AKLIN UYKUSU CANAVARLAR YARATIR

Fransız şair Charles Baudelaire, Goya’yı şu sözlerle anlatmaktadır; “İspanya’da sıra dışı bir adam, çizim sanatının ruhunda yeni ufuklar açtı… Bazen acımasız bir yergiyle sürükleniyor, bazense onun ötesine geçerek hayatın özünde komik bir tarafını sergiliyor… Goya her zaman büyük, sık sık da dehşet uyandıran bir sanatçıdır… Cervantes döneminde zirveye ulaşan, temelde neşeli ve şakacı İspanyol yergici ruhuna çok daha modern bir şey, günümüzde çok takdir gören bir nitelik, tanımlanamayana düşkünlük, hayvani özellikler edinmiş insan çizgileriyle dehşetengiz bir doğa kavramı eklemiştir…”

Şairin bu sözlerle tanıttığı Goya 1746’da; İspanya/Aragon’da dünyaya gelmiştir. Aydınlanma Dönemi’nin özgür ve eleştirel ortamında; iç dünyasını eserlerine yansıtan ilk sanatçılardan olan Francisco Goya hem şaşaalı saray hayatını hem dini içerikleri hem de ülkesinde yaşanan iç ve dış savaşları eserlerinde konu etmiştir. Goya’nın sanat hayatını iki kısma ayırmak mümkündür: 1775/1792 arasında kraliyet konutlarının duvarlarını süsleyecek dokumalar için hazırladığı 63 resim ve dini içerikli işleri, birinci kısmı; 1792’de geçirdiği ateşli hastalık neticesinde duyma yetisini tamamen kaybettikten sonraki dönem resmettikleri ikinci kısmı teşkil etmektedir. İkinci evreye; Fransız ihtilalinden sonra yaşanan Napolyon işgali; buna karşı ve yandaş olan İspanya halkının birbirine olan kıyımı, İspanyol Engizisiyonunun kıyımı ve dahi meşrutiyet yanlıları ile liberallerin mücadelesi gibi vahşet içeren olaylar da eklenince; Goya’nın eserleri son derece gerçek, karanlık, biraz vahşi ve çarpıcı eserler halini alır. Sanatçı özellikle toplumsal ve kültürel eleştirilerini mitolojik yaratıklarla bezediği gravürlerine eklediği; bu kötüdür!( esto esmalo!), niçin? (pourque?), aklın uykusu canavarlar yaratır! ( el sueño de la razón produce monstruos!) gibi cümlelerle eserlerini daha da etkileyici hale getirmiştir. Bu evrede yenilikçi ve cesur tarzı dikkat çekse de; aslında Goya saray ressamlığı yaptığı dönemde bile soyluları gerçekçi; kusurlarıyla resmederek, keskin gözlem gücünü ve eleştirel yönünü zaten çoktan ortaya koymuştur.

1819-1823’te kırsalda; inzivaya çekildiğinde bile halk arasında “sağırın evi” olarak adlandırılan evinin duvarlarını sonradan tuvale aktarılan 14 resimle donatmıştır. Bu eserleri yaparken; başlarda canlı renkler kullandığı anlaşılan sanatçı İspanya’da “meşrutiyet”e dönüşle; radikal bir karar almış ve eserlerinde korku dolu, karanlık atmosferler kullanmayı seçmiştir. Eserlerinde başlarda saray, aristokratlar ve dini konulara yer verse de; sonrasında Fransız işgali, liberaller ile kral yanlılarının mücadeleleri ve hala devam eden İspanyol Engizisyonunun acımasızlıkları, halkın batıl inançları, gerçekleri görmezden gelen ya da anlamayan hali onu ikinci evredeki kabus gibi sahnelere yöneltmiştir. Goya, kendi çağındaki toplumsal olayları yakalamış, akıl dışılığı, vahşeti, ölümleri, idamları, bağnazlığı gözler önüne sermiş; belki de çağının insanını aydınlatmak istemiştir. Geleneksele karşı duruşuyla modern sanatın temellerini atan Goya ile birlikte artık sanatçılar eserlerine iç dünyalarını yansıtmaya başlamışlardır. On sekizinci yüzyılın sonlarından on dokuzun başlarına kadar İspanyol resminin önemli figürlerinden olan Goya çeşitli dönemlerde, farklı tarzlarda eserler üretmiş; politik sosyal ve psikolojik katmanları işlemiş ve insan doğasının karmaşıklığına yönelerek büyük çeşitlilik sunmuştur.

Kübra Yıldırım Erşan 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir