GÜÇLER DENGESİ

M.Ö 206’da kurulan, Türkler’in kurduğu ilk devletlerden olan, son araştırmalar doğrultusunda İskitler’in tarihteki ilk Türk Devleti olduğunu savunan bir görüş de ortaya çıkmıştır, Asya Hunları ile ilgili kaynaklarımız; Çin yazılı kaynakları ve arkeolojik buluntulardır. Çin kaynaklarının asıl amacı pek tabi kendi tarihlerini anlatmaktır ancak yoğun temas halinde oldukları kuzey komşularından da sıklıkla bahsederler. Kendi tarihlerini önceleyen Çin kaynaklarının bir diğer handikapı da; kayıtların tek bir kişinin kaleminden çıkmamış olmalarıdır. Yine de Çin kaynakları, Türk bozkır kültürü için çok önemlidir, çünkü bu kaynaklar ve arkeolojik buluntular sayesinde; Hunlar’ın başıboş, barbar göçebelerden oluşmadığı aksine çetin İç Asya coğrafyasında büyük bir medeniyet kurdukları gün yüzüne çıkmıştır.

Hunlar’ın bilinen ilk hükümdarı Teoman’dır. Teoman, iki oğlundan biri olan Mete’yi batı komşusu Yüeçiler’e rehin vermiştir ki, bu uygulama dönemi içinde son derece yaygın ve sıradandır, fakat Teoman’ın amacı diplomatik ilişkiler kurmak değil; oğlunu etkisiz hale getirmekti. Bunu Teoman’ın, oğlu ellerindeyken; beklenmedik şekilde Yüeçiler’e saldırmasından anlıyoruz. Fakat Teoman’ın planı tutmaz ve Mete sağ kalmayı başarır. Mete’yi hem sakin tutmak hem de yanında tutmak için Teoman, oğluna on bin kişilik bir ordu verir. Bu davranışı da kendisi için sonun başlangıcı olur zira son derece sert ve disiplinli şekilde kendisine koşulsuz itaat eden bir ordu kuran Mete, bir av esnasında askerlerinin oklarını babasına yöneltmekten çekinmez.

Asya Hunları’nın yeni “şanyü”sü (Han, kağan, yabgu gibi bir hükümdarlık ünvanıdır.) olan Mete, ilk iş üvey annesini, üvey kardeşlerini ve kendisine muhalif kişileri ortadan kaldırır. Yüeçiler’in elinden sağ kurtulduktan sonra babasının yanına korkmadan gelen ancak öfkeyle ve sabırsızlıkla hareket etmeyen Mete’nin, tahta geçiş süreci ve hemen peşinden gelen faaliyetleri hem son derece soğukkanlı ve sabırlı biri olduğunu hem de tam disiplin ve koşulsuz itaat isteyen ve bunu çekinmeden sağlayan bir hükümdar olduğunu gösterir.

İçerde tahtını güvenceye alan Mete, nasıl bir yönetim sergileyeceğini merakla bekleyen batı komşusu Yüeçiler’le diplomatik görüşmelere başlar. Bu görüşmelerde tecrübesiz addekdikleri hükümdarın tavrını görmek isteyen Yüeçiler, önce hükümdardan değerli bir atını isterler, Mete, atı vakit kaybetmeden verir. İsteklerini arttıran Yüeçiler, bu sefer de bir cariyesini isterler genç hükümdardan. Kurultaydaki tüm itirazlara rağmen Mete cariyesini de Yüeçiler’e verir. Yeni hükümdarın sabrını iyice zorlamak ister gibi en son olarak Yüeçiler, iki ülke arasındaki çorak bir toprak parçasını isterler. Kurultaydaki görevliler, bu çorak toprak parçasını haydi haydi vereceğini düşünürken, Mete beklenmedik bir şekilde, “toprak devletin köküdür, onu nasıl verebiliriz?” diyerek batı komşularına doğru sefere çıkar. Onları ağır bir yenilgiye uğratır.

Burada Mete’nin birkaç özelliği dikkat çeker; birincisi şahsi “malı” olarak görülen şeyleri, sorunları savaşmadan halletmek adına kurban etmekten çekinmeyen yapısı. İkincisi hükümdarlığı altındaki toprak parçasını kutsal sayan kişiliği. Üçüncüsü de; rakiplerini her daim şaşırtacak stratejik planlar kuran siyasi becerisi. Sonuncunun en net örneği; artık isteklerinin tecrübesiz hükümdar tarafından her daim yumuşaklıkla kabul edileceğini düşünmeye başlayan Yüeçiler’e ani şekilde saldırıp; onları saf dışı bırakmasıdır. Yüeçiler’i etkisiz hale getiren Mete ardından doğu komşuları Tung-hu’lar (günümüz Moğolları’nın ataları olan topluluk.) üzerine ilerler, onları da ağır bir yenilgiye uğratıp; pek çok ganimetle ülkesine döner.

Sonrasında Han hanedanının hüküm sürdüğü Çin’e yönelir ancak güney komşuları için izleyeceği plan daha farklıdır. Sık ve ani yağma akınlarıyla rakibini kontrol altında tutmayı yeğleyen Mete’nin amacı kalabalık Çin nüfusu içinde erimemek ve asimile olmamaktır. Dışarda rakiplerini aman vermeden saf dışı bırakan Mete, içerde de 26 kavmi kendine bağlayarak; Hun tabiyetine almıştır. Tung-hu’ları, Yüeçiler’i yenip; Çin’i kontrol altında tutarak, Asya’daki güçler dengesini değiştiren Mete, M.Ö 174’te öldüğünde geride birkaç yüzyıl daha en önemli güç olarak kalacak bir devlet bırakmıştır. 

Kübra Yıldırım

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir