YILDA…

Yılda bir kere orayı ziyaret etmeye özen gösterirdi. Hatıralarını canlı tutmanın yoluydu kendince bu ziyaretler. Evlenip gelin gittiği ilk şehir, onun için çok ayrıcalıklıydı. “Gitme!” demişlerdi. “Yapamazsın oralarda, alışkın olduğun çevreden farklı oralar. Dillerini bile anlamazsın etrafındakilerin.” O hiç dinlememiş, gitmekte bir an bile tereddüt etmemişti. “İyi ki…” diyordu geriye dönüp baktığında, “İyi ki çevremin dışına çıkmışım ve iyi ki yeni insanlar tanımış, dostlar edinmişim.”

Dostları o kadar kıymetliydi ki onları yere göğe sığdıramazdı. Yeni gelindi, farklı bir hayata başlamıştı. Her şeyin acemisiydi, üstüne üstlük de gurbetteydi. Gittikten birkaç gün sonra kapısı vurulmuş, komşularından biri elinde bir tabak ziron ile çıkagelmişti. Hem kahvesini içecek, ‘hoş geldin mahallemize’ diyecek hem de bir şeye ihtiyacı olup olmadığını soracaktı. Şivesi biraz değişikti, ne fark eder? Yürekleri aynı atıyordu. İkisi kalben anlaşmış, birbirlerine kanları kaynamıştı. O, evine gelen ilk misafirdi; ilk komşu, ilk destekti.

“Bu desteklerin sayısı yavaş yavaş arttı. Beni bağırlarına basan bu insanlar gönlümde tahtlara kuruldular ve hâlâ o tahtlarda hüküm sürüyorlar. Aradan bunca yıl geçmesine, aramıza mesafeler girmesine rağmen onları ziyarete her gidişim onlar için şölen, bayram oluyor. Âlâ-yı vâlâ ile karşılanıyorum. Öz ailem gibi bağırlarına basıyorlar beni. Görüşmediğimiz zamanlardaki yaşanmışlıkları paylaşıyoruz, anlatmalara doyamıyoruz. Buna köprü diyebiliriz, gönül köprüsü. Etten, kemikten bu köprü; taştan, demirden değil. Kandan değil, candan bir köprü. Candan cana inci bir gerdanlık misali kurulmuş, kördüğümlerle bağlanmış, hasreti ta içimde yaşatan bir köprü. Kavuşmalara şahit olan da yine bu köprü. Onu size anlatamam, asla anlatamam.” Yol boyunca elini sıkı sıkıya tuttuğu kızına bunları her yolculuklarında yaptığı gibi yine, yeniden anlattı. Yol da bitmek bilmiyor, mesafe azaldıkça kavuşmanın heyecanı artıyordu.

“Beyaz güllerden sessizce

Geçer dağılır durulur

Deli bir akşamda

Aralıksız vurur özlem

            Özlem öyle bir şey ki zaman zaman

            Kendi kendinin çılgını

            Bir çaresizlikte beni

            Gidişlere iter özlem

Yorgunlukların izidir

Onmazlığıdır susuşun

Eksik bir günün gizidir

Gidişlere iter özlem”

Sevgi buydu, özlemek buydu, kalplerin karşılıklı çarpması buydu, çok iyi anlıyordu kızı. İyi niyet ve ilgiyle, hassas düşüncelerle örülmüş bir yumaktı. Paylaşımdı, özveriydi, empati duygusuydu belki. Toplumu oluşturan bireyler arasında örülen duvarın tuğlalarını birbirine yapıştıran en kuvvetli zamktı. Güzeldi ve faydalıydı.

İlerde o da kendi çocuklarına böyle hikâyeler anlatacaktı, kararlıydı. Özledikleri ve özleyenleri olacaktı onun da. O da gönül köprüleri kuracaktı annesi gibi. Daima.   

NURHAYAT ÖRENCİK                 

 

Nurhayat Örencik

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir