kitabeler, binlerce yıllık geçmişi olan Türk milletinin ne kadar asil, bilgili ve hakkaniyetli olduğunu gösterir niteliktedir. Bilge Kağan Kitabesi’ndeki yazılardan bir kısmı şöyledir:

BİLGE KAĞAN YASASI: ESKİ TÜRK ANAYASASI “TÖRE”

1- Tengri (Tanrı, Allah, Yaratan) tektir.

2- Her kim ki Tengri’den kut almak dilerse, başkasına yakarmasın.

3- Bir İl (ülke), bir Kağan, bir Tengri…

4- Bir kına iki kılıç girmez. Bir hatun iki er alamaz ve bir budunda iki töre olmaz. Töre tektir. Töre kesin ve keskindir. Kim ki töreye uya, kutlanır. Kim ki töreye kıya, katlanır.

Kimse töreden üstün değildir. Dirlik ve birlik için töre budur.

5- Bir çoban sürüsünden, bir er ailesinden, bir Kağan budunundan sorulur.

6- Her er eşine, atına, pusatına sahip çıkacak.

7- Ana-babaya ve ataya ta’zim (saygı) duyulacak.

8- Hısımına sarılacak, komşusunu gözetecek.

9- Er kişi yalan söylemeyecek.

10- Mal çalan, mülk çalan misliyle ödeyecek. Hesabı ya malıyla ya canıyla sorulacak.

11- Kim ki bir ırza musallat olursa canından olacak.

12- Her kim olursa olsun; haksız, aldatıcı iş tutarsa hesabı hemen sorulacak.

13- Cenkten berî duran ya da kaçan, tamuya (cehenneme) uçacak.

14- Aman diyenlere kılıç üşürülmeyecek, sığınana arka dönülmeyecek.

15- Başkaldıranın başı alınacak, hak isteyenin hakkı verilecek.

16- Kimse kimseye üstünlük taslamayacak. Ne ak etin karadan, ne karanın kızıldan, ne karanın sarıdan farkı olmayacak.

17- Kin ve gururdan uzak olunacak.

18- Mazluma merhamet, zalime azap duyulacak.

19- Zayıfa, yaralıya, çocuğa ve kadına el kaldırılmayacak.

20- Kızı isteyen Kağan da olsa bey de olsa, kız istediğine verilecek.

21- Gereksiz yere ağaç kesmeyeceksin, suyu kirletmeyeceksin.

22- Bilmeyip de bildim demeyeceksin, bilene danışacaksın.

23- Bugünün işini yarına bırakmayacaksın.

24- Kusur görmeyecek, kusur aramayacaksın.

25- Güçlüyken affet, zayıfken sabret.

26- Yazgına âsî olma.

27- Yaptığın iyiliği unut, yapılan iyiliği unutma.

28- Herkes adaletle iş görecek.

29- Her ne edersen et, yargılanacağını her daim akılda tut.

30- Milletine yaban kalma. İpeğin iyisine, sözün güzeline kanma, onlara boyanma.

31- Kağan odur ki adaleti üstün tutsun, töreyi yaşatsın. Töre yok olursa İl yok olur, İl olmazsa budun köle olur.

32- Ey Türk Oğuz beyleri, ey milletim işitin!

“Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe senin ilini ve töreni kim bozabilir?”

Bilge Kağan Yazıtı,730

1293 yıl önce dikili taşlara yazılmış töremiz. Türkler bu tarihten üç asır sonra İslamiyet’i kabul ettiler. İslam inancına geçmeden önce de tek Allah’a inanıyor ve ona ‘Kök Tengri’ (Gök Tanrı) adını veriyorlardı. Yukarıdaki bu maddeleri görünce, anayasa hazırlayıp sonradan gelenlere kaynak bırakacak kadar öngörülü olmaları beni şaşırttı doğrusu.

Yalan söylememek, büyüklere saygı, hak yememek, akraba ve komşuları kollamak, ahlaklı ve mütevazı olmak gibi pek çok evrensel değer, onların günlük hayatlarında önem verip uyguladıkları kurallarıymış. Töre denince de akan sular dururmuş. Bugün geldiğimiz “töresizlik” çıkmazında, bu kaidelerin ne kadar önemli olduğunu bir kere daha idrak ediyoruz. Anlıyoruz ki milletlerin bağlı oldukları kurallar olmalı ve bu kurallar sosyal hayatı güzelleştirmeli, düzeni sağlamalı. Ancak bu sayede huzur ve birlik içinde, dayanışma halinde yaşanabilir. Çünkü kuralsızlık, eski tabirle “töresizlik”, beraberinde saygısızlık ve haksızlığı da getiriyor.

“İster Kağan, ister bey istesin, kız istediğine verilir” maddesi ne kadar insanca. Gönül kimi severse Kağan da odur, bey de… Atalarımızın binlerce yıllık töresine rağmen bugün hâlâ kızları istemediği kişiyle evlendirmek “töresizlik” değil mi? Birbirini sevmeyen insanların kurduğu yuvaların ‘mutsuz insanlar hapishanesi’ olduğu görülmüyor mu? Dinimiz de genç kızın izniyle evliliğin olabileceğini, onaylamazsa olmayacağını söylüyor bize. Sevmeden evlenmişe sormak lazım, bir ömür kolay geçer mi?

Gereksiz yere ağaç kesmeyecek, suyu kirletmeyeceksin deniyor. Günümüzde yolda yürürken kaldırımdaki ağacın dallarını kıran, yapraklarını yolan gençleri görünce keşke töre işleseydi de bunlar cezalandırılsaydı, diye düşünmeden edemiyor insan. Oysa sevmek lazım. Canlıyı cansızı, börtüyü böceği, hayvanı bitkiyi… Yaratılan her şeyi Yaradan’dan ötürü sevmeliyiz. Mevlevî dervişi gibi, kuru eşyaya bile saygı ve hürmet gösterebilmeliyiz.

“Ben gelmedim dava için/ Benim işim sevi için / Dost’un evi gönüllerdir/Gönüller yapmağa geldim” diyen Yunus Emre gibi, işimiz bu, sevmek…

Atalarımız hem yurt kurup düzen tesis etmişler hem de kurdukları bu düzeni korumak üzere kanun hükmünde “töre” kuralları oluşturmuşlar. Töreye uymayanları engelleyerek düzenin bozulmasına engel olmuşlar. Bu sayede birlik olmuşlar, dirlik sağlamışlar. Biz de tarihimizi bilerek, kuralsızlığın yıkıcılığını fark edip kurallara sıkı sıkıya bağlanarak sosyal hayatın düzenine katkıda bulunabiliriz. Bir kişiyle olmaz, dememeli, “töresizlik” karşısında dimdik durmalıyız. Dimdik olursak, iyiliğin bulaşıcı olduğunu göreceğiz. Herkes kendine çeki düzen verirse toplum ancak o zaman istenen ve özlenen huzur ortamına kavuşacaktır.

“Muhtaç olduğumuz kudret, damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur!”

NURHAYAT ÖRENCİK

Nurhayat Örencik

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir