Devrim ordularının kazandığı uluslararası sempatiyi bir çeşit fetih siyaseti aracına çeviren Napolyon hem tarih sahnesine çıkmış hem de Fransız egemenliğinde bir Avrupa hayaliyle çıktığı yolda; Avrupa devletlerinde özgürlük ve yurtseverlik bilinci oluşmasını sağlamıştır. Osmanlı Devleti başlarda gelişmelerin dışında kalmış ancak Fransa’nın Mısır’ı işgaliyle Rusya ve İngiltere’ye yaklaşmak zorunda kalarak ister istemez taraf olmuştur. Fakat Batılı devletlerin çıkara dayalı, değişken diplomasi yeteneği; uygulanmak istenen denge siyasetini başarısız kılmıştır.
Gelişmeleri başlarda uzaktan izlemeye çalışan Osmanlı halihazırda monarşilerini tehdit altında gören Avusturya ve Prusya kadar kraliyet yanlısı davranmamıştır. Zaten devlet, doğuda; İran ile içte Nizam-ı Cedit yeniliklerinin getirdiği huzursuzluklarla boğuşmaktaydı. Ancak topraklarının çoğu Asya ya da Afrika’da olsa da; Avrupa’daki kısmı stratejik olarak son derece önemli olan Osmanlı’nın gelişmelerden etkilenmemesi beklenemezdi. Devlet temelde yetişmiş eleman eksikliğinden; gelişmelere, ihtilalin getiri ya da götürülerine başlarda vakıf olamamıştır. Kısaca bu dönemdeki temel eksiği yetişmiş, nitelikli memurlardan oluşan bir hariciye teşkilatı olmaması olan Devlet-i Aliyye, tehdit olarak gördüğü devletlerin karşısında olanlarla ittifak kurmak suretiyle denge siyaseti izlemeye çalışmakla yetinmiştir. Yukarıda değindiğimiz Fransa’nın Mısır’ı işgali mevzuuna geri dönerek yetişmiş, nitelikli eleman eksiği meselesini biraz daha açabiliriz; işgalden evvel aslında Fransa’nın Toulon limanındaki hazırlıkları takip edilmiş, elçilerden bilgi alınmış, yabancı basındaki haberler tercüme ettirilmiş, yerel idarecilere talimatlar gönderilmiş, Mısır’daki etkin grup “kölemen”lerin liderleriyle görüşmeler yapılmış ancak tüm bu hazırlıklara rağmen Fransa’nın Mısır çıkarmasına pek ihtimal verilmemiş, ki tam bu noktada bahsettiğimiz diplomasi ve siyasi okumalar hususunda devletin eksikliği ortaya çıkar, ve Osmanlı çıkarma gerçekleşince çaresiz İngiltere’ye ve Rusya’ya yakınlaşıp; denge siyasetini başlatmak zorunda kalmış ancak Avrupa’yı görece huzura erdiren Campo Formia antlaşmasının belirlediği sınırlar ile Fransa Dalmaçya kıyılarına yerleşince; bilhassa Mora’daki Rum-Osmanlı tebaası ihtilalin “propoganda”sına maruz kalınca; Osmanlı ihtilalin etkileriyle gerçekten yüzleşmeye başlamıştır. Batı’dan gelen İhtilal-i Kebir odaklı/eksenli fikir akımları Osmanlı topraklarında önce edebiyatta etkisini göstermiş, edebiyatta Arap-Fars etkisi, Fransız etkisine dönüşmüştür. Edebi yazılar yerini zamanla siyasi yazı ve makalelere bırakınca da; Osmanlı İmparatorluğu, ihtilalin hürriyet, eşitlik, adalet kavramalarıyla tanışmıştır.
Karlofça ile başlayıp Pasarofça ve Küçük Kaynarca antlaşmaları ile devam eden süreçte batının gerisinde kaldığını fark edip, batı tarzı ıslahatlarla aradaki farkı kapatmaya çalışan Osmanlı İmparatorluğu, ihtilalin hürriyet, eşitlik, adalet kavramlarından kaçamayarak; aradaki farkı kapatmak ve toplumsal huzur ümidiyle önce Tanzimat ve Islahat Fermanları’nı ve iki kez de “Meşrutiyeti” ilan eder. İhtilalin tüm bu etkilerinin Osmanlı’ya katkısı aslında tek cümleyle ve özetle şahsımca şudur: Çıkar ilişkilerinin had safhada olduğu Avrupa diplomasisiyle tanışmış olmak.
Kübra Yıldırım Erşan
- AKLIN UYKUSU CANAVARLAR YARATIR - 16.02.2024
- İHTİLAL-İ KEBİR - 18.12.2023
- LİBERTÉ, EGALİTÉ, FRATERNİTÉ/ÖZGÜRLÜK, EŞİTLİK, KARDEŞLİK - 29.11.2023
- DÜNYANIN EN ÇOK FOTOĞRAFI ÇEKİLEN KADINI - 03.09.2023
- YENİDEN DOĞUŞ - 21.08.2023
- TANZİMAT AYDINLARI VE FATMA ALİYE - 10.07.2023
- LALE DEVRİ’NDE MİNYATÜR - 11.06.2023
- ERKEN VE KLASİK DÖNEM OSMANLI MİNYATÜRÜ - 16.05.2023
- GÜÇLER DENGESİ - 28.04.2023
- HİTİT SARAY KADINLARI - 11.04.2023
- HER ŞEYİN BİR İLKİ VARDIR - 02.04.2023
