Büyük bir feryat gibi haykıran çığlıklar saçıyor yeryüzü,
Kafamızın içinde çatırdayan çaresizlik hepimizin!
Sitemkâr, küskün gözlere çekilmiş terk edilmişlik örtüsü,
Meyvesiz bırakılmış, kurutulmuş ağaçların asi hüznü,
Bu fırtınanın edilgen bekleyişinin düğümü, hep bizim!
Gelecek derler oysa şuan susuzuz, her yanımız kuraklık,
Sardı dört yanı, keskin soğuk, dinmez, acı, zifiri karanlık,
Yırttı yüreğimizi yumru olup boğazımızda yalnızlık,
Gittiler oluk oluk, bırakıp sağanak sağanak kırgınlık,
Yetişsin! Neden bekletir durur yolları gecikmiş aydınlık!
Bu yılgınlığı yüreğimizden hangi kuvvet, kim kaldıracak?
Gök mavisi umuda tutunmayı kim nasihat bırakacak!
Elvedasız yolcuların kırık gönüllerini kim alacak!
Elbet tükenmeyeceğiz, elbet yarınlara inanılacak!
Silüetsiz sanılan kentlerin evlatları onu kuracak!
Dinsin artık! Görmeyen gözler, lal olan diller, sağır kulaklar!
Suları akmaz oldu, uçamaz oldu yorgun öten, hür kuşlar!
Ne diye yüreğim bunca sitemi, gamı, acıyı mayalar!
Tonlarca kahır çakıldı boğazlara artık doğar mı bahar?
Açar mı çiçek? Toprağı ağarttı bu şahsiyetiz binalar!
Şimdi suskun, küskün, yitirilmiş bir dün içinde gezinmekte,
Soluduğum iklim başka kokuyor artık ciğerlerimize,
Dağ dağ kurulan, kor kor, köz nefesi doldu hanelerimize!
Damı sönen bacalar, ocaklar kazılı iliklerimize!
Doğrulalım! Kurulur elbet yarın ancak dik bir iskeleyle!
Bahar yüzlü çocuğa olan sevdadan aldığımız kuvvetle!
Yol, yüksek güneşli bir maviliği avuçlarına dökmeye!
Yoksa ne diye bugün, söyle ne diye uyandık ki ne diye?
Elbet bir söz verilip tutulmalı artık dönmeyeceklere…
Sığacak gibi değil bu matem, ağıt yüklü söylenmelere…
Kaldırmalı ağızların mührünü, yazılmalı yüreklere!
Bu çağın belleği işlenmeli ilmek ilmek her birimize!
Binlerce nefesin emanet edilişi yüz metrekarelere,
Maviliğe ulaşacak tohumlar uzanacak sere serpe,
İnatla ekinler ekeceğiz yaşatmaya olan niyetle…
Tülay KARATAŞ