Bir çamurlu sele kapılmış ayaklarım, da kalkmaya güç gerek,
Balçığa batmış saçlarım, dökülüp kaldılar bir avuç, hep seyrek,
Şu mavi endamında bunca tonla kavgaya bilmem ki ne gerek!
Yeryüzündeki hoyratlık, yokluk, sefalet gülüyor gerinerek,
Şaşaalı çaputa sarılmış kemikten ibarette gezinerek,
Gayri yokluğa tutunmuş, çırılçıplak bir köşe başında yürek!
Sorarım daha kaç gece dost, sözün olmadan yıldızsız göçecek,
Bana nefesin gerek dostum, kalemin, kelimen, kelamın gerek!
Bir omzuma dokunman gayri yılgın takatsizliğimi silecek!
Dost, iklimime temasın buralara bahar tohumu ekecek!
İçimde filizlenen engin ufukları, soluğun diriltecek!
Güzel sözün, lütfun, ayağına dokunan yollar güller serecek!
Kaybolmuş bir deli gezinir derler ardımdan, ele seyir gerek!
Lakin dostun ayak izinin peşinde gezinenim, ne bilecek!
Bir el olup gelsen dostum, acıların derin çığlığı bitecek!
Bir dizime dokunsan, kan olur, gayretle doğrulur dirilerek!
Dostum ver sözünü sözüme katayım, çoğalalım eklenerek!
Günden güne yazalım, susadığımız yerden ırmak süzülecek!
Demlendi yüreklerimizin fısıltıları, şimdi dökülecek!
Haydi, serelim sofra bezimizi yeryüzüne, vakit geçecek!
İnsanlık muhabbeti, bir dost selamında yüreğe döşenecek!
Dostum şahidimsin, beşeri sırtlanan kalemler tükenmeyecek!
Tülay KARATAŞ