SİTEMGÂH

Sitemim var üstadım nerelerdesin? Gecenin bu vakti kapındayım!
Başımda türlü işler insan güncelerinde kaosta, anlam kaybındayım,
Ortak akıl diyerek sürüyorlar önüme türlü hallerde sınanmaktayım,
Yol durgun, su kalabalık, akan nehir bulanık, toprak kokmaktayım!

Onlar ki bin bir gizli kibir gizlemişler sözde mütevazı çehrelerine,
Seyretsem iyilik kimin dilinde, kötülük desen kimlerin ceplerinde,
İyiye doğruya meyletmek de değilse nedir üstat şu bütün mesele?
Söylesen dermanım, üstadım girmeli miyim ben de bir kategoriye?

Bak halime bir yerlerde bir şeyler tezgâhlarda satılıyor arzım yok,
Talep edenler kapış kapış alıyor; ellerim avuç içlerim doymuş tok…
Zihnimden çıkarı saplanmış olan çivili, dikenli, zehirli, sivri bir ok,
Aklanmışlar, paklandılar lakin bak şu hale üstüme sıçrayan kir çok!

Köşelerdeyim keskin, derin, itiliyorum bir garip belirsizliğin içine,
Tonlarca üstadım haller, tavırlar dökülmüşler hep ayak diplerimde,
Tanımazken özünü bunca emin özgüvenli söylem varacak nereye?
Elde var öksüz, yetim hepi topu birkaç dize, bir paragraf düşünce,

Üstadım demedin bana hiç aitsizliğimden ne dertler çekiyorum,
Bilginin peşindeyim lakin kurudu bu solgun yüreğim üşüyorum,
Metalik rafta şu gündemlerde köreliyor, yitirdiklerimi özlüyorum…
Bir düşe mi tutundum üstat yoksa rasyonalitede mi geziniyorum…

Bu kemik yığını, et torbasından sıyrılınca uzaktan şu görünenden,
Ruhumun en tözünden sesleniyorum sana duysan en derinimden,
Ulvi mekânda geçip gider ruhum sevginin hoş kokan demliğinden,
Kalan avucumda bir tuhaf yüklü hasretlik hissi temas ettiğimden,

Aitlik yükselmemde değil demedin ki bana köklerim toprağında,
Üstadım geldiğim, vardığım temelindeki noktan sevgi ırmağında,
Ne tanıdığım var, ne çehre, ne de adım, yokum muammalarımda,
Çirkef ağızlardan terki diyar ettim, dinginleştim sen mekânlarında,
Üstat! Deli divane yakındığım, epey yakın imiş, bir avuç uzağımda…

Tülay KARATAŞ

  

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir